|
BAŞBAKAN ve AKP Lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın partisinin geçen hafta Antalya'da düzenlediği toplantıda yaptığı konuşma, AKP'nin siyasi kimliği ile ilgili tartışmayı bir kez daha alevlendirdi.
Erdoğan'ın AKP'yi ‘‘merkez sağ’’ ya da ‘‘merkez’’ bir parti olarak tanımlaması aslında yeni değil.
AKP liderinin son çıkışının daha çok yankılanmasının nedeni, merkez vurgusunu üç önemli unsur üzerinden daha ayrıntılı bir şekilde temellendirmesi oldu.
AKP, DP'NİN DEVAMI MI?
Bunlardan birincisi, Erdoğan'ın AKP'nin Demokrat Parti'nin devamı olduğunu belirtmesiydi.
Bu sahiplenmeye en önemli itiraz, Demokrat Parti'nin iktidara gelişinin 53. yıldönümü dolayısıyla geçen cumartesi günü Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın İstanbul'daki evinde toplanan DP kurucularının ailelerinden geldi.
Bayar'ın kızı Nilüfer Gürsoy'un imzasıyla yaklaşık 70 aileyi temsilen yayınlanan bildiride, ‘‘Atatürk'ün misyonunu devam ettirmek için kurulan Demokrat Parti'nin, laikliği bir şaibe gibi taşıyan bir siyasi kuruluş ile aynı kefeye konması asla kabul edilemez’’ denildi.
MİLLİ GÖRÜŞ ELBİSESİ
Erdoğan'ın konuşmasındaki ikinci önemli unsur, din, ırk ve bölgecilik olmak üzere üç kırmızı çizgi çizerek, AKP'lilerin bu yasak alanlarda siyaset yapmaktan kaçınmalarını istemesiydi.
AKP liderinin en çok tartışılan sözleri üçüncü saptamasında ortaya çıktı. Erdoğan, ‘‘İçimizde mutlak geçmişte bazı siyasi partilerle bağı olanlar vardır. Ama biz o elbiseyi dışarıda bıraktık’’ dedi.
Burada kastedilen, Milli Görüş elbisesidir.
Erdoğan'ın bu sözleri, içinde yetiştiği ocak olan Milli Görüş ile bağlarını tümüyle reddetmesi anlamındaki en kuvvetli beyanıdır.
ERDOĞAN'IN SERÜVENİNDE KOPMA
Erdoğan'ın ısrarla kendisini merkezde tarif etmesi ve Milli Görüş'ü kategorik olarak reddetmesi, siyasi İslam'ın Türkiye'deki en önemli okulundan yetişmiş bir siyasetçinin serüveninde önemli bir kopmayı gösteriyor.
Çok değil, bundan 7-8 yıl önce Erdoğan'ın günün birinde bu çıkışları yapabileceği kimsenin tahayyül edebileceği bir şey değildi.
Bu kırılmanın 28 Şubat'ın tetiklediği ya da hızlandırdığı bir sürecin uzantısı olduğu ortadadır.
Belki çok daha geniş bir zamana yayılabilecek olan bir kopma, 28 Şubat'la birlikte hızlanmış, Erdoğan'ı önce demir parmaklıklar arkasına gönderirken, bir yandan da siyasi geleceğinin önünü açmış, ülkenin en önemli siyasi lideri yapmıştır.
PARTİ DÖNÜŞÜME AYAK UYDURABİLİR Mİ?
Erdoğan, ilginçtir ki, merkezi AKP çizgisinde tanımlamak yerine, merkezi AKP dışındaki bir alan olarak görüp, partiyi bu sosyolojik ve hukuksal alana çekmeye çalışıyor.
Erdoğan açısından güçlük, kendisinin bu çabasında samimi olduğu kabul edilse de, hükümetini, Meclis grubunu ve parti örgütünü ne ölçüde bu merkez alana eklemleyebileceği sorusunda çıkıyor.
AKP liderinin şahsen özlü bir evrimden geçtiğini varsaydığımızda bile, bütün parti kadrolarının bu dönüşümü kendisiyle aynı süratte gerçekleştirebileceğini düşünmek aşırı iyimserlik olur.
GARDIROPTAKİ ELBİSELER
AKP'nin Meclis grubu yaklaşık yüzde 75 oranında Milli Görüş'ün rahle-i tedrisinden geçmiş insanlardan oluşuyor. Bakanlar Kurulu, yine Milli Görüş ağırlığı yansıtıyor.
Üstelik, gerek kabinede gerek parti grubunda Milli Görüş elbisesini gardırobunda saklayan ve zaman zaman giymekte tereddüt etmeyen isimlerle de sıkça karşılaşıyoruz.
Dahası bu elbiseyi dışarıda bıraktığını söyleyen bir parti, nasıl oluyor da, bürokrasideki görevlendirmeler söz konusu olduğunda, çoğunluk bu kumaştan çıkmış isimleri ödüllendiriyor?
Erdoğan'ın bu yöndeki çıkışları her şeye rağmen iyi niyetle karşılanmalıdır.
Ancak elbise, son tahlilde insanların yalnızca görüntüsünü tanımlayan bir örtüden ibarettir.
Bütün mesele, zihinsel değişimin ne kadar zaman alacağıdır.
|