Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'nin AB sürecinde dönüşü olmayan bir yolda olduğunu belirterek, ''genel görüşme istememizin altında yatan sebep, AB konusunda çok kritik bir döneme gelmiş olmamızdır'' dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Hükümet tarafından verilen AB konusundaki genel görüşme önergesinin öngörüşmeleri başladı.
Önerge üzerinde konuşan Dışişleri Bakanı Gül, Hükümet'in AB ile ilgili Türkiye'nin geldiği kritik durumu gözönüne alarak genel görüşme talebinde bulunduğunu söyledi.
Genel görüşmenin kritik bir döneme geldiğine işaret eden Gül, ''Türkiye, üzerine düşenleri en iyi şeklide yaparsa, siyasi iradeyi ortaya koyması durumunda ki koymuştur, iktidar, muhalefet ve sivil toplum örgütleri hep beraber el ele hareket ederse Türkiye'nin AB ile müzakereleri önümüzdeki yılın sonunda başlayacaktır'' diye konuştu.
Gül, bunun için Türkiye'nin en büyük projesinin TBMM'de tartışılmasını istediklerini söyledi.
''FARKLI FARKLI BAKIŞLAR''
Gül, Türkiye AB ilişkilerinde bazı tarihleri hatırlatarak, Türkiye'nin 1995 yılında Gümrük Birliği'ne girerek AB yönünde önemli bir adım attığını belirtti.
Helsinki'de 1999 yılında yapılan zirvede Türkiye'ye aday ülke statüsü verildiğini anımsatan Gül, şunları söyledi:
''Türkiye'nin AET'ye başvurusunun üzerinden 44 yıl, Ankara Anlaşması'nın üzerinden ise 40 yıl geçmiştir. Bütün bu süre içinde inişler, çıkışlar olmuştur. Türkiye içinde farklı farklı bakışlar olmuştur. AB'den de Türkiye'ye farklı farklı bakışlar olmuştur. Ama bütün bu dönemde Türkiye AB yolunda bazen hızlı bazen yavaş ilerlemeyedevam etmiştir.
Dolayısıyla bu bir devlet projesi haline gelmiştir ve bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla dönüşü olmayan bir yoldayız... 40 yıl.. yarım asır...Bu yüzden AB Türkiye'nin aleyhine midir, lehine midir, girelim mi, girmeyelim mi? tartışmalarına burada girmeyeceğim. Çünkü, şimdiye kadar yapılan konuşmaların, görüşmelerin bir anlamı olmaz.
Bizim genel görüşme istememizin altında yatan sebep, çok kritik bir döneme gelmiş olmamızdır. Hükümet olarak bunun farkına varmamızdır. Önümüzdeki 1.5 yılın çok önemli olduğunu gördüğümüzden dolayı, iktidar-muhalefet siyasi irade söz konusu olduğuna göre, tüm Türkiye'de geniş bir uzlaşma söz konusu olduğuna göre, bu fırsatı kaçırmamaya dönüktür.''
Helsinki'de 1999 yılında Türkiye'nin AB adaylığının tescil edildiğini hatırlatan Gül, bu zirveden sonra Türkiye ile AB'nin birbirlerine daha çok yaklaştıklarını söyledi. Gül, bu zirveden sonra Türkiye'nin AB'nin tüm toplantılarına katıldığını kaydetti.
Kopenhag'da 2002 Aralık ayında yapılan zirvede Türkiye için önemli bir karar çıktığını belirten Gül, bu kararın, Türkiye'nin üstüne düşenleri yerine getirdiğinde 2004 yılının sonunda ''vakit geçirmeden'' müzakerelere başlaması olduğunu söyledi.
Gül, Hükümet'in 2003 ve 2004 ilerleme raporlarının en iyi şekilde çıkması için elinden gelen bütün çalışmaları yapacağını belirterek, Kopenhag zirvesinden sonra Türkiye-AB ilişkilerinde son derece olumlu yaklaşımların ortaya çıktığını bildirdi.
AB'DE TÜRKİYE LEHİNE KONJONKTÜR
AB çevrelerinde Türkiye lehine iyi bir konjonktür oluştuğunu ifade eden Gül, Irak savaşının ardından BM ve NATO'nun yanında AB'nin de uluslararası alanda siyasi ağırlığının yetersiz kaldığının ortaya çıktığını söyledi. Gül, Türkiye'nin siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri potansiyeliyle Avrupa'nın stratejik ağırlığının giderek artacağının, transatlantik ilişkilerinin güçlenmesine Türkiye'nin hayati katkı sağlayacağının görüldüğünü bildirdi.
Gül, AB-Türkiye arasında yeni bir konjonktür olduğunu ifade ederek, ''Irak savaşı bunu göstermiştir. AB, Türkiye gibi önemli bir ülke ile birlikte dünyada önemli olaylarda rol alabileceğini göstermiştir'' dedi.
