|
DÜN yazımı yazmak üzere masaya oturduğum dakikalarda Oğuz Abi aradı. Herhalde tahmin ettiniz.
Oğuz Aral...
‘‘Biliyor musunuz, Avni bu yıl 30 yaşına bastı’’ dedi.
Oğuz Abi'yi bir konuda bir türlü ikna edemedim.
Bana hiçbir zaman ‘‘Sen’’ demez.
Hep ‘‘Sizli’’ konuşur.
Bu da benim başıma, halledilmesi zor bir iş açar.
Çünkü bu durumda benim de ona ya, hep ‘‘Siz’’ diye hitap etmem gerekir...
Veya her defasında ‘‘Oğuz Bey’’ diye konuşmaya başlamam.
Çok denedim, ama her defasında ağzımdan ‘‘Oğuz Abi’’ kelimesi çıktı.
Aslında böyle ‘‘Abili’’ muhabbetleri sevmem.
Ama dünyada üç beş kişi var ki, nedense onlara hep ‘‘Abi’’ diye sesleniyorum.
Mesela Hıfzı Topuz...
Neyse ben konuma döneyim.
* * *
Avni, yani hepimizin Avanak Avni'si 30 yaşına basmış.
Ama ortada ilginç bir durum var.
Avni hálá dört buçuk yaşında.
Otuz yıldır hiç büyümedi, hep öyle Avni olarak kaldı.
Oysa bu yıllar içinde hepimiz büyüdük.
Mesela ben 56 yaşıma bastım.
Avni doğduğunda henüz doğmuş olan kızım bugün otuzunda.
Hepimizin fizyonomisi değişti.
Göbeklerimiz büyüdü, saçlarımız azaldı.
Bazılarımızın kafası hiç değişmedi, bazılarımızınki ise haddinden fazla değişti.
Ama her şeyin kayabalığı gibi elimizden kaydığı bu yıllar boyunca Avni hep o afacan hergele olarak kaldı.
Israrla konuşmayı reddetti.
Daha doğrusu bizim dilimizi reddetti, kendi icat ettiği dille derdini herkese anlattı.
Deve Dilaver'e yıllarca kafa tuttu.
Bazen bodoslama daldı, bazen arkadan dolaşıp iki puan aldı.
Üstelik Teneke Trampet'in büyümeyen çocuğu gibi mutsuz çığlıklar atmak yerine, hayatını yaşadı.
Yaşı dört buçukta kaldı, ama büyüklerin zevklerinden kendini hiç mahrum etmedi.
Mesela, güzel kadınların semtinden hiç uzaklaşmadı.
Komşunun güzel karısı, onlara ev ziyaretine geldiğinde, Avni'nin iki eli kanda bile olsa, eve döndü.
Kadınlar onu çocuk olarak gördü, o ise kadınlara ergin bir erkek olarak baktı.
Deve Dilaver'e attığı her kazıkta içimizden ‘‘Helal sana Avni’’ çığlıkları attık.
Çünkü hepimizin hayatında mutlaka, her rastladığımızda ensemize şaplak atan bir Deve Dilaver vardır.
Ve hepimizin içinde de bu Deve'lerden öcümüzü alma ateşi yanar.
Eğer bizim almaya yetmezse, o zaman hepimiz Avni'nin arkasında saf tutarız.
Dört buçuk yaşından bir gün bile almayı reddeden Avni, işte bu ezeli öfkemizin kılıcıdır.
Ufacık bir veletten medet umarız.
Dinsiz Dilaver'in hakkından saftoş Avni gelir diye rahatlarız.
O yüzden de Avni'yi çok severiz.
* * *
Avni hayata büyük olarak atılmış, sonradan küçülmüştü.
Ama hiçbir zaman öyle büyümüş de küçülmüş hali yoktur.
Sanki anadan doğma velettir.
Şimdi 30 yıl olmuş.
Biz büyüdük serpildik, kaslarımız önce sertleşti, sonra yumuşamaya başladı.
Ama bazı Dilaver'ler karşısında hálá çaresiziz.
Yani Avni ne kadar anadan doğma çocuksa, bizler de o kadar anadan doğma çaresizleriz.
O yüzden Dilaver'ler durdukça Avni'ler de büyümeyecek.
‘‘Dıgıl, dıgıl’’ diye ortalarda gezinip, bizim eksik kalmış hesaplarımızı kapatacak, alınmamış borçlarımızı tahsil edecek.
Yani dört buçuk yaşındaki bu çocuk bizim çek-senet veledimizdir.
Beceremediğimmiz işleri, alamadığımız öçleri, yanına yaklaşamadığımız komşu kadınlarını hep ona havale ederiz.
Çünkü böyle şeyleri Allah'a havale etmektense, Avni'ye havale etmek çok daha kárlı bir iştir.
O yüzden gelin hep birlikte şu mumu üfleyelim ve hep birlikte o şarkıyı söyleyelim.
‘‘İyi ki doğdun Avniii...’’ |