18/05/2003 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Pazar
18.05.2003
Ayşe ARMAN
27 çerçevenin dayanılmaz ağırlığı (*)
  
aarman@hurriyet.com.tr
 

‘Bu duvar senin olabilir!’

Aynen böyle dedi.

Sözünü ettiği 3 x 2.5 metrelik bir duvar.

Futbolcular gibi dizlerimin üzerinde yeşil sahaların bir ucundan diğer ucuna kayarak ‘‘Oleeeeeey!’’ diye bağırmak istedim.

Sonra kendime geldim:

Böyle söylüyor ama başına gelecekleri biliyor mu? Beni yeterince tanıyor mu? Onu uyarmak sana mı düşüyor? Vicdan yapma Ayşe. Adam duvarı verdi işte!

‘‘Senin evinin 3 metreye en çarpısından 2.5 olan şu duvarı, tamamen benim olacak mı, hakikaten öyle mi?’’

‘‘Evet aşkım...’’

Sarılıyoruz..

Yeşil sahalarda değil ama sevgilimin boydan boya halılarının üzerinde yuvarlanıyoruz.

Bu dönemi D.Ö. olarak tanımlıyoruz.

Yani Duvardan Önce...

*

Ben insanların, aşktan gözlerine perde inmiş halde olsalar bile, birbirlerine nefes alacak alan bırakmaları gerektiğine inananlardanım.

İyi ve oturaklı bir cümle oldu.

Ama kurması, Allah için zor oldu.

Şunu demek istiyorum, hani çok moda bir kavram var ya, ruh ikizi, işte ondan da olsan, tek vücut da, tek ruh da, her ne haltsan...

Ayrı ayrı insanlarsın.

İki kişi yani.

Tek değilsin canım.

Dün de doğmadın.

Koskoca bir kişisel tarihin var.

O tarihle birlikte seninle bugüne kadar gelmiş zevklerin, alışkanlıkların, estetik anlayışın var.

Aşığız diye kendimizden vaz geçecek halimiz yok ya.

Elbette zamanla ortak bir şeyler de gelişiyor.

Yine de insanların bütün zevkleri bir olmuyor.

Şimdi duvardan buralara niye geldin demeyin.

Acele etmeyin.

Dinleyin.

*

Biz, günün birinde aynı evde oturmayı planlıyoruz.

Ama şimdilik 5 dakikalık mesafede, iki ayrı evde yaşıyoruz.

Evlerin yakın olması işi kolaylaştırıyor.

Hiçbir geceyi ayrı geçirmeye gerek kalmıyor.

‘‘Kravatım sende kaldı, kemerimi bulamıyorum, nerede bu saç spreyi?’’ ıstırapları çekmiyoruz yani. Fakat gelin görün ki, evlerimiz ve zevklerimiz birbirinden farklı.

Bugüne kadar bu mesele (yani Duvardan Önce, D.Ö.) hiç sorun olmadı. Kimse kimsenin zevkine müdahale etmedi, çünkü zaten ayrı evlerde oturuyoruz.

*

Yazılarını okuduğunuz bu kadının evi, hayır dağınık değil efendim, öyle mi tahmin ediyorsunuz, yanılıyorsunuz, organize bir dağınıklık benimki, düz durağan görüntüler beni hasta eder, ben renk severim, sürpriz severim, resim severim, çerçeve severim, kitap severim, yaşayan ev isterim, evin bacakları kolları olacak, hareket edecek, e bir de kedim var, o da yeteri kadar hareketli zaten, her şeyi mahvedecek!

Ev dediğin nefes alacak. Sonra ayağım, yere -ahşaba yani- basacak. Sevmem halı. Bir kere kedim ucundan yer! Bir anneyim, onu düşünmek zorundayım. Koltuklarımı da yiyor, sesimi çıkarıyor muyum, ‘‘Feda olsun,’’ diyorum, koltuklarım beyaz bile olsa -ki öyle- lambalar bambaşka bir renk olacak. Zamanla onlar atılacak yerine başkaları alınacak. Mobilyaların yerleriyle mütemadiyen oynanacak.

Anladınız mı?

Çocuklar gibi renk ve hareket çekiyor beni.

Bir yetişkin evinde solarım yani.

