|
DİKKAT ediyor musunuz? Amerika Birleşik Devletleri ‘‘Irak'tan Türkiye'ye bir saldırı olursa NATO' nun harekete geçmesini’’ istiyor, ama kendi adına hálá bir şey söylemiyor. Örneğin, ‘‘Bu harekátta bizimle olursanız, Türkiye' nin savunmasında biz de sizinle oluruz’’ demiyor.
Ya ne yapıyor?
Topu NATO'nun sahasına atıyor.
Gerçi Hürriyet'in New York'taki Temsilcisi Doğan Uluç, Başkan Bush'un askeri konularında başdanışmanı olduğunu bildirdiği (Karanlıklar Prensi lakaplı) Richard Perle'in bir yemekli toplantıda yaptığı konuşmada Fransa, Almanya ve Belçika'yı Türkiye'ye Patriot füzeleri verilmesini engellemekle suçladıktan sonra, ‘‘Bunu başaramayacaklar. Türkiye gerekli yardımı alacak, tek bir ülkeden dahi olsa’’ dediğini bildiriyor, ama ‘‘Bu yardımı ABD'nin yapacağını söyledi’’ diyemiyor.
Gördüğünüz gibi Türkiye yine, kendi risklerini kendi başına karşılamaya zorlanıyor.
Tıpkı 1964 yılında Makarios'un Kıbrıs Türklerine karşı uyguladığı kökünü kurutma (ethnic cleansing) kampanyasını önlemek için Türkiye, Londra-Zürih Anlaşmalarından aldığı yetkiyle Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunmaya kalkınca karşılaştığımız durum gibi.
Son olarak Prof. Dr. Haluk Şahin ‘‘Johnson Mektubu’’ isimli kitabında anımsattı:
O tarihteki Başbakan İsmet İnönü kararlı bir tavırla askeri hazırlıklara başlayınca ABD Başkanı Lyondon Johnson, İnönü'ye 5 Haziran 1964 tarihli bir mektup göndermiş ve Şahin'in özetlediği şekilde aktarmak gerekirse;
‘‘1- Türkiye (Kıbrıs'a) müdahale etmek için antlaşmalardaki tüm koşulları yerine getirmemiştir.
2- Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesi, onu Sovyetler Birliği ile karşı karşıya bırakabilir. Bu durumda NATO ve ABD Türkiye'yi savunmayabilir.
3- Amerika'nın Türkiye'ye vermiş olduğu silahlar savunma amaçlıdır, Kıbrıs'ta kullanılamaz.
4- Karşılıklı görüşmeler için sizi (Başbakan İnönü'yü) Washington'a davet ediyorum’’ demişti.
Şimdi yukarıdaki Kıbrıs sözcüğünü silip yerine Irak sözcüğünü yazın. ‘‘Sovyetler Birliği’’ni de ‘‘Saddam Hüseyin’’le değiştirin, bakın bakalım ne değişmiş?
ABD limanlarımızı ve Anadolu'nun ortasındaki havaalanlarımızı kullanmayı istiyor, ama onları ve baraj gibi, santral gibi önemli tesislerimizi savunacak Patriot füzelerini vermekten hiç söz etmiyor.
Biz de bu gerçeği görmezden gelip, NATO'ya kızıyoruz.
Görüldüğü gibi bir savaş çıktığı takdirde herkes sadece kendi çıkarını düşünüyor. Onun için ‘‘gerçekçi’’ olacaksak burada olalım. Öyle Kayzer Wilhelm'in dolduruşuna gelen Enver Paşa gibi maceralara atılmayalım. |