13/02/2003 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Yazarlar
13.02.2003
Ertuğrul ÖZKÖK
Bir matruşka insan keşfettim
  
 

ANLATACAĞIM olay, 1993 yılının temmuz ayında geçiyor. Aslında ‘‘olay’’ demek, belki doğru değil.

Belki ‘‘insanlık durumu’’ veya bir insanın sadece kendinin yaşayabileceği bir ‘‘iç acı’’ demek daha uygun olabilir.

Yer Efes Antik Tiyatrosu.

Tarihin insana bahşedebileceği en güzel dekorlardan biri olan o antik tiyatroda o temmuz akşamı müthiş bir konser vardır.

Sting, Türkiye'nin dört bir yanından gelmiş insanlara unutamayacakları bir akşam geçirtecektir.

Binlerce insan belki hep bir ağızdan, o muhteşem ‘‘Fragile’’ı söyleyecek, tuzun ve iyodun rahatlıkla ulaşabileceği bu Ege dekorunda, ‘‘Every breathe you take’’ söylenecektir.

Yani, Ülkü Tamer'in hiçbir zaman unatamayacağım o dua gibi dizesi, Sting'in tercümesi gibi içlerine oturacaktır:

‘‘İçime çektiğim hava değil, gökyüzüdür.’’

* * *

Hikáyesini anlatacağım kişi de, işte o gece içine havayı değil de Ege gökyüzünü çekecek olan insanlardan biridir.

Büyük bir müzik tutkunu.

Ve yıllarca sonra keşfedeceğim bir başka insan.

Büyük bir müzik bilgini, sosyoloğu.

Son derece etkilenirler. Kimi şarkıları birlikte söylerler ve büyük İngiliz şarkıcısının sahne performansına da hayran olurlar.

Anlatacağım acı, işte böyle bir gecenin ertesi sabahı yaşanır.

Böyle güzel bir gecenin ertesi sabahı uyandıklarında inanılmaz bir haberle sarsılırlar.

* * *

O gece Sıvas'ta bir facia yaşanmış ve 36 insan diri diri yakılmıştır.

Ve o facia, onlar Efes Antik Tiyatrosu'nda Sting'i dinlerken meydana gelmiştir.

O anki duygularını yıllar sonra şöyle yazacaktır:

‘‘Hepimiz korkunç bir şok yaşadık. Sanki o konsere gitmekle büyük bir günah işlemiştik, biz o konserde keyifle bağırırken, aralarında dostlarımızın da bulunduğu 36 kişi diri diri yanmanın acısıyla haykırmışlardı. Ne tuhaf bir suçluluk duygusuydu bu. Evet Sting adlı güzel insan ve yetenekli sanatçı, ne yazık ki belleğimde artık bu olayla birlikte canlanıyor. Va sanırım yaşadıkça da böyle olacak...’’

Hakikatten ne yazık.

Hem Sting'e, hem o 36 insana, hem de böylesine güzel bir geceyi hep o acıyla birlikte hatırlamaya mahkûm o insana.

O insan hepimizin yakından tanıdığı, sinema seven insanların ise daha da yakından tanıdığı Atilla Dorsay.

Bayramın birinci günü onun ‘‘Ne şurup ne şeker şarkılardı onlar’’ adlı yeni kitabını okudum.

Benim çok yapmak isteyip de bir türlü yapamadığım bir şeyi yapmış.

20'nci yüzyıl pop müziğinin kişisel bir tarihini yazmış.

Ve çok takdir ettiğim bir şeyi yapmış.

Batı pop müziği ile Türk pop müziğinin arasına snobizm duvarları çekmeden, tam aksine o duvarları yıkarak yazmış.

Kitabın 438 sayfalık metin bölümünü satır satır okudum.

Aslında bu pop müzik tarihi değil.

Hepimizin tarihi.

* * *

Hayatı sadece siyasetten ibaret saymayan; bize ait bütün insani teferruatın hayati önemde olduğunu kabul eden bir kendine güvenle yazılmış.

Ne ilginçtir ki, birçok müzisyenle ve bestesiyle ilgili gözlemleri, hisleri, yargıları benimkiyle tıpatıp aynı.

Meğer orada burada ne kadar çok duygu akrabamız varmış.

Meğer sık sık karşılaştığımız halde onları ne kadar tanımamışız.

Meğer birbirimizi görmeden ne kadar sık birbirimize teğet geçmişiz.

Mesela Eric Clapton'un evlat acısını anlattığı Tears in Heavan'ı dinlerken kendi kendimize ördüğümüz kozaların içinde sessizce ağladığımız anlar.

Mesela hiç kimsenin fark etmediğini sandığımız veya başkaları küçümser diye kendi başımıza dinlemeyi tercih ettiğimiz Gerard Lenorman'ın Quelque chose en moi'sı.

* * *

Kitabın kapağını kapattım ve zaman zaman içine düştüğüm o ‘‘hayret felsefesine’’ yine daldım.

Hayret. Bazı insanlar benim gözümde birer matruşka.

İçini açıyorsunuz, bir başkası çıkıyor. Bir daha açıyorsunuz bir başkası daha çıkıyor.

Bazılarının en dışındaki en büyük insan oluyor, içine girdikçe o insan küçülmeye, sizde hayal kırıklığı yaratmaya başlıyor.

Bazıları ise tersine matruşka.

Dışındaki büyük, ama içine girdikçe daha büyük insanlar çıkıyor.

Atilla Dorsay bir matruşka insan.

İçine girdikçe oradaki daha büyük insanı keşfediyorum.

Son keşfim ise işte bu müzik tutkunu insan oldu.

Müthiş bir kitap okuduğum için mutluyum.

Ama kitabı yazan o müthiş matruşka insanı keşfettiğim için daha da mutluyum.


Ertuğrul ÖZKÖK
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Buluş harika...
 
    Bekir COŞKUN
  İçimizde demir kapılar...
 
    Cüneyt ÜLSEVER
  Çocuk gözü ile bayram (2)
 
    Doğan HIZLAN
  İki yeni edebiyat dergisi: Geceyazısı ve Yasakmeyve
 
    Ercan KUMCU
  IMF'ye karşı inandırıcı olmak
 
    Erdal SAĞLAM
  IMF'yi zorlarsak sonra acısını çıkartır
 
    Dr. Gündüz TEZMEN
  Bebeklere bal yedirmeyin
 
    Hadi ULUENGİN
  Amerika, Amerika
 
    Pakize SUDA
  Beni seven biri var
 
    Güzin  Abla
  Cinsel organımla ilgili endişelerim var
 
    Şükrü KIZILOT
  Eşe ve çocuğa bağış vergiye tabi borç vermek değil
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com