17/03/2003 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Anasayfa Son Güncelleme 01:25
17.03.2003
Dünya basını 'Marş marş'

SERHAT UÇAK /CNN TÜRK- KUVEYT

1991'deki Irak operasyonu farklıydı… Çünkü bir ilke, savaşın canlı yayınına sahne oluyordu. Milyonlarca kişi televizyonlarının başında sabaha kadar oturup havada uçusan uçaksavar mermilerini izlemis; savaş uçaklarının ve bombaların seslerini dinlemişti. 1991'den 13 yıl sonra bugün 2003'te aynı bölgede yeniden savaş tamtamları çalınıyor. Amerikan Ordusu, 1991'de kullandığı bombaların sadece yüzde 10'unun “akıllı” olduğunu bugün bu oranın yüzde doksana çıktığını açıkladı. Yani bu savaşta kullanılan “bombalar” bir öncekinden farklı olacak ve Irak yeniden teknolojinin son ürünü silahların denendiği ülke olacak. Ancak bu savaş sadece askeri açıdan değil basın tarihi açısından da bir ilke sahne olacak.

Artik manşetlere “olası” değil “kaçınılmaz” sözcükleriyle yansıyan bu savaşta gazeteciler de on saflarda yerlerini alıyor. Pentagon “olası” Irak operasyonunda gazetecileri cepheye götüreceğini açıkladığında bu savaşın bir öncekinden farklı olacağı belli olmuştu. Dünyanin dört bir tarafından gelen gazeteciler, televizyoncular cepheye götürülecek, Amerikan ve İngiliz askerleriyle birlikte çatışmanın ortasında olacak. Pardon (!) haber pesinde koşacaktı. Bir aydır Amerikan ve İngiliz ordusunda yaklaşık 150 bin askerin Irak'a karşı harekete geçmek üzere tetikte beklediği Kuveyt'teyim.

Kuveyt “olası” kara operasyonun baslangıç noktası olunca dünya medyası için de cazibe merkezi haline geldi. ABD'den Japonya'ya, İngiltere'den Hong Kong'a kadar her milletten 2 bin gazeteci iki milyon nufuslu bu kucuk ülkeye akın etti.

Burası şimdi uluslararası medyanın rekabet ettiği bir “arenaya” donüştü. Ancak rekabet diyince orada biraz durmak lazım. Çünkü burada gazeteciler arasındaki en büyük rekabet; birbirine haber atlatmak, haberleri merkeze en hızlı biçimde ulaştırmak ve dahi doğru bilgiyi okuyucu ve seyirciye aktarmak konusunda yaşanmıyor. Burada gazetecilerin birbirine en çok sorduğu soru “Are you embedded?” oluyor.

“Embed” Pentagon'un savaşı askeri birliklerin içinde, onlarla birlikte takip edecek olan gazeteciler için kullandigi terim. Bu savasta ilk kez yaklaşık 600 gazeteci Amerikan ve İngiliz birliklerinin icinde onların “emir ve komutası” altında izleyecek, haberlerini cepheden geçecek.

Durum boyle olunca haberi 12'den vurmak isteyenlerin hedefi bir Amerikan birliğine yazılmak oluyor. Asıl rekabet burada yaşanıyor. Gazeteciler Kuveyt'in guneyinde kurulan Amerikan basın merkezinden birliklerine (!) dağıtılıyorlar. Kuveyt'e gelen gazetecilerin ilk durağı bu basın merkezi. Ancak basın merkezinde gazetecilerle askerleri ayırdetmek çok zor, hatta bazen imkansız. Bir gazeteciyi nasıl tanırsınız?

Elindeki kamerasından, mikrofonundan ya da fotograf makinesinden degil mi? Ancak Kuveyt'te gazetecileri böyle aramanızı tavsiye etmem. Çünkü bulamayabilirsiniz. Gazetecileri arıyorsanız başlarındaki kasklar, üzerlerindeki çöl kamuflajları, yine Amerikan askerlerinin giydiği tarzdaki şapkaları, çelik yeleklerine bakın. Bir de herkesin sırtında üzerinde “US ARMY” yazan küçük çantalar var. İcinde de  Amerikan Ordusu tarafından dağıtılan gaz maskeleri.

Uzun lafın kısası buradaki  gazeteciler icin savasa hazırlıklı mısın? sorusu kaskın, nükleer-biyolojik silahlara dayanıklı kıyafetin var mı? Yanında ne kadar atropin getirdin sorularıyla eşanlamlı. Her gazeteci neredeyse cephedeki Amerikan askeriyle –silah hariç- aynı ekipmana sahip. Cepheye gidecek olan gazeteciler 5N1K kuralını bir yana bırakmaya da hazırlanıyorlar sanki. Çünkü cephede sadece “2K” kurali uygulanacak. “Komuta ve Kontrol”.

Gazetecilere operasyonu etkileyecek hiçbir davranışta bulunmamayı taahhüt ettikleri bir yazı imzatılıyor önce. İlk bakışta bu istek savaşacak askerler açısından makul karşılanabilir belki. Askerlerin kendi canlarını tehlikeye atacak davranışları sınırlamaları bir yere kadar doğal. Ama nereye kadar? Aslında bu çizgi gazetecilerin imzaladığı bu anlaşmayla belirleniyor.

Örnegin gazeteciler sadece askerlerin belirlediği görüntüleri çekebilecek. Birçok birimle ilgili haber yapılması bu birimlerden bahsedilmesi bile yasak. Esirlerin gorüntülenmesi yasak. Cephede elde edilen bilgiler ancak izin verildigi zaman habere donüşebilecek. Alınan askeri önlemlerle ilgili hiçbir bilgi verilemeyecek. Yasaklar sadece cephenin bir tarafını kapsamıyor. Düşman ateşi (ABD ordusunun kullandigi terim), düşman ateşinin  yolaçtıgı zararlar ve etkinliğinden de bahsetmek kesinlikle yasak.

Bu liste uzayıp gidiyor. Bu yasakların delinip delinmeyeceğini önümüzdeki günler gösterecek. Ancak gercek şu ki gazeteciler çatışmaları askerlerle birlikte izlemek icin birçok ilkelerinden ödün verdiler bile. Cephedeki başarı için psikolojik zaferin ne kadar önemli olduğunu bilen Amerikan Ordusu, gazetecileri kendi safında Irak'a taşımaya kararlı. 13 yıl önce Irak'taki savaş medya icin bir ilkti. Şimdi eğer Bağdat üzerine bombalar yağmaya başlarsa bir ilk daha yasanacak.

Gazetciler bombalarin ve kursunlarin atildigi birliklerin icinde olacak. Bakalim haber uğruna kendini siper eden dünya basını hangi habercilik başarılarına (!) imza atacak....

 


Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyetim
www.hurriyetkurumsal.com