|
Şermin SARIBAŞ
Uzun zamandır Güneydoğu'da faili meçhul cinayetler işlenmediği gibi, telaffuz bile edilmiyordu. Tam ‘‘Bu tür cinayetlerin dönemi bitti’’ diye düşünüp sevinmeye başlamıştık ki, geçtiğimiz kasım ayında Muş-Varto'da yaşayan Sıddık Kaya (43), birden ortadan kayboldu.
Altı ay kendisinden haber alınamadıktan sonra, bir gün cesedi nehirden çıktı. Kafasının etrafı koli bandıyla çevrelenmiş ve yine kafasının arkasından tek bir kurşunla öldürülmüştü. Elleri iple bacaklarına bağlanmış ve suyun dibine çökmesi için beline, içine kum ya da taş doldurulmuş çuval bağlanmıştı. Kaya'nın en son telefon görüşmesini yaptığı kişi Jitem mensubu Celal ismindeki bir astsubaydı. Kendisi de evden ‘‘Komutanla görüşmeye gidiyorum’’ diyerek çıkmış ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı. Cinayeti kimin ve niye işlediği bir muamma. Ama Sıddık Kaya'nın yaşadıklarını öğrendiğinizde, bu cinayetin niye işlendiğine ilişkin, en azından bazı ipuçlarını görebiliyorsunuz. Cesedin bulunuş şekli insanın aklına hemen faili meçhul cinayetleri getiriyor. Ama olayı biraz deşince ardından siyasi sebeplerden de bağımsız, ispatlanması zor para ve insan ilişkileri ortaya çıkıyor ve bu bölgedeki sıradanlaşmış hayattan da bir kesit veriyor.
Sıddık Kaya, Muş'un Varto ilçesinde herkes gibi çiftçilikle uğraşıyordu. Çok sigara içtiğinden iki yıl önce sol ayak baş parmağı kangren olmuş ve vücuda yayılmaması için kesilmişti. Kısa bir süre için sigarayı bırakmasına rağmen tekrar başlamış ve bu kez sağ ayak baş parmağında kangren tespit edilmişti. Masrafları karşılaması zor olduğu için yeşil kart başvurusu yapacaktı. Bunun için kaydının olduğu Varto'daki jandarma karakoluna giderek, bir kağıt imzalatması gerekiyordu. 19 Kasım 2002 günü köyüne bir saat uzaklıktaki Varto'ya geldiğinde, kağıdı imzalayacak yüzbaşıyı bulamadı ve daha önceden tanıdığı Celal Şan ismindeki astsubayı görmeye gitti. Celal Astsubay, bir gün beklemesini, eğer yüzbaşı gelmezse kendisinin imzalayacağını söyledi. Sıddık Kaya, köyüne dönmek yerine, geceyi Varto'da yaşayan kız kardeşi Herdem Şengül'ün evinde geçirdi. Ertesi gün tekrar karakola gitmek üzere yola çıktığında, kızını okula götüren astsubayı gördü ve kağıdı imzalayıp imzalamayacağını sordu. Astsubay Celal, nizamiyeye gidip kağıdı bırakmasını, öğleden sonra imzalayabileceğini söyledi. Astsubay Celal karakola döndüğünde Sıddık'ın kağıdı bırakmak yerine kendisini beklediğini gördü, bir süre sohbet ettiler.
ASTSUBAY CELAL’LE BULUŞACAĞIM KİMSEYE SÖYLEME
Sonrasında Sıddık Kaya, iftar saatine yetişmek için kız kardeşinin evine gitti. İftardan kısa bir süre sonra akşam 5 sıralarında çalan cep telefonuna, ‘‘Buyrun komutanım’’ diyerek cevap verdi ve hızla kalkıp dışarı çıkmaya hazırlandı. Kız kardeşinin nereye gidiyorsun sorusuna önce, ‘‘Önemli bir şey yok, köprüye kadar gidip geleceğim’’ diye cevap verdi. Ancak kardeşi ısrar edince, ‘‘Astsubay Celal'le buluşacağım, ama sen kimseye bir şey söyleme’’ dedi ve üzerinde taşıdığı, içinde 400 Euro olan zarfı ve alelacele Astsubay Celal'ın telefonunu yazdığı bir kağıdı kız kardeşine bıraktı. Yürüyerek Varto'nun girişindeki, altından Murat Nehri geçen köprüye doğru ilerledi. Yolda rastladığı üç tanıdığına, ‘‘Siz teraviye gidin ben de 5 dakika sonra geleceğim’’ dedi. Kız kardeşi Herdem, onu bütün gece bekledi ama hiç ses seda çıkmayınca, ailesine Sıddık'ın eve dönmediğini ve endişelendiğini söyledi. İşte o günden sonra Sıddık'tan tam altı ay haber alınamadı.
