|
SÖZE çocukluğumdan hatırladığım bir olayla gireyim...
Televizyonun evlerimize yeni girdiği günlerdeyiz. Yaşlıca akrabalarımızdan biri bizde konuk.
Konuğumuzun ağzından dua, elinden tespih eksik olmuyor. Bize sürekli dini uyarılar yapıyor.
O gün televizyonda artistik buz pateni yarışmalarının naklen yayını var. Baktım, bizim dini bütün akrabamız gözünü yarışmacı kızların baldırlarından ayırmıyor. Ben de takılmadan edemiyorum:
‘‘Hayırdır amca... Bu çıplak kızlara bakmak günah değil mi?’’
Amcamızın biraz da şaka yollu cevabı hazır:
‘‘Evladım ben hem bakıyorum, hem de ‘Allahım tövbe' diyorum.’’
Amcamızın bu sözleri, bazılarının yaşam biçimini, dine bakışlarını da ortaya koyuyor: ‘‘Ben gençliğimde çalayım, çırpayım, hileli mal satıp, paraları götüreyim. Her türlü günahı işleyeyim. Yaşlanınca hacca gider, günahlarımdan arınırım. Cenneti garantilerim.’’
YAŞAM BİÇİMİ
Kurban Bayramı’nı vesile yapıp, din üzerine ahkam kesecek değilim. Bu konuyu uzmanlarına bırakıp, bizim sektöre döneyim.
Son dönemlerde gazete değiştirmek, ‘‘hacca gider günahlarımdan arınırım’’ mantığıyla aynı çizgide gitmeye başladı.
Bir gazeteden diğerine giden başlıyor yazmaya:
‘‘Ben o gruptayken çok günah işledim. Aslında günahkarlar arasındaymışım. Bu gazeteye geldim, görün bakın en dürüst yazar benim ve ben olacağım. O gazetede kalanların hepsi kirli.’’
Arada başka gaza gelenler de oluyor, koro genişliyor:
‘‘En temiz biziz. Bizden temizi yok. Diğerleri pislik içinde yüzüyor.’’
Kimse bulunduğu yere bakmıyor. Bulunulan yerden rakibi suçlamak, kolay geliyor. Devam ediyor ahkam kesmeye:
‘‘Burası benim için temizliğin miladı gibi olacak.’’
Ya öncesi? Cevap hazır:
‘‘Önceyi bırak, geleceğe bakalım. Türkiye'ye gerçek gazetecilik nasıl yapılırmış onu gösterelim. Deşelim yarayı, pislikler aksın, temizlenelim.’’
Ya kendi yaran? Yine cevap hazır:
‘‘Önce başkalarının yarasını deşelim de...’’
Mantık biraz da şöyle işliyor:
‘‘Kirli yaşa, ‘temiz' yaz, seni ‘temiz' sanırlar...’’
Gelin hep birlikte şu iki cümle üzerinde düşünüp, kendimize gelmeyi deneyelim:
Temizlik yazı değil, yaşam biçimidir.
Temiz yaşam, temiz yazıyı getirir.
Bakın ‘‘hep birlikte’’ diyorum, kendimi ayırmıyorum.
Biraz düşünelim, özen gösterelim, olmaz mı?
İyi bayramlar.
İsmet Abi'den Yönetilemeyen Türkiye
HAZIR giyim sektörünün ‘‘İsmet Abi’’si İsmet Özcan, gönderdiği faksta, ‘‘Hazırladığım kitap için senin yazını da kullanacağım, izin verir misin?’’ diye soruyordu. Kitabına birçok yazar ve çizerden alıntı yapacaktı. Derken İsmet Özcan, 1997'den itibaren planladığı ‘‘Yönetilemeyen Türkiye’’ adlı kitabını geçenlerde tamamladı. Özcan, kitabı için şöyle diyor:
‘‘Amacım, kişisel yorumlarımdan ziyade, 1997 yılı ortasından itibaren dünyada yaşanan olaylarla başlayıp, Türkiye'yi de içine alan oluşumları, çabuk unutmaya hazır olan topluma tekrar hatırlatmak değil. Gelecek nesillere bugünleri neden yaşadığımızı, neden borçlu doğduklarını ve ülkemizin neden iyi yönetilemediğini anlatan yazarların yazılarını ve karikatürlerini yorumlarımla aktarmak istedim.’’
Özcan, önsözünün sonuna umut koymuş:
‘‘Dünya denilen gezegende zaman içinde yol alan akıllı canlılar olarak küreselleşen dünyaya ufkumuzu çevirmek zorundayız. 2017 yılı Türkiye'nin ve birkaç ülkenin yılı olacaktır. Biz istesek de istemesek de...’’
‘‘Yönetilemeyen Türkiye’’, zaman tünelinde iyi bir yolculuk olmuş... |