18/05/2003 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Gündem
18.05.2003
Ertuğrul ÖZKÖK
Bir ‘bitli muhacir’ hikâyesi

BENİ önce o fotoğraf etkiledi. Çankaya Köşkü'nün bahçesinde, Atatürk heykelinin önünde duran bir kadın.

Avrupa'nın hangi gelişmiş merkezine koysan, orada yabancılık çekmeyecek modern bir kadın fotoğrafı.

Bu işte o kadının hikáyesi.

Daha doğrusu o ve onun kız kardeşinin.

İsimleri Zeliha ve Nafia Bilge.

İkisi de İzmirli. Onların hikáyesi, dünyanın bütün göçmenlerinin, özellikle de yurtlarından zorla sökülüp çıkarılan insanların ortak hikáyesidir.

* * *

Hikáye, 1922 yılının soğuk bir kış gününde Yunanistan'ın Florina Kasabası'nda başlıyor.

Florina, eski Osmanlı'nın Manastır Vilayeti'ne bağlı 4 ilçeden biridir. Yunanistan sınırları içinde bir kasabadır.

O akşam geç saatlerde, ev sahibesi Güzide Hanım ve kızları sokaktan gelen sesleri fark ederler.

Pencereden dışarı baktıklarında, Anadolu'dan gelen Rum mübadillerin kasabaya girdiklerini görürler.

Bir süre sonra aynı duyguları onlar da yaşayacaklardır.

Çünkü Türkiye ile Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesi anlaşması, onları da doğdukları bu güzel kasabadan söküp çıkaracaktır.

Güzide Hanım kızlarına, ‘‘Bizim evimizin altı müsait. Bu zavallı insanları sokakta bırakmayalım, bir aileyi de biz yanımıza alalım’’ der.

Alırlar. Gelenlerden biri genç bir hamile gelindir. Ellerine sarılır, öper.

Rum mübadiller Kütahya'dan gelmektedirler.

Kadınlarının altlarında şalvar, başlarında rengárenk yemeniler vardır.

Bu halleriyle Türklerden hiç farkları yoktur.

Güzide Hanım'ın iki çocuğundan biri genç kızlığa yeni girmiş ve çarşafa bürünmüştür.

Ertesi sabah kahvaltı için bir araya geldiklerinde, Anadolu'dan gelen Rum aile, ‘‘Genç kızınız nerede’’ diye sorar. Onlar da ‘‘Bizde adet böyledir. Yabancı erkeklerin yanına çıkamaz’’ derler.

* * *

Rum aile şaşırır. ‘‘Bizim Kütahya'da Türk komşuların hiç böyle adetleri yoktur. Onlarla rahat rahat görüşebilirdik. Galiba biz buralara hiç alışamayacağız’’ derler.

Geldikleri Anadolu'nun Müslüman Türkleri, Yunanistan'daki Türklerden daha az mutaassıptır.

Türk aile, gelen mübadilleri, komşuları olan Yunanlılarla tanıştırmak isterler. Onları evlerine davet ederler.

Ancak bu davet sırasında ikinci şaşkınlık gelir.

Kütahya'dan zorla gönderilen Rumlar, hiç Yunanca bilmemektedirler. Konuştukları tek dil Türkçe'dir.

Yunanlı komşu şaşırır. ‘‘Bunlar ne biçim Yunanlı, dilimizi bile konuşamıyorlar’’ der.

Ama Anadolu'dan gelen Rumlar da aynı şaşkınlığı yaşarlar:

‘‘Bunlar bizim dilimizi konuşmuyorlar. Galiba biz buralara hiç alışamayacağız.’’

Mübadele işte bu insanların dramıdır.

Yunanca bilmeyen Rumlar, O Rumlara, komşularından daha yakın Türkler.

Türkiye'yi anavatan kabul eden Rumlar, Yunanistan'ı anavatan kabul eden Türkler.

* * *

Bundan beş altı ay sonra sıra Florina Türklerine gelir.

Bu defa onlar yola koyulurlar.

Önce Selanik, sonra vapurla İzmir Klizman'daki karantina.

Oradan Ayvalık ve sonunda bugünkü adı Kemalpaşa olan, İzmir'in girişindeki Nif.

Bir gün, bahçe komşularının bağırışını duyarlar.

Bir tavuk, oranın yerlisi kadının bahçesine girip sebzelerini yemektedir.

Yerli kadın bağırır:

‘‘Batasıca vapurlar, nereden getirdiler bu bitli muhacirleri...’’

Oysa tavuk onların değildir. Genç mübadil, dışarı çıkıp komşuya bunu söylemek ister.

Ama annesi tutar. ‘‘En iyisi duymamış gibi yapmaktır’’ der.

