|
BENİMLE yaşanılmazmış.
Yaşamak ne kelime, mekanların ayrı kalacağı bir aşna fişne hayatı bile çekilmezmiş.
Bunları, iki-üç aydır tanıdığım bir hatun kişi söylüyor.
Fesüphanallah!
*
BİR kere, ‘‘benimle yaşamaktan’’ (!) bahseden kim?
Daha neler, oldu olacak bari kötü mızıkanın bir o kadar kötü çalacağı ‘‘La Cumparsita’’yla dans eder taklidi yaparak ve ‘‘nezih davetliler’’e (!) sahte mutluluk tebessümleri dağıtarak, falanca ‘‘aile düğün salonu’’nun fiks menülü masaları önünde evlenivereyim.
Boy boy çocuklarım da babalarına sevgilileriyle eşlik ederler.
Tekrar fesüphanallah!
*
ANCAK sanmayın ki söz konusu kadın benim ‘‘yaşanılmaz’’ (!) veya ‘‘çekilmez’’ (!) olmamı saygısızlığıma, terbiyesizliğime, egoistliğime veya maçoluğuma falan bağlıyor.
Böyle bir eleştirisi yok, çünkü zaten benim böyle densizliklerim yok. Olmadı da.
Aksini idda eden, günahının altından kalkamayacağı iftira atar.
Kendimi övmek gibi olmasın ama, yukarıdaki kötü sıfatların tam yüzseksen derece tersi erdemlere sahibimdir.
Ve Allah'ı var, sözünü ettiğim kadın da bütün bunları kabulleniyor.
*
EFENDİM, benim ‘‘yaşanılmazlığım’’ ve ‘‘çekilmezliğim’’ varoluş biçimimden kaynaklanıyormuş.
Çünkücüğüme, günlük yaşantımda uyarıcıyla uyutucu arasında durmaksızın gitgeller yaparak hem sıhhatimi berhava ediyormuşum, hem de ‘‘gerçek hayat’’ın (!) nimetlerini ıskalıyormuşum.
‘‘Artık, sıralıyor da sıralıyor:
Sabah kalkar kalkmaz gözünün çapağıyla şu kadar fincan espresso ve bu kadar paket cigara içiyorsun. Üstelik de bunları evinde değil, mahallenin avam kahvesinde yapıyorsun.
Akşam geliyor, bu defa kadehe sarılıyorsun. Yine kendi evinde değil, elalemin dirsek dayadığı ve her kadının sana öpücük yolladığı bar tezgahında zıkkımlanıyorsun.
Gece indiğinde ise uyuyamıyorsun ve avuç avuç hap yutuyorsun.
Bir nebze spor yaptığın ve biraz dağa bayıra yürüyüşe çıktığın yok.
Ayrıca, ne idüğü belirsiz şeyleri kemal-i afiyetle yemekten de hiç gocunmuyorsun.
Bütün bunlardan dolayı da bütçeni denkleyemiyorsun ve borç harçtan kurtulamıyorsun.
Laf aramızda da, dışarıdan bakınca terbiyelisin ama ‘‘eros fantazma’’ taleplerinde tam bir pespayesin.
Senin her şeyini anlık hazlarla süreklilik acıları arasındaki çelişki belirliyor.
Benim gibi bir kadının bunları ‘‘çekebilmesi’’ asla ve asla mümkün değildir!’’
Teşekkür ederim, inşallah bitmiştir.
*
‘‘ONUN gibi bir kadın’’mış. Peki, nedir bu ‘‘onun gibi bir kadın’’!
Tamam, kabul, fiziki olarak güzel. Hatta doğruya doğru, bayağı bayağı alımlı ve insanların gayr-ı ihtiyari dönüp baktığı ölçüde bir cazibeyle dolup taşıyor. Son derece de bakımlı ve estetik.
Orhan Veli şiirindeki yaşa gelmiş olmasına rağmen hala genç kız silueti taşıyor.
Fakat bu defa da ben sıralayayım.
Sabah altıda kalkıyor ve önce yüzme havuzuna sonra ‘‘aerobik’’ denilen işkenceye gidiyor.
Artık güzellik enstitüsü, her gün bilmem kaç saatini buralarda harcıyor.
Hadi bunu unuttuk diyelim, efendim, sabahları bırakın kahvenin ‘‘k’’sını, taze sütten ve yeni sıkılmış meyva suyundan başka tek bir yudum sıvı gırtlağımızdan geçemez!
Ancaaak, o sütün dahi mutlaka özel bir pastörize marka ve meyvanın da, suni gübre atılmamış ağaçtan yetişme ‘‘biyolojik’’ (!) olması gerekmektedir. Aksi takdirde dudak değdiremeyiz.
Gıdım gıdım tattığımız ekmek ise cavdar francalası olacaktır.
Eh, zaten hali vakti yerinde aileden geliyoruz ve boşandığımız kocamız da cömert nafaka ödemektedir, dolayısıyla tabii ki bütün bunların kaç papellik etiketler taşıdığını hiç düşünmedik.
Zaten rica ederim, herhalde ‘‘sinye’’ olmayan tayyör de giyecek değiliz.
*
SONRACIĞIMA, ‘‘hadi kalk lokantaya gidelim ve sakın ola, benim gibi bir züğürt cömertin yanında kredi kartına davranmaya falan kalkışma, cinayet çıkar’’.
Gittik ve hanımefendileri en hafif içkiyi dahi günah addettiğinden, garson bey leydimize bir domates suyu getiriver. Eh n'apalım, taze değilse konservesinden olsun.
Fakat ah şu cigara, ah şu cigara, bendenize zaten yemek sırasında ‘‘yasaklanması’’ bir yana, bütün müşterilerine de men etmek mümkün değil ya, ciğerlerimiz patlıyor efendim, ciğerlerimiz..
Ardından, ‘‘bak koca şarap şişesini tek başına bir solukta bitirdin, şimdi bir de kahveyle konyak içeceksin’’
‘‘Mideni düşünmüyor musun? Bir de hesabı düşün canım, sonra borçtan yıkılıyorsun’’
‘‘Tekrar ediyorum, lütfen herkesin ortasında bacağınla bacağımı okşama, utanıyorum’’
‘‘Hem tenis kulübünden tanıdığım falancalar yan masada oturuyor; hem de sana daha önce söyledim, senin o bar tezgahında orasını burasını mıncıkladığın kadınlardan değilim’’
‘‘Hayır, yarın sabah çok erken yürüyüşe çıkacağımdan şimdi hemen yatmaya gideceğim ve seninle gelemem. Zaten beni eros bebeği gibi kullanıyorsun’’
‘‘Ama benim seninle gerçekleştirmek istediğim tasavvurlar olmasına aldırmıyorsun’’, falan filan.
*
BENİMLE ‘‘yaşanılmazmış’’ ve ben ‘‘çekilmezmişim’’.
Sevsinler ve dinime küfreden bari Müslüman olsa! |