|
ARINÇ'LA BİNGÖL'Ü GÖRÜŞTÜ |
|
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Bülent Arınç ile Bingöl depreminden sonra ortaya çıkan ihtiyaçları görüştüklerini söyledi. Erdoğan, Meclis Başkanı'ı Arınç'ı makamında ziyaret etti. Erdoğan çıkışta yaptığı açaklamada, hem kendisinin hem de Meclis Başkanı Arınç'ın ayrı ayrı deprem sonrasında Bingöl'ü ziyaret ederek bölgedeki vatandaşların talepleri ele aldıklarını bildirdi. Erdoğan, bu talepler arasında üniversite sınavlarına giriş, konut sorunu, Bingöllü askerlere izin verilmesi, müteahhitlerin mevzuat boşluğundan yaarlanarak yolsuzluk yapmasının önlenmesi gibi konuların yer aldığını bildirdi. Ekonomiye ilişkin bir soruyu yanıtlayan Erdoğan, ekonomik prametrelerin olumlu olduğunu, enflasyon rakamındaki düşünün de bu gösterdiğini aydetti. Ekonomik programı uygulamaya devam ettiklerini belirten Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı'nın sunumunda da bunun vurgulandığını bildirdi. Erdoğan, Genelkurmay'ın dünkü açıklamasının "bir durumun tesbiti" olduğunu söyledi. |
Erdoğan, AKP TBMM Grubu toplantısında son siyasi ve ekonomik gelişmeleri ele aldı. Bingöl depreminde devletin ve sivil toplumun daha hızlı hareket ettiğini belirten Erdoğan, depremden birkaç saat sonra kendisi, ilgili bakanlar ve milletvekilleri ile Bingöl'e gittiklerini ve incelemelerde bulunduklarını anlattı. Erdoğan, 1999 Marmara depreminde yöneticilerin günlerce deprem bölgesine gidemediklerini anımsattı.
Bingöl'de, daha önce Varto veya 1999 Marmara depreminde olduğu gibi daha çok kamu binalarının yıkıldığını hatırlatan Erdoğan, Çeltiksuyu'daki okul yatakhanesinin 1999 depreminden sonra yapıldığına dikkat çekerek, burada malzemeden çalan zihriyetin bir kez daha ortaya çıktığını ifade etti.
"OLAY, KADER DİYE GEÇİŞTİRİLEMEZ"
Çeltiksuyu YİBO'da can veren çocuklar için ayrıca düşünmek gerektiğini vurgulayan Erdoğan, bazı sorumsuzlukların ve yolsuzlukların neticesi olan olayları ''kader'' diye geçiştirmenin mümkün olmadığını vurguladı. Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bu olay, kamu otoritesinin devlet imkanlarını nasıl kullanıldığını bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştur. Türkiye yıllardır, hatta 10 yıllardır har vurup harman savurma mantığı ile yönetildi. İyi niyetli vatan evlatları gerek mevcut sorunları ve muhtemel sorunları önleyici konularda kafa yordular, öneriler geliştirdiler. Bizden çözüm istediler, ancak ne yazık ki bizler çözüm üretemedik.
Ülkenin temel sorunları büyüdü, hiçbir sorun sistemin uygulama biçiminden bağımsız olarak ortaya çıkmayacağı ve sistem iyi işletilmeden çözülemeyeceği için Ankara, Anadolu'nun talepleri altındaezilip kaldı.
MALZEMEDEN ÇALMA ALIŞKANLIĞI
Bakın her acının, her felaketin ardından esasında tartıştığımız bir zihniyettir. Yeraltında fay kırıklıklarından önce, bağışlayın söylemek zorundayım, kırılan ar damarlarıdır. Birbirini tetikleyerek kırılan bu iki faydan sonra malzemeden çalmayı alışkanlık haline getirenlere, yolsuzluktan ve usulsüzlükten beslenenlere gün doğmuştur.
Bu aksaklıkları, bu çözümsüzlükleri gidermek için bataklığı kökünden kurutmak, sorunları kaynağından çözüme kavuşturmak zorundayız. Bunun için hepimize sorumluluklar düşüyor. Bunun için hepimiz Türkiye'nin gerçekleri ile esas gündemi konuşmalı, yapay gündemler üzerinde durmamalıyız.''
