|
SAAT farkından dolayı, ben bu satırları yazarken, Irak konusunda dananın kuyruğunun kopacağı BM Güvenlik Konseyi henüz toplanmamıştı.
New York'taki tartışmanın sonucu ne olursa olsun, bugün burada çok şematik biçimde ana satırbaşlarıyla, neden savaşa karşı olduğumu bir defa açıklamak istiyorum.
* * *
EN önce, biline ki, şiddet unsurunun gayri insaniliğinden yola çıkarak, bütün savaşları reddeden bir ‘‘pasifist’’, bir ‘‘sulhperest’’, bir ‘‘kuş’’ olduğum için savaşa karşı değilim!
Böyle bir tutum saflıktır. 1939 Münih'inden 1991 Bosna'sına da, ‘‘barış’’ lafazanlığıyla oyalanmanın aslında çok daha büyük ve ölümcül savaşlara yol açıtığının örnekleri sayısızdır.
Yani, bir, Irak harekatına karşı çıkmam ‘‘anti militarist’’ bir tutumdan kaynaklanmıyor.
Ve iki, tabii ki Saddam'ı sevgi veya saygı duyduğumdan da kaynaklanmıyor.
Tersine, çok isterdim ki, babayiğit bir serdengeçti piştovu herifin beynine sıkıp, ta İran'a saldırdığı ilk günden beri nefret ettiğim bu korkunç despotu cehenneme yollayıversin.
Hem dünya, bölge ve Irak eli kanlı zalimden kurtulurdu, hem de Halepçe katliamının hesabı sorulmuş olurdu; Bügünkü arbede rizikosu ise otomatikman ortadan kalkardı.
Demek ki, savaş karşıtlığımı ebleh bir ‘‘barışseverlik’’ ve Saddam aşkı belirlemiyor.
* * *
AMA savaşa karşıyım, zira ilkin, uluslararası statükonun ancak, yine ‘‘uluslararası’’ tanımını taşıyan hukuk tarafından değiştirilebileceğini biliyorum. Bunu da onaylıyorum.
Aksi takdirde, ‘‘güçlü, haklıdır’’ ahlaksızlığıyla ‘‘orman kanunu’’na kapı açılır.
Zaten, ‘‘W’’ rumuzlu George Bush yönetiminin bugün empoze ettiği şey de budur.
Çünkü, Irak harekatı için meşru bir gerekçe yoktur. ‘‘Deliller’’ (!) sade suya tirittir.
Sonra, ‘‘ultra süper güç’’ ABD'nin ‘‘tek efendi’’ olarak hüküm ve kaprislerini empoze etmesi hem insanlık alemi, hem de uluslararası sistem açısından tehlikeli ve gayrı ahlakidir.
‘‘Pax America’’ adı altında dayatılan emperyal bir ‘‘barış’’, ona tepkiden kaynaklanan intikamcı reflekslerle, başka savaşları ve ‘‘başka tür savaşları’’ altan alta körükleyecektir.
Bu ‘‘başka tür savaşlar’’ın başında ise terörizm gelmektedir.
‘‘Sokağın tepkisini’’ ne kadar tali addedersek addedelim, zaten 11 Eylül travmasını atamamış bir İslam - Arap alemi, Bağdat'ta da Amerikan sultasının kurulması fakat akıl ve adalet dışı ‘‘pro İsrail’’ politikanın sürmesi ertesinde, daha da çok ‘‘irrasyonalleşecektir’’.
Böyle bir gelişme ise hem tedhişçiliğin bol keseden adam devşirmesine, hem de bilhassa, ‘‘uygarlıklar çatışması’’nın teoriden pratiğe geçmesine yol açacaktır.
Beyaz Saray çevresindeki o ‘‘think tank’’ beyin takımına rağmen, Başkan ve ‘‘adamları’’ aslında çok dar açıdan düşünmektedir. Orta - uzun vadede, gelişmelerin, ‘‘ultra süper güç’’ün dahi denetleyemeyeceği bir mecraya kayacağını görememektedir.
Ayrıca, ABD - Avrupa zıtlaşması genel statejik açıdan yarar getirmez ve Atlantik'in iki yakası arasında iplerin kopması, Türkiye'nin işinin daha da zor kılmaktadır ve kılacaktır.
* * *
EVET, her ne kadar, mecburi bir ‘‘realpolitik’’ten dolayı savaş durumunda saf tutmamız gerektiğini savunsam dahi, o savaşa tabii ki ülkem açısından da karşıyım.
Turizm gelirlerinden ihracat sıkıntısına, sorunun dev ekonomik boyutu hadi bir yana.
Fakat, Irak savaşıyla birlikte Amerika - Avrupa ayrışması artık mukadder gözüktüğünden, böyle bir ayrışmaya paralel olarak Türkiye'nin önüne de tercih dayatılacaktır.
Ve heyhat, ABD'nin terazi kefesinde AB'den daha ağır basması ihtimali yüksektir.
‘‘Göbek bağı’’mızdan kaynaklanan bu durumu asla ülkemin hayrına görmüyorum.
Bize üç aşağı beş yukarı ‘‘zaptiye’’ görevi biçecek olan, buna karşılık da demokrasi konusunda hiç tınmayacak bir ABD benim hedeflediğim uygarlık projesiyle çelişir. Çelişiyor.
İşte bunlar için savaşa karşıyım, ancak hayali bir ‘‘savaş karşıtlığı’’na da karşıyım. |