|
Ayşe ARMAN
Farklı bir doktor. Konuşmaya başladığında farkı fark etmemeniz mümkün değil. Bir kere sakin, çok sakin. Sizi yatıştırıyor. Ruhunuza iyi geliyor. Kullandığı sözcükler, kavramlar başka türlü. Sık sık duymaya alışık olduklarımızdan değil.
Tıp anlayışını da koruyucu hekimlik üzerine inşa etmiş. Onun derdi sadece sizi tedavi etmek değil yani. Hasta olmamanızı sağlamak. Yakında İstanbul'da bir kilinik de açacak. Bu arada söylemeyi unuttum: 10 yıllık başarılı, ödüllü Ankara Numune Hastanesi Başhekimliği’ni terk etmiş durumda. Gözünü bile kırpmadan. O bize değişik şeyler öğütlüyor: Hayatınızdaki toksinlerden, fazlalıklardan, ağırlıklardan kurtulun diyor. Ve soruyor: Yorganın ağırı bile insanı rahatsız etmez mi? Bize hafiflememizi öneriyor yani. Kitabı ortalığı dağıttı biliyorsunuz, adı Yaşasın Hayat. Kim koymuş ismini dersiniz? Sezen Aksu. Kafasını uzatmadığı delik var mı acaba! O da Osman Müftüoğlu'nun hastası. Ona sormadan doktora bile gitmiyor. Sadece Sezen'in değil, daha bir sürü çok ya da az tanınmış ünlünün doktoru. Ama tabii hiçbiri Demirel konumunda olamaz! Bu üzerine yapışmış bir sıfat: Demirel'in doktoru. Müftüoğlu'nun anlayışına göre bir doktor, hastasının koçu olmalı, sağlık koçu. Ayağından tırnağına kadar, sabahtan akşama kadar, yazdan kışa kadar, beslenme ve davranış biçimlerine kadar belirlemeli ki, hasta olmasın. Aslında yazıyorum ama boş yazıyorum, nasıl olsa kendisiyle bu salı günü Hürriyet'te tanışacaksınız ve tiryaki olacaksınız...
Osman Müftüoğlu dendiğinde akla ilk gelen Demirel'in doktoru. Bu sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Daha fazlası değil misiniz siz?
- Süleyman Demirel, sadece Türkiye için değil, içinde bulunduğumuz coğrafya için bile sıradışı bir insan. Çok özel eğitimler almış olmasının dışında, ben bunun imalattan kaynaklandığına inanıyorum. Genetik yani. Çok önemli meziyetleri var. Valla onun hekimi olarak bir yere kayıt düşülmesi beni sadece onurlandırıyor...
Sezen Aksu'nun, İsmail Cem'in, Melih Gökçek'in ve daha pek çok ünlünün doktorusunuz. Şunu sormak istiyorum: Ünlülerin doktoru olmakla, iyi doktor olmak her zaman örtüşür mü?
- Örtüşmez. Alakası yok!
Niye o zaman hep ‘‘ünlülerin doktoru’’?
- Hep değil. Bu durum içinde bulunduğunuz ortamla ilgili. Üst düzey siyasetçilerin hekimliğini yapıyorsanız, sizi birbirlerine refere ediyorlar. Aynı şey sanatçılar için de geçerli. İtiraf etmem gerekiyor ki, bu ‘‘ünlülerin doktoru’’ lafından hoşlanmıyorum. Süleyman Bey'in ya da Sezen'in doktoru olmaktan hoşlanıyorum. O ünlünün kim olduğunun kararını benim vermem lazım yani!
Bu tanımdan hoşlanmasanız da, ünlülerin doktoru olmak ne sağlar insana? Daha fazla para mı, yükselen bir kariyer mi?
