|
ADAM vardır, suç işlemiştir. Cezasını çekmiştir ama pişmandır. Artık o doğrultuda bir şey yapmaz. Sorulunca ‘‘ben o işi yapmıştım ama artık değiştim’’ der. Böylesine saygı duyarım. Geçmişini inkár etmez.
Bir de hiç saygı duymadıklarım vardır. Bunlar ‘‘belli görüşlerle’’ yıllar boyu gazetecilik ve siyaset yaparlar. Bilinçleri yerindedir. Sonra bir gün gelir, şu veya bu nedenle ‘‘dönek’’ olurlar.
Adam geçmişte büyük solcudur, sonra hidayete erip dinci veya liberal olur. En hızlıları da bu dönekler arasından çıkar.
Bazıları ise geçmişini inkár eder, onu yok sayar, toplumu aldatmaya kalkışır!.. Çünkü işine öyle gelir.
Örneğin Recep Tayyip Bey yıllarca milli görüşçü kimliği ile siyaset yapar, sonra geçmişini inkár eder. Peki ama niçin? O yıllarda bilinçsiz miydi? Kendisini oraya zorla mı almışlardı? Necmettin Bey'in elini istemeden mi öperdi? İstanbul'un imamı olduğunu silah zoruyla mı söylerdi? Laikliğe içinden gelmeden mi veryansın ederdi?
Hayır, hayır, hayır. Hepsini bilerek yapardı.
Şimdi artık İslamcı değilmiş, milli görüşü tu kaka ilan etmiş! Üstelik Antalya kampında partisi için ‘‘Biz Demokrat Parti'nin devamıyız’’ diyor!
Hadi canım sen de! Sözünü ettiği parti 1946 yılında kuruldu. Bir tanesinin karısı türbanlı, çarşaflı değildi. Onların arasında imam nikáhlı, iki eşli tipler yoktu. İçlerinde dini siyasete alet edenler elbette olmuştu. Ama kadrolarının çoğu Milli Mücadele döneminden gelen yurtsever insanlardı.
Şimdi Recep Tayyip Bey'den öğrendik ki, partisi milli görüşün değil, Demokrat Parti'nin devamı imiş! Bak Allah'ın işine!
Geçmişini inkár edene, rüzgára göre siyaset yapana, çizgisi kırık olana, dün ak dediğine bugün kara diyene, dün elini öptüğünü bugün tu kaka ilan edene saygı duymak caiz midir? Elcevap: Asla değildir.
Bu gibilerin siyaset ömrü uzun olur mu? Elcevap: Olmaz. Sabun köpüğü gibi sönüp giderler.
AMAN AB DUYMASIN!
Dışişleri muhabirimiz Uğur Ergan 11 Mart 2003 tarihli Hürriyet'te bir belge açıkladı. Kuzey Irak tezkeresi Meclis'te reddedilmeden önce, Dışişleri Bakanlığı tarafından Başbakanlık makamına gönderilen bir yazı...
Tam adı: ‘‘Türkiye ile ABD arasında mutabakat muhtırası.’’ Bizim gazete bu belgeyi manşetten verdi, ayrıca bir de fotokopisini yayınladı. Ortalık birbirine girdi.
Bir süre sonra Uğur Ergan'a Başbakanlık Teftiş Kurulu'ndan 8 Nisan tarihli ve ‘‘GİZLİ‘‘ damgalı bir yazı geldi:
‘‘Başbakanlık Makamının onaylarına dayanarak yürütülmekte olan bir inceleme/soruşturma nedeniyle, 11 Mart 2003 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde isminizle yayınlanan Kapıyı Açan Protokol başlıklı haber konusunda bilginize ihtiyaç duyulmuştur.
Bu itibarla, gazetede fotokopileri çıkan Dışişleri Bakanlığı Amerika Genel Müdür Yardımcılığının 14 Şubat 2003 tarihli yazısının tarafınıza ne şekilde ve kim eliyle ulaştığını Müfettişliğimize bildirmenizi rica ederiz.’’
Aynı yazı bu kez faksla 15 Mayıs günü yeniden gönderildi. Aman AB duymasın!
*
Bir gazeteci haber kaynağını, haberi nereden aldığını hiçbir kişi ve makama asla açıklamaz. Mesleğimizin temel kurallarından biridir. Bir tek istisnası vardır. Kaynak ‘‘bu haberi benim adımı vererek yazabilirsin’’ derse, o ayrıdır.
Recep Tayyip Bey demokrasi-fikir özgürlüğü-Avrupa Birliği gibi laflar ediyor! Fakat aynı kişi, Başbakan sıfatıyla Teftiş Kurulu'na emir verip soruşturma açtırıyor ve gazeteciden haber kaynağını sorduruyor!
Bu kaynağı asla öğrenemeyecek. Hiçbir gazeteci, sonunda en ağır cezalar bile olsa, kendisine bilgi ileten kişi veya kişileri yargı dahil hiçbir makama açıklamaz. Aksi takdirde bütün saygınlığını yitirir, meslek açısından intihar etmiş olur.
Recep Tayyip Bey bunları iyi bilsin, böyle emirler vererek, resmi yazılar yazdırarak gazetecileri sindirip korkutacağını zannetmesin. Biraz beklesin canım, daha ne belgeler yayınlanacak! |