|
EDEBİYAT dünyasında polemiklerden örnekler verilir zaman zaman, bu okların ucunda hep sivri, zehirli iğneler vardır. Üstelik konular da çok ciddidir ya da ciddi görünür.
Bazen birbirlerini, edebi ve şahsi açıdan da sözlü ve yazılı olarak hırpalarlar, dillerindeki, kalemlerindeki baharatın çeşidine ancak Mısır Çarşısı'nda rastlanır. Onlardan dinlediğimiz, okuduğumuz bu iğnelemeler, hiç kuşkusuz mizah edebiyatının da iyi örnekleri olarak anılmalıdır.
Elbet ben de birçok edebiyatçı arkadaşımın, başka edebiyatçılar hakkındaki nasıl sivri ve zehirli bir dil kullandıklarını bilirim. Onları bir meslek sırrı olarak saklarım. Çünkü arada siz kötü olursunuz. İçkili bir akşam sonu kılıçlar çekilir, ertesi gün kadehler tokuşturulur. Araya giren, laf götürüp getiren yanar.
Zaten resmi raporları andıran konuşmalarda lezzet mi bulunur?
Mehmet Nuri Yardım'ın Edebiyatımızın Güleryüzü (Çatı Kitapları) kitabında yer verdiği, yazarların birbirine söyledikleri bazen sert, bazen tatlı-sert örnekleri okurken güldüm.
Baki Hoca'nın (Abdülbaki Gölpınarlı) kızgınlıkla söylediklerine biz çok gülerdik, o da bize kızardı.
Hele eline bir cehalet belgesi geçirmesin, kırmızı kalemle baştan başa çizer, okunacak yerini bırakmaz, sonra da onun için gerekli tanımları yapardı. En hafifi ‘‘Karagöz'den daha cahil’’di, bu yavaş yavaş daha ağır benzetmelere doğru yol alırdı.
* * *
MEHMET NURİ YARDIM'ın Edebiyatımızın Güleryüzü kitabı, size şakalaşmadaki zarafet çizgisini gösteriyor. Küfrün ancak konuşmasını, yazmasını bilmeyenlerin aczi olduğunu ispatlıyor.
Edebiyatın insanı nasıl eğittiğini, dilini, kalemini nasıl düzelttiğini gösteriyor.
Özellikle Refik Halit Karay'ın yaptıkları çok hoşuma gitti. Sürgündeki bir yazarın yaratıcı zekásının ürünleri bunlar.
Karay, sürgün yıllarında zaman zaman İstanbul'da öldüğüne dair haberler çıkartırmış, böylece dost ve düşmanı ayırt edebilirmiş. Arkasından da sağlık raporunu gazetelerde yayınlatırmış.
Bir keresinde Amik Ovası'nda bir arkadaşıyla balık avlarken timsahlara yem olduğunu yaymış, bir keresinde de bir arkadaşıyla boynuna ip geçirip, göğüslerine de yafta asıp, idam edildiklerine dair bir fotoğraf çektirmiş. Yıllar sonra bunu bir gazete yayınlamış, yok satmış, ertesi günü de bunun bir şaka olduğunu açıklamış gazete.
Baki Hoca, kendisine baba denmesine çok kızardı, bir gün ona baba diyene şu cevabı vermiş:
‘‘Daha ananla tanışmadık ki nerden baban oluyorum.’’
Bir gün yaşlıca bir hanım, Ahmet Hamdi Tanpınar'a, ‘‘Efendim Hamit hakkında ne düşünüyorsunuz’’ diye sormuş, Tanpınar gülerek, ‘‘Evlenmek mi istiyorsunuz?’’ sorusuyla cevap vermiş. Hamit de o sırada 80 yaşında imiş.
Necip Fazıl'a bir konferans sırasında kürsüye bir hıyar atmışlar.
Necip Fazıl, hıyarı almış, dinleyicilere dönerek şöyle demiş: ‘‘Biri kimliğini düşürmüş, gelip alsın.’’
* * *
DEĞİŞİK kuşaklardan edebiyatçıların kızgınlıklarını, hırçınlıklarını, birbirlerini iğnelemede kullandıkları üsluplarını, hoş örneklerle bu kitapta okuyabilirsiniz. |