- Size olan talebi bir miktar artırıyor, bu doğru. Ama büyük bir sorumluluk da yüklüyor. Müthiş bir baskı. Toplum tarafından çok fazla önemseniyorsa o insan, başına gelebilecek olan sağlık problemlerinin mümkün olduğu kadar sizin hatanızdan kaynaklanmamış olması gerekiyor. Beklenmedik sağlık problemlerini bile önceden tahmin edebilme stresine girmeniz icap ediyor. Bir Demirel'in doktoru olmanın getirdiği sorumluluk, getirdiği keyiften çok daha fazla! Felaket bir şey bir cumhurbaşkanı doktoru olmak!
24 saat ulaşılabilir olmanın dışında neler var...
- O oooo! Kendinizi şımartma hakkınız yok. İstediğiniz kadar alkol alma hakkınız yok. Ortadan da kaybolamazsınız. Çok fazla kendinizi yaşayamazsınız. Bir de o ünlü insanlara ulaşmak isteyenler küçük uyanıklıklar yaparlar. Onlarla iletişim kurabilmek için size muayeneye gelirler. Sizi rahatsız ederler. Bir sürü şey...
O BİR SAĞLIK KOÇU
Aşırı medyatik olduğunuz için meslektaşlarınız tarafından yadsındığınız, eleştirildiğiniz, hatta zaman zaman hor görüldüğünüz oluyor mu?
- Yok canım, ‘‘Keşke onun yerine ben olsaydım’’ diyenler belki vardır, her meslekte olduğu gibi tıpta da kıskançlık var ama boyutlarının çok büyük olduğunu zannetmiyorum.
Neden? Gazeteciler birbirleri hakkında atıp tutarlar, hatta birbirlerinin gözünü oyarlar. Siz doktorlar farklı mısınız yani? Aranızda gerçekten dayanışma mı var, yoksa birinin yaptığını diğeri asla beğenmez mi?
- Hiçbir meslekte deontoloji diye bir bölüm yok, bizde var: Tıp ahlakı. Yani bir doktorun bir başka doktora nasıl davranacağı tıpta ders olarak okutuluyor. Biraz bozulmaya başladı ama yine de başka mesleklere benzemez bizim meslek.
Bazıları hakkınızda tüyo verirken ‘‘Türkiye'nin en iyi 10 doktoru arasında’’ dediler. Resmi olmasa da böyle bir kategori var mı? Doğru mu?
- Takdir edersiniz ki, bu konuda fikir yürütmem zor! E bir de komik olur. Ama iyi bir doktor olduğuma inanıyorum. Bu konuda hiçbir kuşku taşımadım...
Siz yaptığınız işi nasıl tanımlıyorsunuz? Bana her şeyin ötesinde bir ‘‘hayat tarzı danışmanı’’ olduğunuz söylendi. Bu fazla iddialı bir laf mı, yoksa gerçeği mi yansıtıyor?
- Fazla iddialı. Ben insanların ‘‘hayat tarzı danışmanı’’ değil ama ‘‘sağlık koçu’’ olabilirim. Yani sizi karşıma alırım, sizin genetik soy ağacınızdan, aile risklerinizden, mensup olduğunuz ırksal kökenin getirdiği tıbbi yüklerden, yaptığınız işten, oturduğunuz şehirden, şehir hayatının organik veya ruhsal streslerinden bahsederek sizin bir profilinizi çıkarırım. Sonra sizi elden geçiririm ve mevcut durumunuzu saptarım. Gerekli analizlerinizi isterim. Ve sizin için bir yol haritası belirlerim. Gelecekte önünüze çıkabilecek tümsekleri söylerim. Yani Demirel'in ya da Sezen Aksu'nun benden yararlandığı noktalar sadece tedavi değil. Biz insanların kısa, orta ve uzun vadeli sağlık planlamalarını yapıyoruz...
Koruyucu hekimlik yani..
