|
HENÜZ kaygılanmak için erken olabilir. Gelen ilk işaretlere göre, dış ticaret açığı ciddi bir büyüme eğiliminde. Dolayısıyla, cari işlemler açığı da büyüyor. Şimdilik bir sıkıntı yaşanmıyor.
Çünkü, aynı zamanda, Türkiye'de oturanların yatırımlarını dövizden TL'ye geçirmeleri söz konusu. Yani, TL'ye geçerek yaratılan döviz fazlası şimdilik cari işlemler açığının finanse edilmesine yardımcı oluyor.
İç talepte dikkate değer bir canlanma olduğu anlaşılıyor. Bu açıdan, içinde yaşanan eğilimler 2000 yılının başında yaşananlara oldukça benziyor. Tek fark, dalgalı kur sisteminde olduğumuz için faiz oranları 2000 yılında olduğu düzeylere inmekte zorlanıyor.
2000 yılında iç talep patladığında, zamanın hükümeti ekonomik büyümenin önünde engel olmak istemedi. Cari açığın giderek büyümesine göz yumuldu. Bu yıl da, ekonomik büyümenin önünü kesilmek istenmeyebilir. O şartlarda, durumun idare edilmesi birkaç gelişmeye bağlı olacaktır.
ŞARTLAR
Bir: Türkiye yurt dışından ihtiyacı olduğu kadar borçlanabilme olanağına kavuştuğunda, artan cari açık kısa dönemde bir sorun olmaz.
İki: Mali sistem yürürlükteki mevzuatın arkasından dolaşırsa, dövizde açık pozisyon yaratarak artan cari işlemler açığının devamını kısa dönemde mümkün kılabilir.
Üç: Yatırımcılar TL'ye dönüşlerini hızlandırırlarsa, cari işlemler açığının kısa dönemde devamlılığını sağlamak zor olmayabilir.
Bütün bu şartlar ileriye dönük olarak güvenin tesis edilmesi ile yakından ilgilidir. Mali sistemin dövizde açık pozisyon oluşturması sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla, yurt dışından borçlanma olanaklarının açılması ve Türkiye'deki yatırımcıların dövizden TL'ye dönmeye devam etmeleri büyümenin ve cari işlemler açığının artarak devamı için en önemli parametreler olarak görünmektedir.
Cari işlemler açığı arttıkça ileriye dönük kaygıların artması bu stratejinin çok uzun zaman devam etmeyeceği anlamına gelmektedir. Kaçınılmaz olarak cari işlemler açığının artmasını önleyecek önlemler gündeme gelecektir. Bu noktada da hükümetin önünde iki seçenek vardır.
SEÇENEKLER
Birinci ve en gerçekçi seçenek gereken önlemlerin zamanında alıp iç talep artışını dizginlemektir. Bu yolla, hem hedeflenen enflasyona yaklaşma kolaylaşacak hem de Hazine'nin borçlanma maliyetini düşürmek daha kolaylaşacaktır.
İkinci seçenek, olan bitene kayıtsız kalıp ekonomik büyümenin devamını sağlamaktır. O taktirde, piyasa mekanizması kendi çözümünü bulacaktır. Piyasa mekanizması kendi çözümünü bulduğunda, enflasyon hedefinden uzaklaşılacak, Hazine'nin borçlanma maliyetini düşürmek hayal olacaktır.
2000 yılındaki gelişmelerle paralellik kurarak bir kriz beklentisi içine girmek bu aşamada çok doğru değildir. Ama, 2000 yılının başında yaşananlardan ders çıkarmak bir yol kazasına uğramamak için çok önemli ipuçları vermektedir.
Kısa dönemde, ancak borçlanabildikçe döviz açığı verilebilir. Borçlanmaya dayalı bir büyüme stratejisi ise önümüzdeki hedeflerin neredeyse tümüyle çelişkilidir. |