18/05/2003 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Pazar
18.05.2003
Hadi ULUENGİN
Bir sinema rüyası
  
huluengin@hurriyet.com.tr
 

Cannes Film Festivali'nin açılışı yapıldı.

Orada olmak vardı, kim bilir ne curcunalıdır, ne cazibelidir, ne cascavlıdır!

İlkin, küçük bir prodüktör kendilerini keşfetsin de deneme için önce yatak odasından, sonra kamera karşısından geçirsin diye diri memelerini daha da öne fırlatarak ‘‘paparazzi’’ fotoğrafçılara kumsalın üzerinde çıplak poz veren ‘‘starlet kız’’ bozuntularından başlayın.

Ardından, ‘‘Croisette’’ denilen kordon boyunda kah milyarlık yatlara, kah milyarder otellerine bakarak bir aşağı bir yukarı piyasaya yapan, yeni bitme ‘‘artististçik’’lere göz atın.

*

HELE hele, bir ihtimal Karun bahşişi çakarak, diğer bir ihtimal de allem kallem ederek ızbandut kapıcıyı atlatıp o otellerden birine girebilirseniz, seyreyle gözüm sen dünyayı!

Lobide mutlaka, ismini afişlerden, suretini de sinemadan tanıdığınız bir yarene rastlarsınız. Ya kendisiyle mülakat yapan gazeteciye son filmi hakkında bilgi veriyordur ya da cep aparatından Hollywood veya Roma'yla görüşerek, platoda işlerin nasıl gittiğini soruyordur.

Ve, daha cesur davranıp, ışık yakamozuna rağmen kordona tenhalığın, rıhtıma da serinliğin artık bayağı bayağı indiği geç saatte, aynı otellerden birinin barına kapağı atın. Hiç belli olmaz, tezgaha, hanidir ekranda gördüğünüz ve hanidir platonik aşk yaşadığınız o sonsuz alımlı kadının bitişiğinde dirsek dayabilirsiniz.

Kadın, belki galası istediği ölçüde alkış toplamadığından, belki de zaten boşanmakta olduğu kocasıyla telefonda kavga ettiğinden, iyice hüzünlüdür.

Taburenin üzerinde cidden içkisini yudumlarken, deminden beri ayağını çok sıkmış iskarpininin topuğuna basmaktadır.

Sustada bekleyen barmeni ve kendini hayranlıkla süzen müşterileri de görmektedir.

Beyazperdedeki platonik aşkınız, o an yalnız ve yalnız bir ‘‘ka-dın’’dır!

*

HİÇ vakit kaybetmeye gelmez ve derhal ‘‘uvertür’’ yapmak gerekir. Ancak, ‘‘Şu filmdeki rolünüzden dolayı size hayranım’’ ya da ‘‘Bu filmdeki rolünüzden bile daha güzelmişsiniz’’ türü bir girizgah enayiliğin daniskasına tekabül eder. Emsalsiz kadın belki belki bir ‘‘teşekkürler’’ der ama, sonra da sizi yukarıdan aşağıya şöyle bir süzüp, taburesinde derhal sırtını döner. Kadının ‘‘kadınlığını’’ anlamaktan aciz ve onu orada da sinemanın efsanesinde düşünen ahmak erkeğe meheldir, oh olsun!

Hadi bakalım, cüzdanını boşaltacak kadehini öde ve yallah, sana üç kuruşluk ‘‘starlet bozuntuları’’ bile çoktur, avucunu yalayarak tekrar kordon talimine çık!

Tezgah komşunuz kadına, ‘‘Size belki garip gelecek ama hüznünüz ve yorgunluğunuz hoşuma gidiyor’’; ya da, ‘‘Bilirim, iskarpinlerin sıkması pek berbat bir şeydir, fakat işte bazen mecburiyet...’’ gibisinden bir cümle söylemek gerekir.

Onun ‘‘muazzam aktrisliğini’’ tamamen unutmak ‘‘olmazsa olmaz’’ şartı oluşturur.

Bir tereddüt anı yaşayacaktır.

Sonra, taburesini hafiften size doğru dönerek, ‘‘Françoise Sagan da ‘Günaydın Hüzün'ü galiba bu taraflarda yazmıştı’’ cinsinden bir karşılık verecektir.

‘‘Çok kötü romandı ve tek avantajı ‘ilk' olmasıydı’’ yanıtını vermek ve platonik aşkınıza bakmadan, kadehi bir solukta dikmek zorunluluğu vardır. Kadın şimdi taburesinde iyice size doğru dönmüştür ve gala tuvaletinin belli belirsiz yırtmacından sıyrılmış diz kapağı, kendisi bile fark etmeden sizinkine dokunmaktadır.

Biraz durur ve ardından boş bardağınıza bakarak, ‘‘Size bir içki söyleyebilir miyim, faturayı nasılsa prodüktör ödüyor’’ diyecektir. Sonra da, ‘‘Kimsiniz’’ diye ekleyecektir.