- Evet çünkü şuna inanıyorum: Hekim sadece sizin hastalığınızı tedavi eden insan olmamalı. Sizi, daha sağlıklı tutan, sağlamlılık halinizi koruyan, bu açıdan sizi yöneten insan olmalı. Yani bu çağın başında oluşturulan hekimlik modelini yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Her şeyin sanayileşmesinden tıp da nasibini aldı. Sanayi, tıptan para kazanmanın yollarını aradı. Ve kendine 2 yol buldu: Biri teşhis, diğeri de tedavi sanayii. Yani hastalıktan para kazanma. Bir başka deyişle ilaç endüstrisi. Ama benim görevimin sadece tedavi etmek olduğu kanaatinde değilim, bu tabii ki kutsal bir iş, ama sağlığı korumak ondan daha kutsal ve öncelikli!
Siz Ankara'da dar bir çevreye sıkıştığınızı düşündüğünüz için mi İstanbul'da klinik açmak istiyorsunuz...
- Türk insanının önemli sorunlarından birisi: biz ev değiştirmekten bile korkuyoruz! Halbuki şehir değiştirebiliriz, ülke değiştirebiliriz, hatta iş bile değiştirebiliriz. Ben artık hayatımı İstanbul'da sürdürmek istiyorum.
Yeri gelmişken Ankara Numune Hastanesi Başhekimliği’ni neden bıraktığınızı da sorayım...
- Sıkıldım çünkü! Ben hekimlik yapmak istiyorum. Başhekimlikle hekimliği aynı anda yapabilirdim, 10 yıl boyunca yaptım da, ama o süre içerisinde hekimliğimi geliştirmekle ilgili fırsatları ciddi bir şekilde kaçırdığımı düşündüm. Hiç tereddüt etmeden bıraktım. Söylüyorum, yaşamı zaman zaman değiştirmekten korkmamak lazım.
DOKTOR DEDİĞİN İTFAİYE DEĞİL
Sizin yazarak, konuşarak, televizyona çıkarak ya da birebir karşılaştığınız her insana iletmeyi düşündüğünüz mesaj ne? O insanda hangi fikri değiştirmek istiyorsunuz? Hangi anlayışı yerleştirmek istiyorsunuz?
- Hemen aklıma geleni söyleyeyim: Doktor, hastalanıldığı zaman aranılması gereken bir cankurtaran değil. Yani bir itfaiye değil. Sizin sağlığınızla ilgilenen, sağlığınızı yöneten kişi. Sağlığınızı geliştirir ve gerekirse tedavi eder. Yani sadece tedavi etmez!
Son soru: Doğru yaşamak, sağlıklı yaşamak, dengeli beslenmek dediğiniz kavramların tamamı bana soyut, ulaşılmaz ve hatta palavra geliyor! Ya içinde yapamayacağım kadar unsur barındırıyor ya da kavrayamadığım kadar soyut felsefi anlayışlar. Mesela deniyor ki, yüzde 30 yağ tüketeceksin, bunun yüzde 10'u ayçiçeği, yüzde 10'u zeytinyağı, yüzde 10'u da margarin olacak. İyi de ben nereden bileyim hangisinden ne kadar tükettiğimi?
- Bu söylediğiniz doğru. Biraz daha anlaşılmaz hale getirirseniz bundan para da kazanabilirsiniz! Bunu yapanlar var. Benim yazmayı kabul etmemin temel sebeplerinden biri bu. Tüm bunları daha kolay, daha güncel, daha uygulanabilir anlatmak. Günde dörtte bir fincan ayçiçeği çekirdeği yerseniz ihtiyacınız olan E vitaminini alırsınız diye yazdım mesela. Doğrusu bu. İnsanlar ‘‘Şu kadar miligram E vitamini alacakmışım’’ı merak etmiyor ki, ‘‘ben bunu nereden nasıl alırım’’ı merak ediyor. Şu kadar zeytinyağı, şu kadar ayçiçeği yağı meselesi değil. Tereyağı kullanmamaya çalışın. Tamam, bazen kendinizi ödüllendirin, haftada bir gün tereyağında pilav yiyin, ama her gün değil. Daha çok zeytinyağı yiyin, bulamıyorsanız ayçiçeği yağı ve diğer bitkisel yağları tercih edin. Ama genelde yağı az tüketin. Dikkat ederseniz ben rakamlarla fazla uğraşmıyorum. Yine de bunaltıyorsam, ben işimi yanlış yapıyorum demektir...