Gül, Türkiye'nin AB'ye girmesiyle sadece Türkiye'nin değil, AB'nin de kazançlı çıkacağının görüldüğünü ifade etti. Dışişleri Bakanı Gül, katıldığı toplantılarda Türkiye lehine olan tutumun güçlendiğine bizzat tanık olduğunu da anlattı.
"HERKESİN ÜZERİNE DÜŞENİ YAPMASI GEREKİR"
Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmiş bir Türkiye'nin tam üyeliğinin reddinin ''felaket'' olacağının kabul edildiğini belirten Gül, ''Eskiden Türkiye'nin üye olup olmayacağı tartışılırken, şimdi ne zaman üye olacağı tartışılıyor'' dedi.
Türkiye'nin ne zaman AB'ye tam üye olacağını söylemenin mümkün olamadığına dikkati çeken Gül, ancak olumlu tavır ve söylemin yükselerek devam etmesi için ülke olarak herkesin üzerine düşeni yapmasıyla mümkün olabileceğini kaydetti.
2004 Aralık ayında yapılacak zirveye kadar üye ülkelerle ilişkilerin kesintisiz sürdürüleceğini bildiren Gül, ''Kendi içimizde de siyasi kriterlere uyum açısından yasal eksiklilerin tamamlanması, uygulamaya dönük eksikliklerin giderilmesi, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve işkencenin önlenmesi önemlidir'' dedi.
MÜZAKERELERE BAŞLAMA KOŞULU
Kopenhag Zirvesi kararlarını yerine getirmek için Türkiye'nin önünde 15 aylık bir süre bulunduğuna işaret eden Gül, siyasi kriterlerin bu yıl içinde tamamlanması, bunun 2003 İlerleme Raporu'na olumlu şekilde yansımasının önemini vurguladı.
Türkiye'nin, kriterleri yerine getirdiğinin raporda yer almasının 2004 Aralık ayında müzakerelere başlamaya hazır hale getireceğini anlatan Gül, kanunları çıkarmak kadar bunları uygulamanın da önemli olduğunu, TBMM ve parlamenterlere önemli sorumluluk düştüğünü vurguladı.
Gül, son 3-4 ay içinde Avrupa kamuoyunda Türkiye lehine olumlu bir havanın estiğine işaret ederek, 2004 yılı sonunda Türkiye ile müzakerelerin başlatılması yönünde AB Komisyonu tarafından hazırlanacak rapora göre karar verileceğini, bu nedenle bu raporun objektif değerlendirmeler içermesinin önemli olduğunu vurguladı.
"TBMM BİRÇOK REFORM PAKETENİ ÇIRMAK ZORUNDA"
2003 İlerleme Raporu'nun yaz aylarında kaleme alınacağını, Ekim ayında ise nihai şeklini alacağını belirten Gül, şöyle konuştu:
''Bu bağlamda Komisyon'un olumlu görüşünün yer alması son derece önemlidir. Bu nedenle, biz her ne kadar önümüzde 15 ay var diyorsak daaslında önümüzde 2-3 ay vardır.
TBMM bu yaz tatile girmeden önce birçok reform paketini çıkarmak zorundadır. Hükümetimiz bu konuda kararlıdır, bakanlıklarımız çalışmaktadır. Bunun sonucunda ortaya çıkan çalışmaları huzurunuza getireceğiz. Önümüzdeki 2-3 ay hepimiz için çok önemlidir. Çünkü, müzakerelerde dikkate alınacak raporlar 2003 yılında hazırlanacak olan raporlardır.''
6. AB UYUM PAKETİ
Gül, konuşmasında, 6. Uyum Paketi'ne de değindi. Paket içinde yer alan düzenlemeler konusunda bilgi veren Gül, kamuoyunda çeşitli şeylerin söylendiğine işaret ederek, ''Eminim ki, bunlar bilgi noksanlığından kaynaklanıyor'' dedi.
Paket içinde yer alan düzenlemelerin büyük bölümünün tüm dünyada uygulandığını kaydeden Gül, ''Seçimlerde gözlemci konusu da böyle...Birçok ülkede var. Türkiye'de 1946 yılından sonra yapılan seçimler; açık, seçik ve düzgün seçimlerdir. Bizim sakınacak hiçbir tarafımız yok. Çeşitli kaygılar olabilir, bunları saygıyla karşılamak gerekir. Ama oturup konuştuğumuzda bu kaygıları giderici tedbirlerin alındığını görürüz'' diye konuştu.
Teknik içerikli AB uyum çalışmalarının yoğun olarak sürdüğünü, buna 58 kamu kurum ve kuruluşunun da katıldığını anlatan Gül, tüm mevzuatın gözden geçirildiğini ve AB'ye uyumlu hale getirilmeye çalışıldığını bildirdi.
