|
‘‘TÜRKİYE nereden nereye geldi?’’
Gerçi, ‘‘Ne olacak bu memleketin hali’’ ile yarışamaz ama bu da önemli geyiklerimizden biridir.
İki kişi bir araya geldik mi... Pardon iki kişi bir araya geldi mi dedikodu yapar güzel yurdumda. Üç kişi bir araya geldik mi Türkiye'nin nereden nereye geldiğini anlatır dururuz. Her birimiz ötekilere göre Ay'dan gelmişizdir sanki.
Türkiye'nin nereden nereye geldiği hususu kendi içinde ikiye ayrılır.
Birincisi ‘‘nereden’’i över, ‘‘nereye’’yi yerer, ikincisiyse tam tersi.
Günümüz domateslerinin eski domatesler gibi kokmadığı...
Anneannelerimiz doğum sancıları tutana kadar hamile olduklarını büyüklerinden gizlerken şimdiki kızların anneannelere ‘‘Pedin var mı teyze?’’ diye sorması...
Vajinayı romatizma pomadı zanneden annelerimize inat artık vajinaların sahnelerde konuşturulması...
Bunlar birinciye örnektir.
İkinciye örnek vermek gerekirse...
Sadece yurtdışına çıkarken almak kısmet olunan dövizin şimdi simitçilere bile bozdurulur hale geldiği...
Kot pantolon giyebilmek için artık illaki bir yakınımızın Avrupa'ya gitmesi gerekmediği...
Bir zamanlar, şehir dışındaki yakınlarımızla telefonla konuşmak istediğimizi 48 saat önceden ‘‘şehirlerarası servis’’e bildirdiğimiz ve buna rağmen ‘‘nah’’ konuşabildiğimiz...
Benim kısa kestiğime bakmayın, bu örnekler sohbetlerde öyle çoğaltılır ki, art arda eklenip yola çıksalar Türkiye'nin etrafını beş defa katederler.
* * *
Bu kadar girizgáh yeter, sadede geleyim.
Ben Türkiye'nin nereden nereye geldiğini aşçılardan anlarım. Bir de pastacılardan.
‘‘Aşçı’’ deyince ne gelirdi aklınıza eskiden?
Necdet Tosun.
Kucağında göbeğiyle, başında külahıyla, elinde kepçesiyle...
Bu örnek pek sevimli oldu. Gerçekçi tariflere gidebilirim ancak ‘‘Eski Aşçılar Derneği’’ falan vardır, protesto işi çıkarmayayım şimdi başlarına.
Gelelim günümüze...
Bakıyorum, gazetelerde dergilerde filinta gibi bir adam... Artistik de pozlar vermiş... Herhalde diyorum, yine Türk-Fransız ortak yapımı film çekiliyor. Fransa'dan bir ‘‘artiz’’ gelmiş.
A, evet dışarıdan gelmiş ama ‘‘artiz’’ değil, aşçı. Üstelik Türk. Oralarda aşçılık eğitimi almış, doktoralar, bilmemneler yapmış.
Pastacılar deseniz keza. Gün geçmiyor ki pasta eğitimi almış, pasta gibi bir kız çıkmasın ortaya. Hepsi akıllı başlı kızlar. Yani ‘‘Bizim kızın okumaya hevesi yok, Akşam Kız Sanat'ın pasta bölümüne yazdırdık’’ değil çıkış noktaları.
Bu arada, ne oldu o Akşam Kız Sanat'lara sahi?
Neyse...
Ben anneme, ‘‘Pasta okuycam, pastacı olucam’’ deseydim ‘‘Gel ben sana öğreteyim, 5 yumurta, 5 bardak un, 5 bardak şeker... İleride kocana, çocuklarına yaparsın’’ der oturturdu aşağı.
* * *
Hakikaten çok takdir ediyorum.
Yalnız bu okumuş yazmış aşçıların bir mahzuru var, yaptıkları yemekleri sipariş etmek üç lisan, iki master gerektiriyor.
İş öyle masaya oturup ‘‘Getir oğlum bir hünkárbeğendi’’ demek gibi kolay değil.
Diliniz dönecek, diliniz.
MIŞ-MUŞ
Yaşar Nuri Öztürk saç ektirmiş.
Türkiye'de hiçbir meziyetin kılın tüyün önüne geçemediğini Hoca da anladı demek.
*
Emine Erdoğan karlı Davos için ‘‘Kristal rüya gibi ve çok romantik’’ demiş.
Hep orada kalsalar.
*
* İlhan Mansız, sevgilisini İstanbul'a getirtmek için 16 bin Euro'ya uçak kiralamış.
E kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez tabii. |