SAĞ KOLU SAĞ BACAĞINA BAĞLANMIŞ, KAFASI SARILMIŞ
24 Nisan 2003 günü, çocuklar Murat Nehri yakınlarında oynarken, nehirde bir ceset gördüler ve hemen jandarmaya haber verdiler. Bulunan erkek cesedinin üzerinde atlet, pantolon ve çorapları vardı. Sağ eli sağ bacağına iple bağlanmış, kafası ve yüzü koli bandıyla tamamen çevrelenmiş, sadece burnunun ucu gözüküyordu. Kafasının arkasında ise bir kurşun deliği vardı. Sol elinde de ip vardı ama koptuğu için sadece bilezik gibi bileğine takılı duruyordu. Sol kolundaki saat çalışıyor ve saat 5'i gösteriyordu. Cesedin bulunup incelendiği saat ise tam 6'ydı. Sıddık'ın kaybolduğu günden beri saatler, bir saat geri alındığından, Sıddık'ın saatinin hiç bozulmamış, çalışmaya devam etmiş olduğu anlaşılıyordu yani. Belinde ise iple bağlanmış torbalar vardı. Bu torbalara taş ya da kum koyarak cesedin nehrin dibine çökmesi sağlanmıştı muhtemelen. Ve bir süre sonra torbalar delinip içindekiler dökülünce ceset de su yüzüne çıkmıştı.
Nehirden bir ceset çıktığını öğrenen ve Sıddık'ın kaybolduğunu bilen bir köylü, babasına telefon etti. Baba, bulunan cesedin sol ayak baş parmağı yoksa, o kişinin oğlu olabileceğini söyledi. Jandarma baktı, cesedin sol ayak baş parmağı yoktu. Ceset Sıddık Kaya'ya aitti.
Sıddık kaybolmadan birkaç gün önce Diyarbakır'da ölen bir akrabasının evine taziyeye gittiğinde karşılaştığı kuzenine, ‘‘Varto'ya gider gitmez, bir yolunu bulup oradan taşınacağım’’ demişti. Sıddık'ın evden çıkarken, ‘‘Celal Astsubay'la görüşmeye gidiyorum’’ demesi ve aceleyle astsubayın telefonunu bir kağıda yazıp kız kardeşine bırakması, bütün şüpheleri bu astsubay üzerine çevirmişti. Ailenin şüphelendiği bir başka kişi de, ilçede görevli Cengiz ismindeki bir polisti. Polis memuru Cengiz, olaydan birkaç hafta önce sürekli Sıddık'ı evinden telefonla arıyor ve Sıddık'ın eşine, ‘‘Ahmet Kartal'ı kim öldürdü? Sıddık nerede?’’ diye soruyordu. Bu telefonlar günde 2 ya da 3 kez geliyordu ve Sıddık telefonlara çıkmıyordu. Sıddık, polis Cengiz'in onu aramasından duyduğu rahatsızlığı astsubay Celal'e de anlatmıştı.
BAHÇELERDE GEZEN ÇİFT DEDİKODU KONUSU OLDU
Peki Sıddık Kaya bu polisten niye bu kadar şikayetçiydi? Sıddık Kaya'nın hayatında geriye dönüldüğünde, karşımıza Ahmet Kartal adlı bir korucu çıktı. Bu korucu Sıddık'ın kayboluşundan 5 ay önce üç oğlu yanındayken, başına tek bir mermi sıkılarak tarlada öldürülmüştü. İkisi arasında nasıl bir husumet varsa, Ahmet Kartal'ın ailesi katili Sıddık'ın azmettirdiğini düşünüyordu. Sıddık'ın ailesine, ‘‘Niye başkası değil de, sizin oğlunuzun azmettirdiğini düşünüyorlar, bir sebebi olmalı’’ diye sorduğumda, ‘‘Bir sebebi yok, başkalarının dolduruşuna gelmiş olabilirler’’ diye cevap verdiler.
Polis memuru Cengiz, Ahmet Kartal'ın kuzeninin evinde kiracıydı ve köylülerin söylediğine göre, evsahibinin annesiyle arası pek iyiydi. Anlaşılan köyde dedikodu alıp yürümüştü. Köylüler Polis Cengiz'le Ahmet Kartal'ın kuzeninin annesi arasındaki ilişkiyi ‘‘Onlar bahçelerde geziyorlardı!’’ diye tarif ediyorlardı.
Yine civardaki köylülere göre Sıddık, askerlere ‘‘istihbarat’’ sağlıyordu. Celal Astsubay savcılığa verdiği ifadesinde, köylülerin iddiasını doğruluyordu: ‘‘Sıddık, karakolumuzla iyi ilişkiler içindeydi. Karakola gelip sohbetler ederdi. Bu sohbetler esnasında yararlı da oluyordu.’’
