|
EN son onlar teslim oluyor!..
Birinci kemancı ‘‘ihbar ediliyor’’, hálá ‘‘Saddam’’ yanlısı olmakla suçlanıyor. Piyanist meteliğe kurşun sıkıyor. Flüt çalan, sokağa çıkmaktan korkuyor. Ud çalan Amerikalılara bol bol küfrettiği için, göz hapsinde tutuluyor. Violin çalanın notaları arasında Saddam resmi bulunuyor. Trompetçi açlıktan kıvranıyor. Davul çalan, ‘‘ben savaşçı değilim, müzisyenim’’ diyerek, protestosunu sürdürüyor. Fagot çalan savaşa katılıyor.
Huzurlarınızda ‘‘Bağdat Senfoni Orkestrası!..’’ Her biri ayrı telden çalıyor!..
Saddam döneminde, Bağdat'ta dünyanın en büyük cami inşasına başlanıyor. O caminin karşısında ‘‘Bağdat Müzik ve Bale Okulu’’ var. Aynı binada Bağdat Senfoni Orkestrası otuzbeş yıldır konser veriyor, dünyada çeşitli etkinliklere katılıyor, öğrenci yetiştiriyor.
O kadar ki, Amerikan askerleri Bağdat Hava Alanını işal ettiklerinde, onlar hala içerde öğrencilere Bach ve Beethoven üzerine ders vermeyi sürdürüyor. 38 öğretmen ve 420 öğrencisiyle, dersler ve provalar savaşın ilk saatlerine kadar devam ediyor. Aldıkları ücret ise, sadece yüz dolar!..
SADDAM ORATORYOSU
Başlangıçtaki idealleri, Bağdat'ı bir kültür merkezi haline dönüştürmek. Ancak, Saddam onları rahat bırakmıyor.
Her yerde heykeli, büstü, fotoğrafı var, müzikte neden yok?.. ‘‘Saddam'ı onurlandırmak üzere neden bir beste yapılmıyor?..’’ Saddam oratoryosu!.. Al başına belayı!..
Müzisyenlerin siyasal eğilimleri bir yana, hiç biri Baas Partisi'ne üye olmuyor. Hiç biri siyasi kadrolarla yakınlaşmayı denemiyor. Onlar müzisyen!.. Onlar sanatçı!..
Bununla birlikte, hiç biri ‘‘özgür sanatçı tavrından’’ vazgeçmiyor. Amerikalı askerler Bağdat'a girdiklerinde, hiçbir şey olmamış gibi, müziğe devam etmeleri, bundan dolayı.
Aynı nedenle, Cumhuriyet Muhafızlarından bile, daha sonra teslim oluyorlar!..
On yıl önce imzalanmış!..
ADAMLAR zaten geliyor!.. ‘‘Siyasal gözlemci’’ olarak!..
Altıncı Demokratikleşme Paketi'nde yer alan ‘‘seçimlerde dışardan gözlemci bulundurma’’ kuralına karşı çıkanlar var. Ne de olsa, ‘‘onur meselesi!..’’
Anlaşılan ABD'nin, İngiltere'nin, Fransa'nın, Almanya'nın, neyse ‘‘toplam 55 AGİT ülkesinin’’ onuru yok, ama bizim var!.. Onların yok, çünkü bu ülkelerin tamamına, AGİT seçimlerde gözlemci gönderiyor!..
Bizde karşı çıkarken, iki noktayı iyi bilmek gerekiyor. Önce, bu uygulama zaten fiilen var!.. Adamlar kanlı, canlı, bizzat ve bilfiil bizdeki seçimlere gözlemci göndermiş!.. Örneğin, şu son Kasım seçimlerinde!..
İkincisi de, ‘‘tam on yıl önce’’, Kopenhag'ta imzaladığımız AGİT Belgesi ile, siyasal gözlemciyi kabul etmişiz!.. Hani, şu başımız sıkıştığında, sığındığımız ‘‘uluslararası meşruiyet’’ var ya, işte o çerçevede imzaladığımız anlaşma!..
Hálá neye, ne adına karşı çıkmak!.. Özünde AB'ye mi?.. |