|
DEMOKRASİ halk dalkavukluğu, yani siyasetbilim deyimiyle ‘‘popülizm’’ değildir!
Çünkü, ne ‘‘halk’’ın yanılmayacağına dair bir kural vardır; ne de aynı ‘‘halk’’, genel heterojen kitleselliğinden ötürü ‘‘seçkin’’lerin birikimine ve öngörüsüne vakıf olabilir.
Ve bazen, o birikimsizliğin ve o öngörüsüzlüğün yanlışı demokrasiyi ölüme götürür.
Ancak, bunları söylediğim için hot zotçu bir ‘‘Jakobenizm’’i savunduğum sanılmasın.
Haşa ve de zaten, eğer ‘‘çoğunluk iradesi’’ne saygı duymazsam, demokrasinin ‘‘d’’sini ağzıma almak hakkından mahrumum demektir.
* * *
BURADA çağrıştırmak istediğim şey çok hassas bir dengede odaklanıyor.
Çünkü, yukarıda ‘‘seçkin’’ kelimesini kullanırken bizde yerleşiklik kazanmış biçimiyle ‘‘derin karar odakları’’nı ve ‘‘rical’’i kastetmedim.
Başta bizzat milletin kendi ‘‘vekil’’leri; sonra da o ‘‘vekaleti’’ iktidarda somutlaştıran hükümet ve kamuoyu oluşturan ‘‘fikir üreticisi kesim, demokratik bir ‘‘elit’’i çağrıştırıyorum.
Aynı şekilde, ‘‘anti - halk davukluğu’’yla da bir ‘‘öncü tarzı’’ vurgulamak isterim.
Başka bir deyişle, tamam, ‘‘çoğunluk iradesi’’ne nihayette tabii ki ‘‘evet’’!
Ama, iş o raddeye varmadan önce ve akıntıya göğüs germek pahasına, gerektiğinde bu ‘‘irade’’yi değiştirebilmek ve yanlışı işaretlemek için ‘‘ikna’’da ısrara da bin defa ‘‘evet’’!
İşte, tanımladığım tür ‘‘demokrat seçkin’’leri ‘‘halk’’tan ayıran özellik tam buradadır.
Demokrasilerde de varolan ‘‘öncülük’’ yukarıdaki ‘‘misyon’’u ve ‘‘kavga’’yı kapsar.
* * *
KAPSAR, zira ‘‘çoğunluğun’’ yanılgısını asgariye indirgemek amacıyla ‘‘azınlığın’’ dişe diş bir mücadele vermesi zaten demokratik sistemin temel kuralları içinde yer alır.
‘‘Elit’’lerin gradosunu ise ‘‘doğru’’yu görmek, öngörmek ve göstermek oranı belirler.
Ancak burada ‘‘Jakoben seçkin’’le ‘‘demokrat seçkin’’ arasında hayati fark vardır.
‘‘Jakoben seçkin’’ kendisini empoze eder. ‘‘Çoğunluk iradesi’’ni zerre umursamaz.
‘‘Demokrat seçkin’’ ise ‘‘ikna etmekten’’ başka bir yöntem tanımaz.
Ve, ‘‘çoğunluk’’ totalitarizm veya teokratizm gibi evrensel demokrasi ilkeleriyle zıt bir ‘‘irade beyanında’’ bulunmadığı müddetçe de, kabullenmese dahi o ‘‘irade’’ye saygı duyar.
Tıpkı, ‘‘tezkere’’ konusunda bu satırlar yazarının yaptığı gibi....
* * *
EVET, genel olarak Irak siyaseti, özel olarak ise ‘‘tezkere’’ konusunda ‘‘halk’’ da yanıldı, onun vekilleri de yanıldı, onun ‘‘vekaleti’’ de yanıldı.
Görünen köy kılavuz istemiyor, harekat ertesinde Türkiye'nin geldiği yer ortadadır.
Zaten, bu aşikar durumu yanılmış olan ‘‘halk’’ da artık farkediyor ki, ‘‘A&G’’ şirketi tarafından gerçekleştirilen kamuoyu taraması savaş öncesindekinin tersi bir sonuç veriyor.
Bugün hükümetin tutumunu onaylamayanlar, o gün onaylayanlarla yer değiştirmiş.
Demek ki, bu satırların yazarı da dahil çok azınlık bir kesim ‘‘seçkin’’in ‘‘çoğunluk iradesi’’ne karşı çıkması ve o ‘‘irade’’yi ‘‘ikna’’ yöntemiyle değiştirmeye çalışması doğruydu.
Ama, cereyana direnen böyle ‘‘öncü’’ bir tutum itibar görmediği gibi, diğer ‘‘seçkin’’ lerin ezici bölümü tam tersine, ‘‘halk dalkavukçuluğu’’ yaparak yanlışa ‘‘gaz verdiler’’.
Dolayısıyla, ‘‘elit’’ kimliklerinden ötürü, yanlış yönlendirme yaptıkları ve öngörüde fos çıktıkları için, onlar aslında ‘‘halk’’tan çok daha fazla büyük sorumluluk taşıyorlar.
* * *
FAKAT demokrasilerde böyle yanılgılara düşülebilir ve bunu da normal karşılıyorum.
Normal karşılamadığım şey şu: Öncülüğü ıskalayan ve akıntıya kapılan bu ‘‘seçkin’’ ler (!) hala ‘‘çoğunluk iradesi’’ lafını geveleyerek ‘‘halk dalkavukluğu’’nu sürdürüyor.
Eh, bunlardan ‘‘demokrat’’ değil ancak ‘‘medyokrat’’, yani vasatlık zaptiyesi olur. |