AHLAK HIRSIZLIĞI, SİYASET YANKESİCİLİĞİ, KAMU KALPAZANLIĞI
Bingöl depremi konusunda yaşananların, geçmişte yapılamayanları da ortaya çıkardığını belirten Erdoğan, 17 Ağustos Marmara depreminden sonra TBMM'de deprem araştırma komisyonu kurulduğunu anımsattı.
Komisyon'un 38 öneride bulunduğunu bildiren Erdoğan, hükümetin neleri yapıp neleri yapmadığının ortada olduğunu belirtti. Erdoğan, geçmişte deprem konusunda ciddi hiçbir çözüm üretilmediğini, önlem alınmadığını, vaatlerle yetinildiğini bildirdi.
''AK Parti iktidarı vaat iktidarı değil, çözüm iktidardır" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sorun, sadece inşaat malzemesi çalmaya indirgenemez. Depremlerden sonra ortaya çıkan felaketler aslında geçmişten bugüne miras kalmış bir yönetim sorununun sonucudur. Malzemeden çalmanın arkasında ahlak hırsızlığı, demokrasiden çalmak, hukuk kapkaçcılığı, siyaset yankesiciliği ve kamu yönetimi kalpazanlığı vardır.''
DOĞRU SİYASET, TAM DEMOKRASİ
Bu sorunların çözümünün, Türkiye'nin imkanlarının birlikte düşünerek doğru siyaset, tam demokrasi ve ciddi bir yönetim anlayışı ile ülkeyi kalkındırmaktan geçtiğinin altını çizen Erdoğan, şunları söyledi:
''Sadece mevcut sorunların çözümü değil, orta ve uzun vadede ülkemizin karşılaşabileceği her türlü sıkıntıya karşı önlem almak bizim öncelikli görevimizdir. Ülkemize ve insanımıza karşı borcumuzdur.
Milletin sesi olan AK Parti, kamu yönetimi kalpazanlığına, siyaset yankesiciliğine, ahlak ve hukuk kapkaçcılığı ve demokrasi hırsızlığına son vermek için işbaşına gelmiştir, bu böyle bilinmelidir.''
"BÖYLE BASİTLİK OLUR MU?"
''Kadrolaşma, şuydu buydu deniyor'' diyen Erdoğan, Bingöl Valisi ve Emniyet Müdürü ile ilgili çeşitli iftiralar atıldığını kaydederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Tüm samimiyetimle söylüyorum; görevden alma konusunda İçişleri Bakanımız kendi tasarrufunu kullanmıştır ve oradaki mevcut gelişmeye göre olaya müdahale etmiştir. Benim böyle bir kinim, nefretim, intikam hırsım olsaydı, tarihini bilmediğim bir depremi mi bekliyordum? Böyle bir saçmalık mı olur Allahaşkına? Ne yazık ki, bunu anamuhalefetin lideri söylüyor. Böyle bir basitlik olur mu Allahaşkına?
BAYKAL'A VE MEDYAYA SESLENİŞ
Burada bir art niyet olmuş olsa, niçin böyle bir anı bekleyeyim? Ben Bingöl'de depremin ne zaman, nasıl olacağını nereden bileyim? Ben mi takvime bağladım? Böyle bir yaklaşım olamaz.
Ben buradan Anamuhalefet Lideri'ne de seslenmek istiyorum; Hakkımda açılan bunca dosyanın hepsini de kusura bakmasın Bingöl Valisi hazırlamadı. Verilen beraat kararlarını Hüseyin Avni Coş valimiz vermedi, bu ülkenin yargısı verdi.
Bu işi bu kadar düşürmemek lazım. Medyaya da hatırlatmada bulunmak istiyorum; Onlar da bu kadar küçük hesaba girmesinler. Çünkü bu ülkenin başbakanı, bu tür küçük hesapların içerisine girmez.''
YÖNETEMEYEN DEMOKRASİ
Gelinen noktada kamu yönetimini bütünlüklü bir tarzda ele alan, hem kurumsal hem de süreçlere ilişkin düzenlemeleri baştan aşağı yeniden değerlendiren bir reformun kaçınılmaz olduğuna işaret eden Erdoğan, Türkiye'yi ''Yönetemeyen demokrasi'' görüntüsünden kurtarmak gerektiğini vurguladı.
