|
‘Ben de Amerika'yı överim’
L. Hughes - ‘‘Weary Blues’’
EVET evet, Missouri'li zenci şair Langtston Hughes gibi, ben de Amerika'yı överim.
Zaten, yukarıdaki iki kelimelik başlığı onun için attım.
Aslında bu başlık, Kayserili büyük hemşehrimiz Elya Kazancıoğlu'nun kendi otobiyografisinden yola çıktığı ve bizim zaptiyelerin de yasakladığı başyapıt filmin adıdır.
Hah unutuyordum, bir de ‘‘cinnet yılları’’ sırasında, ‘‘sol’’ geçinen o saz tacirlerinden bir tanesi hanzo şivesiyle sözcüğün canına okuyarak, ‘‘Amarika, Amarika’’ diye yırtınıyordu.
Sonsuz bir ilkellikle Birleşik Devletler'e lanet savuruyordu.
Olsun, dedim ya, ben de Amerika'yı överim.
* * *
AMA ‘‘Modern Zamanlar’’ sütununu izleyenler farkındadır, hanidir hiç övmüyorum.
Tersine, özellikle Irak fütuhatına soyunduğundan beri, yerden yere vuruyorum.
Oysa, tabii ki Amerika'yı seviyorum. Zaten sevgisiz bir övgü riyakarlık olurdu.
Alexis de Tocqueville'nin ta 19. Yüzyıl başında saptadığı gibi, demokraside öncülük yapan ve her ne kadar ‘‘Kızılderi vukuatı’’ olmuş olsa bile, mazide Avrupa sömürgeciliğini reddeden bu ‘‘modernite devleti’’ni sevmemek için ya ahmak, ya da fanatik olmak gerekir.
Üstelik, Nazizm ve Komünizm belalarından kurtulabilmemizi Atlantik ötesindeki büyük ulusa borçlu olduğumuzdan, insanlık olarak ona karşı nankörlük edemeyiz.
Kaldı ki, o genç ve delişmen ulus, yine ‘‘oturaklı ve ağır’’ Avrupa'dan farklı biçimde, bireysel açıdan daha ‘‘samimi’’, daha ‘‘direkt’’ ve daha ‘‘naif’’ bir davranış tarzına sahiptir.
Nebraska çölünde kaybolmuş bir kahvesinin tezgahında derhal yarenliğe geçeçeğiniz açık kalpli insanlara, Yaşlı Kıta'nın bir köyünde veya kasabasında raslamak mucize addedilir.
Nitekim, söz konusu ‘‘naifliği’’ kullanmak istediğindendir ki, tıpkı Büyük Britanya'nın diğer ‘‘emperyalizmci’’ devlet adamı Joseph Chamberlain gibi, Majesteleri donanmasının efsanevi amirali Lord Ficher yine aynı 19. Yüzyıl sonunda ‘‘İngilizce konuşan insanların bu dev federasyonunu sömüremezsek, aptalız demektir’’ diye yazmaktan çekinmemiştir.
Evet öyle, ‘‘sıradan Amerikalı’’yı naiflik, hatta biraz ‘‘saftiriklik’’ belirler.
* * *
PROTESTAN tarikat püritanizminden coğrafi şartlara uzanan ayrıntıya girmeyeceğim
Ancak, yukarıdaki ‘‘naiflik’’ ve ‘‘saftiriklik’’ ‘‘Derin Amerika’’yı ‘‘iyi’’ ve insancıl kıldığı ölçüde, duruma göre, devlet ABD'yi de ‘‘kötü’’ ve acımasız kılabiliyor. Kılmaktadır.
İşte bugün, ikinci sıfatların çok belirgin biçimde ön plana çıktığı bir dönem yaşıyoruz.
En yukarıdan başlarsam, petrol lobilerinin Başkanı ‘‘W’’ rumuzlu Bush, onun softa yardımcısı Cheney, pervasız bakan Rumsfeld, yani Saddam'a karşı çala kılıç öne atılanlar tabii ki ‘‘saftirik’’ falan değiller. Burun deliklerini benzin ve mazot kokusuna doğru açıyorlar.
Ama onlar dahi ‘‘ak - kara’’ mantığıyla düşünüyor. ‘‘Hayır’’ ve ‘‘şer’’ diye ayırıyorlar.
Nüansları es geçen ‘‘ulta güç’’, İncil sallayan bir misyoner bağnazlığıyla davranıyor. Fakat daha vahimi, naifliğinden ve doğrusu biraz da cehaletinden ötürü zaten büyük çoğunluk olarak aynı zihin şemasıyla düşünen Amerikan halkı, bir yandan 11 Eylül travmasının güçlendirdiği ‘‘yurtseverlik refleksi’’yle; diğer yandan ise bunu pekiştiren siyasi - ruhi bombardımanla, heyhat, yine büyük çoğunluk olarak liderlerinin körlüğünü onaylıyor.
‘‘Öteki Amerika’’, yani Tocqueville'den Clinton'a uzanan ‘‘umutlar Amerika’’sı ise giderek hem dünya halklarından tecrit oluyor; hem daha beteri, o dünyanın nefretini çekiyor.
Umalım ki, yukarıdaki gidişat Bush iktidarıyla sınırlanacak ve konjonktürel kalacaktır.
Aksi takdirde, eyvah ki eyvah, hanzo şiveyle ‘‘Amarika, Amarika’’ bedduası okuyan ilkellik, Elya Kazancıoğlu Ustanın ‘‘Amerika, Amerika’’ umutlarına ve Hughes'nin ‘‘Ben de Amerika'yı överim’’ diye başlayıp ‘‘Ben de Amerika'yım’’ diye biten şiirine üstün gelecektir. |