Ne var ki, sevgilimin evi benimkinin tersi. Bir ergen evi olduğunu söylemek zor. Çok modern, çok rahat ama aynı zamanda şık. Spor abiye kıyafetler vardır ya, hani uçuşan kaliteli ketenler, bembeyaz gömlekler, öyle. Tavan, duvar ve halılar aynı renkte: Açık bej. Çok ama çok sade. Benim mesela asla öyle bir evim olamadı. Tutamam kendimi. Renk sokarım. Bir şey asarım. Turuncu bir yastık alırım. Yani yaparım bir abukluk. Ama sevgilim öyle değil. Gereksiz hiçbir şey yok onun evinde. Çoğunlukla gri, lacivertler, bejler giyen birinden söz ediyoruz, kırmızı bir tişörtle dolaştığını bile asla görmedim mesela, anlatabiliyor muyum, giyim tarzı nasıl konservatifse evinin dekorasyonu da öyle...

*

Ve bu adam...

Bugüne kadar sadece birkaç şifonyer çekmecesini ve banyoda bir-iki rafını işgal ettiğim adam, bana evinin, o şık, steril evinin bir duvarını verdi.

‘‘Senin olsun ne yaparsan yap,’’ dedi.

Beni az çok tanıyorsunuz, benim gibi bir insanın o holdeki 3 x 2.5 metrelik duvara sadece şık bir tablo asmayı filan hayal edeceğini düşünmüyorsunuz değil mi?

Teşekkür ederim.

Ya da kendi halinde yan yana üç fotoğraf çerçevesi.

Mersi.

Bana bir alan verilmiş. ‘‘Ne yaparsan yap!’’ denmiş. Düşünsenize, bütün yaratıcılığımı döktürebileceğim. Fena da bir duvar değil, kıyıda köşede kalmış gibi görünüyor ama ben öyle bir atraksiyon çekerim ki, ilgi çekici bir hale getiririm... Diyorum. Bir taraftan da ev sahibinin altı özellikle çizilmiş şeylerden hiç hoşlanmadığını biliyorum. Ama duvarı bana verdi. Vermeseydi. Yatak odasının her santimetrekaresine duvarları delik deşik etme pahasına poster yapıştırmasına izin verilmiş bir çocuk gibi sevinçliyim.

*

Hemen aynacı Zeki'yi arıyorum:

‘‘Zekicim, elimde 40'a yakın fotoğraf var...’’

‘‘Abla, yeni bir şey yapacağız galiba?..’’

‘‘Evet Zeki, bir duvar.’’

‘‘Ama senin evinde boş duvar kalmadı ki!’’

‘‘Yok Zeki, bu seferki sevgilimin evinin duvarı. Bana verdi de. Birlikte çekilmiş bütün fotoğraflarımızı çerçeveletip, ona sürpriz yapayım diyorum. Bazıları art arda çekilmiş kareler, onların aynı çerçevede olmasını istiyorum. Toplam 27 çerçeve. Hepsi birbirinden farklı olacak.

‘‘Anlamadım abla?’’

‘‘Siyahlar, griler, ahşaplar, camlar... Fonlar ve ebatlar farklı. Aynı zamanda çerçeveletilmiş gibi dursun istemiyorum. Sanki zaman içinde yapılmış gibi. Tamam mı?’’

‘‘Ne zaman getireyim örnekleri?..’’

‘‘Hemen.’’

*

Zeki şahane adam, yapıverdi.

Ben de büyük bir heyecan içinde soluğu sevgilimin evinde aldım.

Ürkütmemek için çantadan önce üç çerçeve çıkardım.

‘‘A resim mi asacaksın duvarına, ne şeker!’’ dedi.

‘‘Üç tane mi asacaksın?’’

‘‘Hayır.’’

Çantadan çıkarmaya devam ediyorum.

‘‘Beş tane mi?’’

27'yi gördüğünde bayılmak üzereydi.

‘‘Ama duvar benim’’ dedim.

‘‘İyi de bunların hepsi birbirinden farklı’’ dedi.

‘‘Özellikle’’ dedim.

‘‘Hepsi nasıl sığar ki?’’ dedi.

‘‘Sığacak’’ dedim.

‘‘Bu ev çok sade... Biraz çıfıt çarşısı gibi olmayacak mı?’’

İşte bu lafı duyunca kıyameti kopardım.

‘‘Duvar benim, zevk benim!’’

‘‘Ama Ayşe burası benim evim.’’

‘‘Vermeseydin o zaman duvarı. Çerçevelerimi alıp gidiyorum...’’

‘‘Saçmalama nereye gidiyorsun?!’’

‘‘Ev alamadım ama yeni bir ev tutacağım, bu çerçeveleri de oraya asacağım.’’

Ve ağlamaya başladım.

