|
SAVAŞ hengamesi ve soğuk yüzünden ne bayramı, ne de Sevgililer Günü'nü ağız tadıyla kutlayabildik.
Bu yıl iyi kış yaptı. Bol bol kar yağdı.
Kar bereket demektir.
Ürün bol olur, barajlar dolar, yeraltı suları çoğalır, kış turizmi canlanır.
Yaşamlarını olumsuz etkilemesine rağmen insanlar karın yağmasını beklerler.
Ancak bizim meslekte kar pek sevilmez.
Hele geçmiş yıllarda...
Daha ilk kar tanecikleri havada uçuşmaya başladığı zaman gazeteler alarma geçerdi.
Haberler erkenden toparlanır, yazarlara yazılarını erken yazmaları için uyarılarda bulunulurdu.
Yazı işleri sayfaları hızlı bir şekilde hazırlar ve gazeteyi baskıya gönderirdi.
Böyle günlerde çok zorunlu olmadıkça araya girilmez, yani gazete değiştirilmezdi.
O yıllarda bir lokma kar yağsa uçaklar aksar, bu nedenle matrisler (baskı için hazırlanmış karton sayfalar) karadan gönderilirdi.
Kar devam ederse gece gazetede veya gazeteye yakın bir otelde kalırdı herkes.
Bütün bunlar gazetenin okura zamanında ulaştırılması için yapılırdı.
Kısacası, kar gazeteler için bir kábustu.
O zamanki ulaşım koşulları gazetecileri perişan ederdi. Günlerce gazeteden ayrılmadığımız olurdu.
* * *
Benim gazeteciliğe başladığım yıllardaki teknoloji ile bugünkü teknoloji arasında dağlar kadar fark var.
Artık İstanbul dışındaki baskı merkezlerimize matris gönderilmiyor.
Bilgisayarlarda elektronik olarak hazırlanan sayfalar, İstanbul matbaamıza nasıl bilgisayarlar aracılığıyla gönderiliyorsa, Anadolu'daki matbaalarımıza da aynı şekilde ulaştırılıyor.
Hatta Almanya'daki matbaamıza da aynı yöntemle gönderiliyor.
Bu sayede Avrupa'nın hangi ülkesinde yaşarlarsa yaşasınlar, her yerde Hürriyet'i günlük okuyabiliyor yurtdışındaki okurlar.
Ancak bütün bu teknolojik gelişmelere karşın bugün yine ilk kar tanecikleri havada uçuşmaya başlayınca gazetecileri aynı telaş alıyor.
Yine haberler erken toparlanıyor, yazarlar yazılarını erkenden yazmaları için uyarılıyor.
Sayfalar hızla hazırlanarak matbaalara gönderiliyor.
Artık matris gönderilmediğine göre neden aynı telaş ve acelecilik sürüyor sorusu akla gelebilir.
Baskıda bir sorun yok, ama ulaşımda yine sorunlar aynı.
Bizi sıkıştıran baskılar değil, gazetenin uç noktalara ulaştırılabilmesi.
* * *
Bunu bir örnekle anlatmak daha açıklayıcı olur.
Bu hız, bu telaş Hakkári'ye gazeteyi zamanında ulaştırabilmek için. Eğer normal günlerdeki zaman sınırları kullanılırsa ulaşımın sorunlu olduğu bölgelere gazeteyi günü gününe göndermek mümkün olmaz.
Bizim bütün derdimiz en uç noktadaki okurun eline de günlük gazetenin ulaşmasıdır.
Bizim mesleğin, kuşaktan kuşağa aktarılan değişmeyen bir kuralı vardır:
- Dünyanın en mükemmel gazetesini yapsan da, sayfalara kuş kondursan da eğer bu gazeteyi zamanında tezgáha çıkaramazsan yaptığın hiçbir işe yaramaz. |