14/02/2003 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Yazarlar
14.02.2003
Ertuğrul ÖZKÖK
Kim Mars'tan, kim Venüs'ten
  
 

BAZILARI diyor ki, ‘‘Sen savaş yanlısısın’’.

Ben diyorum ki, ‘‘Hayır. Ben savaştan nefret eden birisiyim. Ama ben ölçülü risk almaktan yana bir insanım’’.

Bunu da makul nedenlerle açıklıyorum.

Eğer yaşadığınız dünyanın ciddi bir karar noktasındaysanız ve ille de bir şeyler söylemeniz gerektiğine inanıyorsanız, bunun en risksiz ve en tembel yolu, 30 yıldır çıkınınızda sakladığınız sloganlara sarılmaktır.

MARS VE VENÜS

Aydın sorumluluğunuzu yerine getirmek mi istiyorsunuz?

Basit...

İçinde barış kelimesi olan herhangi bir cümle kurarsınız olur biter.

Buna bir de hem barışseverlerin, hem teröristlerin hayatlarındaki tek ortak simgesi olan ‘‘V’’ şeklindeki zafer işaretini eklersiniz.

Hiçbir siyasi sorumluluğunuz yoksa, attığınız o manasız sloganlar sizden başka kimseyi bağlamıyorsa, bağırın istediğiniz kadar.

‘‘Yaşasın barış.

Kahrolsun savaş.’’

Sıradan bir Türk aydınının ve sıradan bir Avrupa aydınının basmakalıp klişesi ve siyasi yaratıcılığı bundan ibarettir.

Ama size kötü bir haberim var.

Hayat, tarih ve gerçekler o kadar basit değil.

Evet doğru, dünya bugün yeniden oluşumun eşiğinde.

Ve bu yeni oluşumdan yeni süper güçler çıkacak.

Ben şimdiden bütün riskini alarak ilan ediyorum.

Türkiye, bu tarihi fırsatı kullanabilecek cesareti gösterirse, bu yeni oluşumdan çıkacak üç dört süper güçten biri olacaktır.

Önümde çok ilginç bir kitap duruyor.

Günlerdir okuyorum. Her satırının altını çiziyorum.

Yazarı Robert Kagan.

Adı ‘‘Cennet ve İktidar’’.

Yeni bir dünya düzeninin oluşumunda ABD ve Avrupa'nın durumunu inceliyor.

Bu ayrışım noktasında ABD ve Avrupa'yı, son yılların kadın ve erkek arasındaki farklılığı ortaya koyan o çok çarpıcı sembollerle açıklıyor.

‘‘Amerikalılar Mars'tan, Avrupalılar Venüs'ten.’’

Ama bunun cesaretle, korkaklıkla ilgisi yoktur.

GÜÇ FELSEFESİ

Ben hayatım boyunca erkeğin daha korkak, kadının daha cesur olduğuna inandım.

Mesele, bir ülkenin veya bir bölgenin ‘‘süper güç’’ olma iddiası ve ihtirası ile ilgili bir şeydir.

Avrupa ne yazık ki, süper güç olma iddiasını ve ihtirasını kaybetmiş bir coğrafi bölgeden ibarettir ve bundan ileri de gidemeyecektir.

Yaşadığımız bütün insanlık tarihi bize şunu öğretiyor.

BAHÇESİNİ DÜZELTEMEYEN

Askeri güç olma iddiasını kaybetmiş uluslar, süper güç olamıyor.

O ülkeler veya bölgeler, stratejik bir güç kazanamıyor.

Buna mukabil Amerika, İkinci Dünya Savaşı ertesinden itibaren stratejisini şu temel felsefe üzerine kurdu:

Aynı anda birbirinden binlerce kilometre uzaklıkta iki ayrı cephede savaşabilme ve daha önemlisi muzaffer olma duygusu.

Avrupa, özellikle de Fransa ve Almanya, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ekonomik alanda mucizeler yarattı.

Ama bugüne kadar süper veya stratejik bir güç olmayı başaramadı.

Bütün dikkatini insan hakları üzerine teksif etti. Ama kendi arka bahçesi olan Bosna ve Kosova'da etnik temizlik girişimini o değil, Sosyalist Tony Blair ve Demokrat Clinton'ın cesareti önledi.

Bugün Avrupa'nın sadece iki ‘‘stratejik gücü’’ vardır. İster kabul edin ister etmeyin, bu iki ülke İngiltere ve Türkiye'dir.

Avrupa denilen yeni gücün Batı ucunda İngiltere, Doğu ucunda Türkiye, süper güç olma ihtirasına sahip ülkelerdir.

Çünkü hem kendi topraklarında, hem de denizaşırı topraklarda askeri operasyon kabiliyetini ispatlamış yegáne Avrupalı onlardır.

Amerika'nın askeri güç üzerine böylesine egemen bir dünya görüşü inşa etmesine itirazınız olabilir.

Ama unutmayın.

1989'dan bu yana Panama, Tahiti, Sudan, Somali, Irak, Bosna, Kosova ve Afganistan'da insanlık dramlarının önlenmesi, bu denizaşırı ihtiras sayesinde mümkün olabilmiştir.

Avrupa ise hálá, bin kilometre uzağına asker sevk etme kabiliyetine, asıl önemlisi de cesaretine sahip değildir.

Önümüzdeki Irak sınavı da bir turnusol káğıdı olacaktır. Bu sınavdan iki üç süper güç çıkacaktır. Aklını kullandığı takdirde bu güçlerden biri Türkiye olacaktır.

Robert Kagan, yeni dünya düzeninde işbölümünü şöyle tarif ediyor:

‘‘Amerika yemeği pişirir, Avrupa bulaşıkları yıkar.’’

YEMEK MASASI

Böyle bir denklemde bir süper güç olarak Türkiye'ye ‘‘yemeği yemek’’ görevi düşemez mi?

Bugünün büyük siyaset adamı, işte bu denklemde Türkiye'yi yemek masasına oturtabilenler olacaktır.

Gerisi mi?

Onlara tarih en iyi ihtimalle ‘‘siyasi cüce’’ payesi verebilir.


Ertuğrul ÖZKÖK
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Deri kavgasının öteki yüzü
 
    Ali Atıf BİR
  Gülüm'de insanlığınızın farkına varıyorsunuz
 
    Bekir COŞKUN
  Kimse şarkı söylemek istemiyor
 
    Doğan HIZLAN
  Edebiyatçılar da güler
 
    Ercan KUMCU
  Enflasyon yaratmak çaresizliktir
 
    Ferai TINÇ
  Mutfak milliyetçiliği
 
    Gila BENMAYOR
  Japonya’da ‘Kaybeden Türkler Yılı’ olmasın
 
    Dr. Gündüz TEZMEN
  Sırt ağrılarım geçmiyor
 
    Kanat ATKAYA
  Aşık mısınız Bayan?
 
    Tufan TÜRENÇ
  Çare yok, başa gelen çekilir
 
    Yalçın BAYER
  Barış için ateşböceği olun!
 
    Yalçın DOĞAN
  Bizi Kuveyt'ten kimse çıkaramaz
 
    Vahap MUNYAR
  Önce yaşamı, sonra yazıyı temizleyelim
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com