‘‘Çok züğürt dahi olsa Doğulu bir şehzade kendine, şu an tanıdığı bir cazibe kadınından içki ısmarlatmaz. Önce ben! Sonra, muhtemeldir... Sizinki yine aynısından mı olsun’’ diye cevaplamak ve niceliğinizi ancak, kaş göz işaretiyle barmene bardakları yenilettikten sonra anlatmaya başlamak gerekir ki, zaten şaşkaloz komi daha da şaşırmıştır.

*

VE sinemanın şeridi akar.

Çünkü, sinemanın kadını şimdi ‘‘sinema oynanmadığına’’ güvenmektedir ve afişteki isminden dolayı değil, her boyutuyla kadınlığından dolayı sizi cezbettiğinin farkındadır.

Anlatın, anlatacaktır! Dinleyin, dinleyecektir! Anlayın, anlayacaktır! Daha sonra, pencere bulunmadığı için bodrum katı barından sabahın geldiği fark edilmese dahi, müşterilerin el ayak çekmesinden ve temizlikçilerin yavaş yavaş masaları silmesinden dolayı, erken günün başlamakta olduğu artık kesinlik kazanır.

Tek yapılacak şey, komiyi çağırıp kadının gala etolünü odasına yollattıktan sonra kendi ceketinizi onun dekolte omuzlarına koymak ve, ‘‘Hadi, güneşin Akdeniz'de doğuşunu seyretmek için kordonda biraz yürümeye gidiyoruz’’ diyerek, hemen dışarı çıkmaktır.

Platonik aşkınız şimdi iskarpinlerini elinde tutarak sahil kaldırımında yalınayak yürümektedir ve aniden peydahlanacak ‘‘paparazzi’’ fotoğrafçıların kendisini ‘‘suçüstü’’ (!) yakalayabileceğine hiç aldırmadan başıyla size yasladığından da, ‘‘platonik aşk’’ artık ‘‘reel aşk’’a doğru yürümektedir.

Ürperdiği an ise ‘‘Elinle omuzlarımı sar, iyicene sar. Sar ve bırakma’’ demektedir.

İşte, ‘‘Cannes rüyası’’nı ikiniz birlikte görmektesinizdir ve hiçbir flaş, hiçbir kamera, hiçbir plato, hiçbir trüjak, hiçbir montaj bu ‘‘sinemasız sinema’’ rüyasını asla engelleyemez.


Hadi ULUENGİN
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Kıbrıs'ta sil baştan...
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Bir ‘bitli muhacir’ hikâyesi
 
    Ali Atıf BİR
  Başka genel yayın yönetmeni yok mu?
 
    Ayşe ARMAN
  27 çerçevenin dayanılmaz ağırlığı (*)
 
    Bekir COŞKUN
  Suç...
 
    Doğan HIZLAN
  En son ne zaman müzeye gittiniz?
 
    Doğan ULUÇ
  Ünlü çapkınların listesi kabarık
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Kendi geçmişini inkár etmek
 
    Enis BERBEROĞLU
  Merkez oylar AKP'ye mi yoksa CHP'ye mi kaymalı?
 
    Ercan KUMCU
  Değişik bir kadın bilimci: Chatelet
 
    Erdal SAĞLAM
  Piyasalar IMF görüşmelerine hazırlıklı olmalı
 
    Erkan ÇELEBİ
  Tüpgazda indirimi ÖTV'yle yediler
 
    Ferai TINÇ
  İlk işareti bir hafta önce verdi
 
    Gila BENMAYOR
  Arjantin'de tek kişilik tango
 
    Kanat ATKAYA
  Göz ve kulak
 
    Yurtsan ATAKAN
  Microsoft porno işine el attı
 
    Murat BARDAKÇI
  Sultan Abdülmecid 150 yıldan beri Washington’u gözlüyor
 
    Pakize SUDA
  ‘Bir karı olmuş 15 milyar’
 
    Sedat ERGİN
  Irak Kürtlerine yeni bakış
 
    Tuğrul ŞAVKAY
  Sola, perduta, abbandonata
 
    Uğur CEBECİ
  Avrupa’nın yeni transit merkezi
 
    Yalçın BAYER
  İstanbul reklam çöplüğüne çevrildi
 
    Yalçın BAYER
  AKP 3 yıllık öğretmeni müdür yaptı Milletvekilinin ‘aile şirketi’
 
    Yalçın DOĞAN
  Arundhati Roy’u izlemeye devam edin
 
    Mehmet YAŞİN
  Kastamonu: Huzurlu sığınak
 
    Özdemir İNCE
  Latife Hanım’ın başörtüsü
 
    Oğuz ARAL
  Zengin kime derler?
 
    İlhan SÖYLER
  Hayaller
 
    Korkut GÖZE
  Bekliyorum...
 
    Vedat OKYAR
  Ucu göründü
 
    Can BARTU
  Bitmiş bunlar
 
    Sevgi'nin Diviti
  Eğitimsiz ülkelerin müzelerine en büyük zararı kendi halkı verir
 
    Şükrü KIZILOT
  Evde fazla kalan misafirin vergisi var
 
    Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
  Detoks diyetleri
 
    İlker YASİN
  Bir başka bahara
 
    Ebru ÇAPA
  Hayırsız evladız vesselam...
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com