O sırada başka bir Türk komşu çıkar ve ‘‘O tavuklar bu insanların değil, benim. Ne diye bağırıyosun’’ der.

Ama yerli komşu vazgeçmez. ‘‘Olsun, onların da tavukları var’’ der.

Ne var ki, aynı kadın bir ay sonra onlara gelip özür dileyecek ve aralarında çok iyi dostluklar oluşacaktır.

Aynı günlerde ailenin erkek çocuğu da okulda zor durumdadır.

Arkadaşları, ‘‘Siz ne biçim Türk'sünüz. Evlad-ı fatihanı düşmana bırakıp kaçıp geldiniz’’ diye suçlamaktadır.

Tabii mübadil çocukların cevabı da hazırdır:

‘‘Asıl siz kendinize bakın. Anavatanı bile düşmana verdiniz de, bizim oraların Kemal Paşa'sı gelip kurtardı.’’

* * *

Bu hikáyeyi, İzmir Belediyesi'nin yayınladığı ‘‘Rumeli'den İzmir'e: Yitik Yaşamların İzinde’’ adlı kitapta okudum.

Kitabı Engin Berber derlemiş.

Kitapta böyle çok etkileyici hayatlar var.

Tıpkı benim babaannem gibi.

Yani 20'li yaşlarında geldiği İzmir'de, 90 yaşına kadar ‘‘hiç gelmemiş’’ gibi yapan, sadece Rumeli türküleri söyleyerek hep geri gideceği günleri düşünen babaannem gibi.

Mübadillerin ve göçmenlerin hayatını en iyi özetleyen sözler işte bunlardır:

‘‘Duymamış gibi yapan, gelmemiş gibi yapan insanlar.’’

Bu, biz göçmenlerin ‘‘sessizlik ve anavatana şükran felsefesidir’’.

  
 

Ertuğrul ÖZKÖK
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Kıbrıs'ta sil baştan...
 
    Ali Atıf BİR
  Başka genel yayın yönetmeni yok mu?
 
    Ayşe ARMAN
  27 çerçevenin dayanılmaz ağırlığı (*)
 
    Bekir COŞKUN
  Suç...
 
    Doğan HIZLAN
  En son ne zaman müzeye gittiniz?
 
    Doğan ULUÇ
  Ünlü çapkınların listesi kabarık
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Kendi geçmişini inkár etmek
 
    Enis BERBEROĞLU
  Merkez oylar AKP'ye mi yoksa CHP'ye mi kaymalı?
 
    Ercan KUMCU
  Değişik bir kadın bilimci: Chatelet
 
    Erdal SAĞLAM
  Piyasalar IMF görüşmelerine hazırlıklı olmalı
 
    Erkan ÇELEBİ
  Tüpgazda indirimi ÖTV'yle yediler
 
    Ferai TINÇ
  İlk işareti bir hafta önce verdi
 
    Gila BENMAYOR
  Arjantin'de tek kişilik tango
 
    Hadi ULUENGİN
  Bir sinema rüyası
 
    Kanat ATKAYA
  Göz ve kulak
 
    Yurtsan ATAKAN
  Microsoft porno işine el attı
 
    Murat BARDAKÇI
  Sultan Abdülmecid 150 yıldan beri Washington’u gözlüyor
 
    Pakize SUDA
  ‘Bir karı olmuş 15 milyar’
 
    Sedat ERGİN
  Irak Kürtlerine yeni bakış
 
    Tuğrul ŞAVKAY
  Sola, perduta, abbandonata
 
    Uğur CEBECİ
  Avrupa’nın yeni transit merkezi
 
    Yalçın BAYER
  İstanbul reklam çöplüğüne çevrildi
 
    Yalçın BAYER
  AKP 3 yıllık öğretmeni müdür yaptı Milletvekilinin ‘aile şirketi’
 
    Yalçın DOĞAN
  Arundhati Roy’u izlemeye devam edin
 
    Mehmet YAŞİN
  Kastamonu: Huzurlu sığınak
 
    Özdemir İNCE
  Latife Hanım’ın başörtüsü
 
    Oğuz ARAL
  Zengin kime derler?
 
    İlhan SÖYLER
  Hayaller
 
    Korkut GÖZE
  Bekliyorum...
 
    Vedat OKYAR
  Ucu göründü
 
    Can BARTU
  Bitmiş bunlar
 
    Sevgi'nin Diviti
  Eğitimsiz ülkelerin müzelerine en büyük zararı kendi halkı verir
 
    Şükrü KIZILOT
  Evde fazla kalan misafirin vergisi var
 
    Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
  Detoks diyetleri
 
    İlker YASİN
  Bir başka bahara
 
    Ebru ÇAPA
  Hayırsız evladız vesselam...
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com