Kamu yönetiminde reforma yön verecek ilkelerin, toplumun çeşitli kesimlerinin görüşleri ve talepleriyle şekilleneceğini, Hükümet'in diğer bütün alanlarda olduğu gibi bu konuda da toplumsal kesimlerle birlikte düşünerek karar vereceğini belirten Erdoğan, şeffaflık ve toplumsal kesimlere açıklığı rehber edineceklerini kaydetti.
"MEMUR, KAMU HİZMETÇİSİ OLMALIDIR"
Kamu Yönetimi reformunun kurumsal ve şekli düzenlemelerle sınırlı kalması halinde arzu edilen sonucu vermeyeceğine dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:
''Devlete ve kamu otoritesini kullananlara sinmiş olan idari zihniyetin demokratik süreç içinde dönüştürülmesi gerekir. Kamu otoritesini kullananların, bürokratların ilk ve temel görevi kamuya hizmettir. Bize göre memuriyet ayrıcalıklı ve dokunulmaz bir konumun adı olmamalıdır. Memur, topluma tepeden bakan, işi yokuşa süren, vatandaşa güçlük çıkaran kişi değil Batıdaki anlamıyla 'Civil Servent', yani Kamu hizmetçisi olmalıdır. Bu zihni dönüşümü gerçekleştirmek ve bu ideali başarmak zorundayız.''
''REFORM TEŞEBBÜSÜNÜ BALTALAMAYA ÇALIŞANLAR''
Erdoğan, reform teşebbüsünü ''Türkiye eyaletlere bölünüyor'' ya da ''Cumhuriyetin temel ilkelerinden ödün veriliyor'' gibi asılsız gerekçelerle ve sorumsuz yaklaşımlarla baltalamaya çalışmanın kimsenin yararına olmadığını kaydetti..
Erdoğan, idari yapının ve süreçlerin demokratikleştirilmesinin, Türkiye'nin potansiyellerini harekete geçireceğini, milleti sistemin gerçek sahibi yapacağını, ayrıca sistemin de sağlam temellere oturacağını söyledi.
KADROLAŞMAYA YANIT
Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti'nin bürokraside kadrolaştığı iddialarına yanıt verdi. Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bizim önceliğimiz Türkiye'dir ve biz partizanlık asla yapmayacağız. Arada bu tür yanlışları yapan arkadaşlarımı uyarıyorum. Bu yanlışları yapmaya devam ederseniz, biz temel ilkelerimizden ödün vermeyeceğimizin için de atılması gereken adımları da atarız. Biz partimizi kurarken birilerinin birinci derecede yakınlarını, hanımlarını vesaire, bir yerlere getirmek için bu yola çıkmadık. Herkes nefsi muhasebesini, kişisel muhasebesini iyi yapsın.
Bizi bu konularla karşı karşıya bırakmasın. Bunun için de bakan arkadaşlarıma, milletvekillerine veya milletvekili arkadaşlarım bakanlarımıza gelmesin. Çünkü ailesini, yakınlarını, Tayyip Erdoğan'ı, Ahmet'i, Mehmet'i kurtarmak değil ülkeyi ve milleti ayağa kaldırmaktır derdimiz.''
''BAŞARISIZLAR BİR GÜN BİLE DURAMAZLAR''
Kendi getirdikleri bürokratlar başarısız olursa yerlerinde fazladan bir gün bile duramayacağını kaydeden Erdoğan, ''Bizim atadığımız bir bürokratın, herhangi bir konuda partizanlık yapması sözkonusu olursa anında gereken yapılacaktır. Biz atadığımız her bürokrattan çözüm bekliyoruz, işlerini layıkıyla yerine getirmelerini bekliyoruz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, kısa bir süre sonra ''Ulusa Sesleniş'' programında, 53. Hükümet'ten 58. Hükümet'e kadar yapılan atamaların oranlarını açıklayacağını belirtti.
''OLSA OLSA ROTASYON OLUR''
Kadrolaşmayı, ''sistemin içinde olmayan bir insanı gelip sistemin içine koymak'' sözleriyle tanımlayan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Biz sistemin içinde olan bir insanı alıyoruz bir başka yere getiriyoruz. Bunun adı olsa olsa bir rotasyon olur. Bunu kadrolaşma olarak ifade etmek çirkindir, bu ülkenin evlatlarına saygısızlıktır, hakarettir. Bu ülkede memuriyet görevinde olanlar herhangi bir siyasi düşüncenin veya bir fikrin mensubu gibi çalıştıkları sürece mi iltifat görecekler?''