09/02/2003 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Yazarlar
09.02.2003
Ertuğrul ÖZKÖK
Saat ayarı bozulmuş bir şehir
  
 

ÖYLE sanıyorum ki, dünyanın hiçbir yerinde yelkenliler bu kadar ağır seyretmez. Rüzgár böylesine sakin, yelkenler böylesine tembel olamaz.

Dünyanın hiçbir yerinde bir nehir bu kadar kendiyle barışık, bu kadar sessiz olamaz.

* * *

Bugün cumartesi.

Mısır'ın Sudan sınırına yakın bir yerinde, Asuvan şehrindeyim.

Nil Nehri'nin üzerindeki bir adadan etrafı seyrediyorum.

Birkaç kuş sesi dışında, neredeyse hiçbir ses yok.

Odamın balkonu, begonvillere yaslanmış.

Biraz ilerde dev bir karabiber ağacı Nil'i ikiye bölüyor.

Sık bitki örtüsünün içerisinde muhteşem Nil akıyor.

Daha doğrusu akmaz gibi yapıyor.

Tıpkı üzerindeki yelkenliler gibi.

Gitmez gibi yapan yelkenliler, akmaz gibi yapan Nil ve sanki geçmez gibi yapan bir zaman...

Burası Agatha Christie'nin ‘‘Nil'de Ölüm’’ kitabını yazdığı ‘‘Eski Katarak’’ Oteli'nin şehri.

Oysa sabah arkamda bıraktığım şehir, aynı yazarın ‘‘Orient Ekspresi’’nin son durağıydı.

Agatha Christie için bunların ikisi de Şark'tı.

Birisi Şark'ın ilk durağı, öteki ise tali duraklarından biri.

İkisini birleştiren tek şey ise ölümdü.

Tuhaf...

Burada ölüm insana o kadar uzaktı!

Burada geçmeyen zaman, rölantiye alınmış hayat, ölümü öyle erişilmez kılıyor ki...

* * *

İki gece geçireceğim odaya tuhaf bir salla geçiyoruz.

Sanki binlerce yıldır orada aynı seyrüseferi yapan bir teknede gibiyim.

Uzun maşlahlar giymiş fellahlar, o hiç geçmeyen saatin yelkovanlarını elleriyle tutuyorlar.

Burada saatler zamanı göstermiyor.

Burada saatler, zamansızlığı ispat etmeye yarayan basit birer mekanik aletten başka bir şey değil.

Pandüller sallanmıyor, gonklar ise hiç çalmıyor.

Burada saat başlarına, yarım saatlere, çeyrek kalalara ve çeyrek geçelere ihtiyaç yok.

Şark'ın Afrika sınırına dayanmış bu hudut bölgesinde bütün saatlerin ayarı bozuk.

Takvimleri ise yapraksız.

Şark'ın ufku burada bitiyor...

Asuvan'ın zamanı yok, ama kokusu var.

Ekşinin tonları...

‘‘Suk’’, yani orta Şark rüzgárı kokusu.

Eminim ekşi, dünyanın hiçbir yerine bu kadar yakışmaz.

Yani ozon tabakası hiçbir zaman delinmemiş bir Şark atmosferi.

Kaldığım yerin adı ‘‘Fil Adası’’.

Adı, Nil'in yumuşak dokunuşlarla okşadığı sahildeki kayalardan geliyor.

Çünkü bu kayalar, birbirlerinin ardından yürüyen fillere benziyor.

* * *

Nil'in yeşilinin bittiği yerde çöl başlıyor.

Batı çölünün tüm hudut çizgisinde bir şato yükseliyor.

Bu Ağa Han'ın mezarı.

Hemen altında ise yeşil mango ağaçlarının içinde bir villa var.

O da Ağa Han'ın villasıymış.

Kepenkleri sanki hiç açılmamış ve ebediyen açılmayacakmış gibi duruyor.

Bu şehirde ölüme rastladığım tek yer burası.

Yelkenli bir teknede, Nil'in aksi istikametinde yol alırken ister istemez düşünüyorum.

Asuvan deyince aklımıza ebediyetten, tarihten önce bir barajın gelmesi ne hazin bir şey.

O baraj, yapılırken sadece tarihi mekánları altına almamış.

Muhteşem bir şehrin adı da o baraj gölünün suları altında kaybolup gitmiş.

Bu şehirde saatler belki de bu istilayı protesto etmek için intihar etmişlerdir.

* * *

Yelkenli teknemiz şimdi, bir zamanlar Lord Kitchener'in sığındığı adanın önünden geçiyor.

Orası artık botanik bir cennet.

Bütün ağaçları vaha kuşlarıyla kaplı. Zamanın durduğu, saatlerin intihar ettiği, pandüllerin hiç kımıldamadığı bu şehrin tek hareketli canlıları onlar.

Bir gün için de olsa burada huzur buluyorum.

Burada zaman durmuş.

Ölüm hiç olmayan sıradağların ardında.

Ve bu sükûnet içinde oturup kendimi açıyorum.

Sırtlanların lime lime ettiği ruhumun parçalarını tek tek diziyorum.

Kıvrımları çıkıntılara, çıkıntıları başka kıvrımlara denk getire getire yürüyorum.

Puzzle tamamlanıyor ve önüme o insan çıkıyor.

Çırpı gibi kollarını saklamak için uzun kollu gömlekler giymeye mahkûm olmuş o çelimsiz çocuk.


Ertuğrul ÖZKÖK
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Saydamlığa doğru bir adım
 
    Ali Atıf BİR
  Hesap veren medya
 
    Ayşe ARMAN
  Sihirbaz değilim, tecrübeliyim 3000 botox hastam var benim
 
    Bekir COŞKUN
  Dana nasıl yakalanır?..
 
    Doğan HIZLAN
  Sarıkamış'ta kar kalkmaz
 
    Doğan ULUÇ
  Amerikalı’nın ölümsüz aşkı dolar
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Yanlış tanınmak üzerine!
 
    Enis BERBEROĞLU
  12 yıl arayla ve haftalar farkıyla
 
    Ercan KUMCU
  Sophie Germain
 
    Erkan ÇELEBİ
  Ecevit'in kurtardığı Köy-Tür yine zora girdi
 
    Ferai TINÇ
  Korurken kaybedilen devlet, Yugoslavya
 
    Gila BENMAYOR
  İslam dünyası niye geri kaldı
 
    Hadi ULUENGİN
  Savaşa dair
 
    Murat BARDAKÇI
  Peygamber torununun aşk mektupları
 
    Pakize SUDA
  Son prens
 
    Sedat ERGİN
  Önce güvence sonra TBMM kararı
 
    Tuğrul ŞAVKAY
  Mutfak demokratikleşti ama yenilik yapmak için desteğe ihtiyacı var
 
    Uğur CEBECİ
  Hoşçakalın Yusuf Bey
 
    Mehmet YAŞİN
  Kula: Yanık ülke
 
    Özdemir İNCE
  Birey istibdadı
 
    Oğuz ARAL
  Cepli hayat
 
    İbrahim Bilik
  Rom klasiği Havana Club
 
    Sevgi'nin Diviti
  Olgunlaşmak istiyorsanız en az bir defa aşık olmalısınız
 
    Şükrü KIZILOT
  Sevgililer Günü'nün vergi tarifesi
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com