|
YALAKALIK galiba bizim içimize işlemiş. Medyayı izliyoruz, yağcılığın ve yalakalığın bini bir paraya gidiyor. Utanıyoruz. Hükümete yalakalık en önde. Abdullah Gül için bir gazetemiz birinci sayfadan yağlama yıkama yapıyor. Fotoğrafını da koymuş:
‘‘Gül'ünce gözlerinin içi Gül'üyor.’’
Bak bak bak!
Dünkü Türkiye Gazetesi'nin manşeti:
‘‘Bir telefon yetti. Erdoğan-Bush görüşmesi tezkere gerginliğini sona erdirdi, iki ülke ilişkileri tekrar bahar havasına girdi.’’
Ne kolaymış bu işleri idare etmek! Bay Erdoğan, Bay Bush'la telefon konuşması yapacak, ‘‘yes, no, gudbay, baybay’’ diyecek ve iki ülke ilişkileri bir anda bahar havasına girecek!
Bu Türkiye Gazetesi'nin sahibi Enver Ören. Halkın parasını İhlas Holding'de batıran ‘‘muhafazakár-dinci’’ patron. Fakat oğlu Mücahit Ören ABD vatandaşı. Her devirde, kim olursa olsun iktidarları yağlayan, vatandaştan toplayıp batırdığı paraları TGRT'ye çıkardığı bayan sanatçılara bol kepçe ödeyen bir medya grubu.
Gazeteleri açıyoruz, ekranlardan izliyoruz... Korkunç bir AKP yalakalığı sürüp gidiyor.
AKP tabuları yıkıyor... AKP bir ilke daha imza attı... Tayyip büyük adam... Tayyip dedi ki... Abdullah Gül ne güzel söyledi... Bahar havası Türkiye'yi kurtarıyor...
Bazıları köşe yazarı ve aynı zamanda televizyonda program yapıyorlar. Yazılarından yağ-bal damlıyor. Niçin?.. Çünkü ekrana AKP takımını çıkaracaklar. Yağlamazlarsa onlar gelmez, program eksik kalır!
Manşetler belli çıkarlara göre atılıyor. Haberler iktidarla ilişkilere göre yönlendiriliyor.
Ortaya mertçe-erkekçe çıkıp iktidarları eleştiren yayın organı ve gazeteci sayısı giderek azalıyor.
Eleştirmek, bir şeylerin üzerine gitmek zor iştir. Her şeyden önce sizin geçmişiniz ve bugününüz tümüyle temiz olacak. ‘‘Ya bunlar da benim üzerime gelirse’’ diye korkmayacaksınız.
***
Bir başka yalakalık AB için sergileniyor. Biz diyoruz ki ‘‘AB'ye girelim ama adam gibi, küçük düşürülmeden girelim...’’
Hiçbir ülke, Bulgaristan ve Romanya bile bize yapılan küçültücü davranışları yaşamadı.
Bir başka medya kesimi ise ‘‘ne yaparsak yapalım, hangi ödünü verirsek verelim, yeter ki AB bizi alsın’’ diye bastırıyor, AB'ye adeta yalvarıyor.
Ne ilginçtir, bu gazeteciler arasında geçmişi en kirli olanlar var. Dolandırıcılar, üçkáğıtçılar, dönekler, iş bitiriciler, ihale takipçileri...
AKP iktidarı AB'ye girmek için takla atıyor. Babasının hayrına mı? Elbette hayır!.. Çünkü AB ile müzakereler başladığı, ya da alındığımız takdirde ülkede Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ağırlığı azaltılacak, asker bir anlamda saf dışı bırakılacak, irtica ve bölücülük olayı ‘‘fikir ve ifade özgürlüğü’’ kapsamına girecek.
***
Sadece bu kadar değil. Bazı AB ülkelerinden başbakanlar ve başkaları Türkiye'ye gelip ağzımıza bir parmak bal çalıyorlar...
‘‘AB konusunda arkanızdayız. Yeter ki siz bizim falanca firmanın işini halledin.’’
Hepsi palavra. Biz bu numaraları küçük ve saf çocuklar gibi yiyoruz. Medyamız hemen yayına başlıyor:
‘‘AB yolunda büyük bir engel daha aşıldı. İtalya arkamızda, Fransa arkamızda.’’ Hepsi arkamızda (!) ama iş bir türlü bitmiyor.
Belli ülkelerin Türkiye'de iş yapan firmalarına, AB'ye kabul edilmek hayalleriyle bir kalemde trilyonluk, katrilyonluk kıyaklar sağlıyoruz. Adamın başbakanı gelip firmasının işini kotarıyor ve gidiyor. Bizden kopardıkları büyük lokmanın hatırına böyle konuşuyorlar...
Ve aynı gün AB, Brüksel'de açıklama yapıyor:
‘‘Türkiye'nin AB olayı pek öyle kolay değil.’’
Bu oyunları bizim uyanık medyamız ve AB yalakası gazetecilerimiz görmüyor mu? Elbette görüyorlar ama onların işi böyle masallarla toplumu uyutup AB tezgáhına alet etmek.
Medyamızda yalakalık ve yağcılık almış başını gidiyor. Gittiği yere kadar yolu var. Ama biz buradayız. |