|
BEN kafayı bir kelimeye taktım: Statüko! Zira, dünyanın sanayi devriminden beri yaşadığı en büyük dönemeç olan küreselleşme sürecinde; ülkenin bu devasa değişime uyum göstermek için göstereceği her türlü gayretin önünde en büyük engel olarak statükonun yattığına inanıyorum.
Ancak, bir kelimeyi çok kullanınca içi boşalıyor ve giderek anlamını yitiriyor. Statükoyu çok dikkatli tarif etmek ve içini doğru doldurmak gerek.
* * *
Nedir statüko?
Statü tek başına hal/durum demek!
Unvan/mevki kelimelerine karşılık da kullanılıyor.
Statüsko ise hali hazırda içinde bulunulan hal/durumu izah ediyor.
Statüskocu da içinde bulunan hal/durumun değişmesine karşı direnen kişi.
Liberal iktisadın önde gelen isimlerinden Milton Friedman, demokrasinin cenneti olarak kabul edilen ABD'de bile statükoyu korumak amacı ile, statükocu zulmün -‘‘the tyranny of statusquo’’- hüküm sürdüğünü iddia edecek kadar ileri gider.
A. Tacquvielle ise 18. yüzyılda ABD'de demokrasi ile nasıl tanıştığını hayranlıkla anlatır ama Amerikan adetlerini korumak için görünmez bir elin statüko adına bastırdığını söyler.
* * *
İnsan doğasında değişime karşı hem bir merak ve istek, hem de değişimden korku vardır:
- Yeni durumda ben ne olacağım?
Değişim ile insan arasındaki ilişkiyi herhalde Ahmet Cevdet Paşa kadar kimse bu kadar özlü anlatamaz:
‘‘Eski köye yeni adet, her ne kadar hayırlıysa da, bu alemin ondan nefreti eski adettir.’’
* * *
İnsan doğası değişime direnir ama kimileri diğerlerine göre daha fazla direnir.
Kimdir bunlar?
Halihazırdaki durumlarının (statüsko) ‘‘yeni adette’’ o kadar iyi olmayacağını (statü) düşünenler!
Mevki ve kazanç kaybına uğruyacağını bekleyenler!
Örneğin halihazırda rant ekonomisi ile geçinenler rasyonel kapitalizme geçilmesini hiç istemezler.
Yahut, halihazırdaki siyasi güçlerinin azalacağını düşünen bürokratlar demokrasiyi doğaları gereği sevmezler.
Hele hele ‘‘durumdam vazife çıkarma’’ hakkına sahip olduklarına kendinden menkul bir şekilde inanan asker bürokratlar ‘‘yeni adetleri’’ hiç ama hiç istemezler.
* * *
Hadi bu direnişler doğaldır diyelim. Ama, bizim gibi ülkelerde değişim talebinin başını çekmesi gereken aydınlar (enteller) -gerçeklerinden özür dilerim ama- azgın statükocular oluyorlar. Bizde enteller: i)basbayağı tembeller, ii) Marxist olduklarını iddia etseler dahi, çoktan statükocu bürokratların emrine girmişler ve maddi-manevi oradan besleniyorlar!
- İt kağnı gölgesinde yürür de kendi gölgesi sanırmış!
* * *
Devletten habire kazık yiyen İslamcı ve solcu entellerin statükoya sahip çıkması tam bir al-a Turca garabettir. |