AB'NİN TÜRKİYE'YE MALİ DESTEĞİ
''Geri dönülmez bir noktadayız'' diyen Gül, bu süreci kısaltmak için ne gerekiyorsa yapmak gereğini vurgulayarak, AB ile Türkiye ilişkilerinin eksik yönünü oluşturan mali işbirliği konusundaki sorunların giderilmesine çalışıldığını kaydetti.
Türkiye'ye mali desteğin artırılması için gerekli girişimlerde bulunulduğunu belirten Gül, AB Komisyonu'nun Türkiye'ye 2004 yılı için 250 milyon, 2005 için 300 milyon, 2006 için ise 500 milyon Euro yardım yapılmasını önerdiğini anlattı.
Gümrük Birliği konusundaki sorunların hem AB hem de Türkiye'den kaynaklandığını vurgulayan Gül, çeşitli sorunların giderilmesi için bir eylem planının AB Ortaklık Konseyi'ne sunulduğunu, buna yanıtın beklendiğini hatırlattı. Gül, ''Tüm sorunların giderilmesi, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden geçiyor'' dedi.
KIBRIS KONUSU
Gül, Kıbrıs konusunun, Türkiye'nin AB'ye üyeliğiyle veya müzakerelerin başlamasıyla doğrudan ilgili olmamakla birlikte bir faktör olarak düşünülmesi gerektiğini belirterek, Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin Birliğe üyeliği konusunda Türkiye'nin tavrını ortaya koyduğunu hatırlattı.
Hükümet olarak Kıbrıs'ta kalıcı çözüm için uğraştıklarını, son günlerde atılan adımların dünyanın dikkatini çektiğini vurgulayan Gül, Türkiye ve KKTC'nin bu yönde elinden geleni yaptığını söyledi.
Gül, ''Karşılıklı güven oluşturmak gerekir. Sadece masa başında değil, sahada da çok işler yapılmıştır. Türkiye'nin attığı adımların Yunanistan ve Rum yönetimi tarafından da en iyi şekilde değerlendirileceğine inanıyorum'' diye konuştu.
''SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUM''
Gül, Almanya ve Fransa liderlerinin Türkiye'nin tam üyeliği konusunda olumlu tavır içine girdiğini belirterek, Avrupa ülke parlamentoları, dostluk grupları ve parlamenterlerle ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Gül, sivil toplum örgütlerini de göreve çağırarak, ''Bazen bizim sözlerimizden çok onların sözleri daha etkili olmaktadır'' dedi.
Gül, konuşmasının son bölümünde, Avrupa Konvansiyonu'nun çalışmaları hakkında da bilgi verdi.
''40 yıllık bir sürecin sonunu iyi bitirmek zorundayız'' diyen Gül, şöyle devam etti:
''10 yıl önce demirperde ülkeleri dediğimiz ülkeler üye olmuşlardır. 'Nasıl olur da bu ülkeler Türkiye'den önce üye oldular?' diye düşünebilirsiniz. Onlar da önemli değişikliler, devrimler, ihtilaller olmuştur.
Bunun sonucu olarak eski yapı tümüyle yıkılmış, üzerine yeni yapılar kurulduğu için girişleri kolay olmuştur. Ama bizim ise büyük geleneğimiz var, böyle bir süreç yaşamadık. 1950'den beri çoğulcu demokrasinin içinde olduğumuz için bizimki farklı olmuştur. Alışkanlıklarımızı gidermemiz biraz daha zor olmuştur.''
''BİZDEN BEKLENMİYORDU''
Gelinen noktayı ''kritik bir nokta'' olarak değerlendiren Gül, konuşmasını şöyle tamamladı:
''Şu önümüzdeki sürede AB'ye müzakere kapısını açabiliriz ya da bunu tümüyle kapatabiliriz. O nedenle Hükümetimiz bunun bilinci içindedir. Bu nedenle seçimlerden hemen sonra Hükümetimiz daha kurulmadan çalışmalara başladık.
Aslında bizden, AK Parti hükümetinden böyle bir şey beklenmiyordu. Bu nedenledir ki, AB'yi farklı bir noktaya getirmiştir. Memnuniyet verici olan iktidar ve muhalefetin konuya birlikte sahip çıkmasıdır.
İnanıyorum ki, önümüzdeki bu fırsatıda iyi bir şekilde değerlendireceğiz. Hükümet olarak biz bu yolda kararlı şekilde devam ediyoruz. Yeni bir seferberlik başlatacağız bu yolda. Biz, Meclis içinde ve dışında, sivil toplum örgütleri, aydınlarve entelektüelleri de bu yola katarak çalışmaları sürdüreceğiz.''