HAYAT SENİ DETOKSLUYORUM!
Sağlıkta detoksu savunuyorum ben. Yani temizlenme, arınma ve lüzumsuz ayrıntılardan uzaklaşma. Ama sadece sağlıkta değil, edebiyatta da bunu savunuyorum. Oysa bir dönem yazdıklarınızın anlaşılmaması makbuldü. Ne kadar manasız. Bir insan anlamıyorsa yazdıklarınızı, siz aslında anlatmak istediklerinizi ifade edemiyorsunuz. Benim hafif olmaktan, anlaşılabilir olmaktan anladığım şu: Hayatın kendisini detokslamak lazım. Bütün ayrıntılardan, fazlalıklardan kurtulmamız lazım. Uyurken bile yorganın ağırı insanı uyutmaz! Havanın ağırı da. Evet, parfüm güzeldir ama kafanızdan aşağıya Chanel 5 döksem, çekilmez olursunuz. Bu detokslama işlemini yaşamın bütün katmanlarına uygulamamız gerekir...
NE YAZIK Kİ ÇOCUKLARIM FAST-FOOD YİYOR
Samimi bir cevap istiyorum: Çocuklarınız bize önerdiğiniz gibi besleniyor mu? Yoksa onlar da hamburger, patates kızartması ve coca cola gençliği mi?
- Kızım 21, oğlum 19 yaşında. Ne yazık ki ikisi de fast-food yiyor! Benim de, tam olarak yazdığım gibi beslendiğimi söylemem zor. Ama bu, doğruları insanlara aktarma görevimi engellemiyor. Daha 8 sene önce bıraktım ben sigarayı. Gerektiğinden fazla alkol alıyordum, 13 kilo da fazlam vardı, üstelik spor yapmıyordum. Ama daha dikkatliyim artık, ailem de öyle. Çocuklarımın ikisi de sportmen. Ne var ki oğlum fast-food kültüründen nasibini aldı, sebebi biraz da okuldaki kültür, çünkü lise sonda, okuldan koşa koşa kursa gidiyor, kursla okul arasında da haşlanmış sebze satan bir dükkan bulma olanağı yok. Ama bir McDonald's bulma olasılığı her zaman yüksek!
Çocuğunuz obez olsa ne yaparsınız? Şundan soruyorum bu soruyu: Bir çocuğun obez olması anne babasının sorumluluğu mudur? Onlar mı suçludur?
- Obezite bir hastalık. Hasta olan bir insana normal insan muamelesi yapan bir anne baba, o hastalığın tedavisini geciktirdiği için sorumludur, hatta kusura bakmasınlar ama suçludur. Eğer teşvik ediyorlarsa ve doktorlarla işbirliği yapmıyorlarsa daha da fena. Çocuk obezitesi önümüzdeki çağın en önemli sağlık sorunlarından biri. Anne babaların kesinlikle eğitilmesi lazım, orada bize de büyük sorumluluk düşüyor...
HOCAM SÖYLE HANGİ DOKTORA GİDEYİM
Sezen Aksu'nun hangi doktora gideceğini bile size sorduğu doğru mu?
- Doğru. Ama doğal bu. Ben birinin hekimliğini yapıyorsam onun bedensel fonsiyonlarını biliyorum değil mi? Yoksa Dinar Bandosu'na döner bu iş, herkes ayrı telden çalar. Devamlı hekiminizin hangi doktora gideceğinizi söylemesinde bir de şöyle bir kolaylık var: Sorumluluk devamlı hekiminizin üzerine biner, ayrıca sizi görecek doktor sadece size karşı değil, devamlı hekiminize karşı da sorumluluk duyar. Ama tabii Sezen'in gideceği her doktoru bana sorması nezaketinden kaynaklanıyor.. |