ASTSUBAYIN İDDİASI: PKK ADIMIZI KULLANIP KANDIRMIŞTIR
Ailesi, Astsubay Celal ile Sıddık Kaya'nın tanışıklıklarının 2 yıl öncesine dayandığını söylemişti. Ama Astsubay Celal, savcılığa verdiği ifadede bir yıldır tanıştıklarını söylemiş ve kendisini şöyle savunmuştu:
‘‘Varto Jandarma Komutanlığı'nda, faili meçhul olaylar ile terör suçlarının takip ve araştırması ile ilgili araştırma kısım amiriyim. Sıddık Kaya, karakolumuzla iyi ilişkiler içindedir. Şahsın mazisini araştırdığımda, kendisinin güvenilir ve örgütle ilgisi olmadığını gördüm. 19 Kasım günü yeşil kart işlemleriyle ilgili yardım etmemi istedi. Ertesi gün yolda karşılaştık. Bu karşılaşmamızı, polis memuru Cengiz ve Ergin de gördüler. O gün kendisine, kurulun cuma günü toplanacağını ve yeşil kartın o gün onaylanabileceğini söyledim. Bunun üzerine yanımdan ayrıldı. O gün ilçe belediye başkanlığının verdiği akşam yemeğine davetliydim. 16.00 sularında yemeğin verildiği lokantaya gittim. Tahminen 17 civarında telefonum çaldı. Numarası bende kayıtlı olduğu için arayanın Sıddık olduğunu gördüm. Telefonu birkaç kez çaldırıp benim onu aramamı bekliyordu. Kendisini aradım: ‘Komutanım beni yarın acilen Erzurum'a hastaneye göndermen lazım, yarın yeşil kartımı mutlaka almam lazım' dedi. Bu konuşmadan 10-15 dakika sonra tekrar telefonumu çaldırıp kapattı. Ama ben kendisini aramadım. Bunun üzerine sürekli telefonumu çaldırınca, biraz da kızmış olarak telefonu açtım ve ‘Ne var' dedim. Kendisi yine aynı konuda aradığını, ardından da yanlışlıkla aradığını ve kusura bakmamamı isteyip telefonu kapattı. Ertesi gün, beni Mehmet Kaya isminde biri aradı. Kendisinin bir kez ifadesini aldığımı ve Avrupa'dan aradığını, ocak ayında tekrar Türkiye'ye gelip yeniden ifade vereceğini söyledi. Ardından da, ‘Sıddık'ı gördün mü' dedi. Akşam telefonla konuştuğumuzu ve yeşil kart için Erzurum'a gitmiş olabileceğini söyledim. Bundan yarım saat sonra beni yine aradı. Aslında Sıddık Kaya'yı merak ettiği için aradığını, kendisinden dünden beri haber alamadıkları söyledi. Evden çıkarken, komutanla görüşeceğim dediği için o komutanın ben olduğunu düşündüklerini söyledi. ‘Sizden yana bir kuşkumuz yok, başka birileri komutan adı altında arayıp kendisini kandırmış olabilir' dedi. Fakat daha sonra öğrendiğime göre, Sıddık'ın ailesi, onu benim kaybettirdiğime dair ifadeler kullanmışlar. Kendisi bize yardımcı olan biriydi. Böyle bir kişiye bizim tarafımızdan bir zarar gelmesi mümkün değil. Şahsın kaybolmasından bir gün sonra, kız kardeşi bana iki silahlı KADEK-PKK terör örgütü mensubunu akşam saatlerinde gördüğünü söyledi. Bu kayıtlarımızda da var. Örgüt tarafından bizim adımıza kandırılarak, bir yerlere çekilmiş olması da muhtemeldir.’’
PARA KARŞILIĞI AHMET KARTAL'IN AİLESİNE Mİ VERİLDİ?
Astsubay Celal'in ifadesinde bahsettiği Mehmet Kaya, Sıddık'ın uzun zamandır Fransa'da yaşayan kuzeniydi. Sıddık'ın 5 çocuğundan en büyüğü olan oğlu da Fransa'da yaşıyordu. Astsubay Celal, savcılığa verdiği ifadede Mehmet Kaya'dan ayrıca şöyle bahsediyordu: ‘‘PKK'nın yakalanan örgüt üyesi Özgür kod isimli Davut Han ifadesinde, Mehmet Kaya'nın örgütün üst komutan seviyesindeki kişilerle Avrupa'dan telefon konuşmaları yaptığını söyledi.’’
Sıddık Kaya, olayının faili hálá meçhul. Hazırlık soruşturmasının bitip dava açılabilmesi için ise Adli Tıp'tan gelecek tam otopsi raporu bekleniyor. Sıddık'ın ailesi, polis Cengiz ve astsubay Celal'in bir olup, oğullarını para karşılığında Ahmet Kartal'ın ailesine teslim ettiğini iddia ediyor. Bu cinayetle ilgili akla başka sorular da geliyor: ‘‘Polis memuru Cengiz, astsubay Celal ve Sıddık'ın aralarında istihbarat alışverişinin dışında illegal bir ticari ilişki mi vardı?’’ ‘‘Cinayeti Sıddık Kaya'nın jandarmaya istihbarat sağlamasından rahatsız olan PKK mı işledi?’’ Yoksa bir ‘‘Namus davası mı vardı?’’
Bu soruların cevabını Sıddık Kaya'yı öldürünlerin dışında kimse henüz bilmiyor. Biz öğrenebilecek miyiz, bekleyip göreceğiz. |