İnanılır gibi değil ama o 27 çerçeve üzerinden bütün bir ilişkimizi sorguladım: ‘‘Peki biz nasıl aynı evde oturacağız? Sen bu çerçeveleri bile beğenmiyorsun? O evi nasıl döşeceğiz? Kedim ne olacak? Yaşadığı sürece koltuk yiyecek, atamam ki onu, sen de yenmiş koltukları olan bir evde oturmazsın...’’

Küstüm uyudum.

*

Uyandığımda tepemde en neşeli haliyle, ‘‘Duvar senin, hadi gel hepsini asalım,’’ diyen bir adam vardı.

‘‘Ama sığmıyor ki,’’ dedim.

‘‘O zaman sana başka bir duvar vereyim’’ dedi.

‘‘Yok istemem. Zaten ben de fark ettim, evinin dekorasyonuna gerçekten uymadı bunlar...’’

‘‘O zaman siyahlarda ve grilerde anlaşalım...’’

‘‘12 tane var, hepsini asabilir miyim?’’

‘‘Tabii ki...’’

Diyeceğim o ki, aşk varsa, sevgi varsa (bir de böyle anlayışlı bir adam!), bir orta yol bulunuyor mutlaka, biz o gün o çerçeveleri asmadık, onun yerine halılarda yuvarlandık. Biliyor musunuz, ahşapta yuvarlanmak daha zor, boydan boya halı fikri de hiç fena değilmiş! Neyse o 27 çerçeve şimdi evin içinde yerde duruyor. Zaten Prag'dayız. Biz asamadık. Siz gidip asar mısınız?



(*)
: Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği'nin şehrinde turlayınca, insan ister istemez böyle bir başlık atıyor.


Ayşe ARMAN
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Kıbrıs'ta sil baştan...
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Bir ‘bitli muhacir’ hikâyesi
 
    Ali Atıf BİR
  Başka genel yayın yönetmeni yok mu?
 
    Bekir COŞKUN
  Suç...
 
    Doğan HIZLAN
  En son ne zaman müzeye gittiniz?
 
    Doğan ULUÇ
  Ünlü çapkınların listesi kabarık
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Kendi geçmişini inkár etmek
 
    Enis BERBEROĞLU
  Merkez oylar AKP'ye mi yoksa CHP'ye mi kaymalı?
 
    Ercan KUMCU
  Değişik bir kadın bilimci: Chatelet
 
    Erdal SAĞLAM
  Piyasalar IMF görüşmelerine hazırlıklı olmalı
 
    Erkan ÇELEBİ
  Tüpgazda indirimi ÖTV'yle yediler
 
    Ferai TINÇ
  İlk işareti bir hafta önce verdi
 
    Gila BENMAYOR
  Arjantin'de tek kişilik tango
 
    Hadi ULUENGİN
  Bir sinema rüyası
 
    Kanat ATKAYA
  Göz ve kulak
 
    Yurtsan ATAKAN
  Microsoft porno işine el attı
 
    Murat BARDAKÇI
  Sultan Abdülmecid 150 yıldan beri Washington’u gözlüyor
 
    Pakize SUDA
  ‘Bir karı olmuş 15 milyar’
 
    Sedat ERGİN
  Irak Kürtlerine yeni bakış
 
    Tuğrul ŞAVKAY
  Sola, perduta, abbandonata
 
    Uğur CEBECİ
  Avrupa’nın yeni transit merkezi
 
    Yalçın BAYER
  İstanbul reklam çöplüğüne çevrildi
 
    Yalçın BAYER
  AKP 3 yıllık öğretmeni müdür yaptı Milletvekilinin ‘aile şirketi’
 
    Yalçın DOĞAN
  Arundhati Roy’u izlemeye devam edin
 
    Mehmet YAŞİN
  Kastamonu: Huzurlu sığınak
 
    Özdemir İNCE
  Latife Hanım’ın başörtüsü
 
    Oğuz ARAL
  Zengin kime derler?
 
    İlhan SÖYLER
  Hayaller
 
    Korkut GÖZE
  Bekliyorum...
 
    Vedat OKYAR
  Ucu göründü
 
    Can BARTU
  Bitmiş bunlar
 
    Sevgi'nin Diviti
  Eğitimsiz ülkelerin müzelerine en büyük zararı kendi halkı verir
 
    Şükrü KIZILOT
  Evde fazla kalan misafirin vergisi var
 
    Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
  Detoks diyetleri
 
    İlker YASİN
  Bir başka bahara
 
    Ebru ÇAPA
  Hayırsız evladız vesselam...
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com