|
BEN bu olayı çok iyi hatırlıyorum. O günlerde uçağın Yunanlılar tarafından düşürüldüğü yolunda bilgiler gelmişti.
Biraz da içimizden ‘‘İnşallah öyle olmamıştır’’ duygusuyla olayı araştırmıştık.
Ama ne Türk makamları ne de Yunan tarafı olayı doğrulamıştı.
Biz de içimizden bir oh çekerek haberi bir kaza olarak vermiştik.
Ama Ankara'daki söylentiler öyle kuvvetliydi ki, içimizde bir şüphe kalmamıştı desem yalan söylemiş olurum.
O şüpheyi içimizde hep taşıdık.
Yani, bir uçağımızın Yunan jetleri tarafından düşürülmesi.
Hava Kuvvetlerimiz'e efsane diyebileceğimiz bir güven duygusuyla bakan bizler için elbette bu kabul edilebilecek bir şey değildi.
Hatta, kanat oyunlarıyla Yunan Mirage'larını suya çakan Türk jetlerinin hikáyelerini dinlerdik.
HEP KORKU DUYARDIM
İşin hamaset tarafı bir yana bırakılırsa, Ege'deki sürtüşmenin bir gün böyle bir noktaya geleceğinden hep korku duyardım.
Meğer korktuğumuz başımıza gelmiş.
Ama o dönemin bütün askeri ve siyasi sorumlularını tebrik ediyorum.
Çünkü, Kardak gibi bir kayalık yüzünden savaşın eşiğine gelen iki ülkenin, bir jet uçağının düşürülmesi gibi çok daha ağır sembolik anlamı olan bir olayı büyütmemesi elbette övgüye değerdir.
Tabii bir vatandaş olarak şunu da söylemeden geçemem:
Keşke bu olay kamuoyuna açıklansaydı, ama bir savaş nedeni haline de getirilmeseydi.
KIŞKIRTICI OLMAYALIM
Bu olayda da kışkırtıcı bir havaya girmenin hiç manası yok.
Yunanistan, Avrupa Birliği üyesi, Türkiye ise Avrupa Birliği'yle tam üyelik müzakerelerinin başlamasını bekleyen kapıdaki bir ülke.
Ben tekrar o günlere dönmek istiyorum.
Uçağımızın düştüğünün ertesinde bir yazı yazmıştım.
Kurtulan pilotumuzun basın önüne çıkarken yaptığı bir hareket çok hoşuma gitmişti.
Pilotumuz, kendisiyle konuşmak isteyen gazetecilerin önüne sakal tıraşı olmadan çıkmayı reddetmişti.
Küçük gibi görünen, ama bana göre Türk Silahlı Kuvvetleri'nin disiplinini ve kendi imajına verdiği önemi gösteren çok önemli bir hareket.
Şimdi gelelim Yunan tarafına.
Bugün Hürriyet'te yayınladığımız fotoğraf üzerinde hem Atina'nın hem de Ankara'nın çok büyük önemle durması gerekiyor.
Subaylarına, gazetecilerin önüne sakal tıraşı olmadan çıkmayın kültürü veren Silahlı Kuvvetler'in, Yunan Mirage uçağının burnundaki Türk bayrağına gönülleri kırılmadan bakması herhalde mümkün değildir.
Kimsenin de onlardan bunu beklemeye hakkı yoktur.
ASIL GÖREV ATİNA'NIN
Burada asıl görev düşen taraf, Yunanistan'dır.
İki ülke savaşta olmadığına göre, askerliği savaşlar için geçerli olan uluslararası teamüllü böyle bir olay için uygulamak doğru mudur?
Yani o Yunan uçağının ucuna Türk bayrağını takmak, gerekli ve yararlı bir iş midir?
Uçağın burnundaki o Türk bayrağı, Yunan gururunu okşayabilir.
Ne bileyim, Kardak'ta kırılan gururu ‘‘1-1’’ haline getirip eşitleyen bir pansuman gibi görebilirler.
Ama, her gün Ege üstünde uçan genç Türk pilotlarının, ruhunda ‘‘1-0’’ duygusuna yol açmaz mı diye düşünmek de gerekir.
Bu da Ege semalarında her gün ve her gece adı konmamış bir kan davasının sürebileceği anlamına gelebilir.
Askerlik somut silahlar kadar bayrak, sancak gibi sembolik değerler üzerine kurulu bir vazifedir.
O yüzden, artık birbirleriyle dost olmaya kararlı olduklarını bütün dünyaya ilan etmiş iki ülkenin bu iklimi bozacak davranışlardan kaçınması gerekir.
SAĞDUYUYA DAVET HATIRASI
Türk bayrağının F-16'mızı düşüren Mirage uçağının burnunda hálá durup durmadığını bilmiyorum.
Çünkü elimizdeki fotoğrafın yeni olup olmadığını bilmiyoruz.
Ama İsmail Cem ve Papandreu arasında başlayan samimi ilişkilerden sonra yepyeni bir döneme giren Türk-Yunan ilişkilerini bu medeniyet çizgisinde götürmek istiyorsak o bayrağın uçağın burnundan silinmesi gerekir diye düşünüyorum.
O bayrak belki bazı Yunanlıların gururunu okşayan bir zafer madalyası olarak görülebilir.
Ama Ege'nin bu tarafında açık duran bir yara olarak kalacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır.
İşte o yüzden, o gün çok başarılı bir şekilde kamuoyundan gizlenen ve savaş nedeni haline getirilmeyen bu tatsız olayın son hatırası da silinmelidir.
Ve bu olay, Ege üzerinde uçan genç Türk ve Yunan pilotları için her zaman sağduyu ve serinkanlılığa davet eden bir hatıra haline gelmelidir. |