|
BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan dün, Adalet ve Kalkınma Partisi lideri sıfatıyla Antalya'nın güzel otellerinden birinde partisinin milletvekillerine genelde çok güzel şeyler söylemiş.
Örneğin:
‘‘Anayasal sistemimizi daha iyi işletmek, devletimizin değiştirilemez niteliklerini daha da güçlendirmek, çağdaş ve etkili siyasi uygulamaları çoğaltmak için çaba sarf ediyoruz’’ demiş.
‘‘Türkiye, demokrasi konusunda bir daha asla tereddüt geçirmeyecektir. Karar Türkiye'nin kararıdır, demokrasi işleyecek ve herkes bu demokrasi kültürünü içine sindirecektir’’ demiş.
Gördüğünüz gibi ağzından adeta bal akmış.
İnsan bu sözlere bakınca ‘‘Referansımız İslam'dır’’ sözünün sahibi olan, ‘‘demokrasiyi, kendilerini hedefe götüren bir araç’’ olarak gören Tayyip Erdoğan'ın sahiden değiştiğine inanmak istiyor.
Gerçekten, aşağıdaki cümlenin kötü ve uzun olduğuna bakmayın:
‘‘Türkiye'nin, tam demokrasi çerçevesinde, Anayasa'nın değiştirilemez ilkeleri doğrultusunda, hukuk devleti prensibine sımsıkı bağlı olarak çağdaş bir devlet ve çağdaş bir toplum olma ideali temelinde yoluna yürümesi ve yönelmesi dışındaki seçenekleri akıllarından bile geçirenler, çocuklarımızın geleceğine karşı suç işlemektedirler’’ diyen bir Tayyip Erdoğan'dan davacı olmak için ne gibi sebep bulunabilir?
Nitekim Tayyip Erdoğan ayrıca:
‘‘Hiçbir parti ile ideolojik bağımız da yoktur. Bu böyle bilinsin. İçimizde elbette geçmişte diğer partiler ile bağı olan vardır. Ama biz o elbiseyi geçmişte bıraktık’’ diyerek kendisine ve partisine kuşku ile bakan (bizim gibi) çevrelere çiçekler yolluyor.
Orada kalmayıp partisinin, üç adet ‘‘kırmızı çizgisini’’ sayıyor. Bu cümleden olarak, ‘‘dinciliğin, ırkçılığın ve bölgeciliğin’’ karşısında kesin tavır koyuyor. ‘‘Bu kırmızı çizgilerin dışına çıkanlar için gereğini yaparız. Bu böyle biline’’ uyarısında bulunuyor.
Hepsi tamam... Hepsi güzel de...
Acaba Erdoğan'ın söyledikleri ile partisinin ve hükümetinin yaptıkları birbirini tutuyor mu?
Örneğin hem bunları söyleyen hem de Anayasa'nın değiştirilemez ilkelerine karşı'' olduğu bilinen kişileri kamu yönetiminin önemli noktalarına getiren bir AKP iktidarı ne kadar inandırıcı olabilir?
Erdoğan'ın temel değerlerden söz ettiği gün, kendi partisinin bir milletvekili (Cavit Torun) tutar dolaylı olarak ‘‘Hafta tatili hangi gün olmalı?’’ diye başlatılan ipe sapa gelmez tartışmayı alevlendirir, ‘‘Türkiye'de din özgürlüğü yok’’ türü sözlerle Avrupalılara şikáyette bulunursa, ne dememiz gerekir?
Bu tür insanları aday gösterip Meclis'e sokan Tayyip Erdoğan'ın yukarıdaki güzel söylerinde samimi olduğunu mu? |