20/01/2003 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Avrupa Birliği Son Güncelleme 21:57
20.01.2003
En geç 2011'de AB'ye tam üyeyiz

Sedat ERGİN

AB Genel Sekreterliği'ni 2.5 yıl yürüten Büyükelçi Volkan Vural, ‘‘2008-2011 arası bir dönemde Türkiye üyelik müzakerelerini tamamlar’’ dedi. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin kurumsal temele oturmasında önemli işlev gören AB Genel Sekreterliği'ni kuran Vural, Hürriyet'e AB Genel Sekreterliği döneminin muhasebesini yaptı.

Türkiye AB tam üyeliğine ne kadar hazır?

Türkiye, şu aşamada AB ile üyelik müzakerelerine başlamaya hazırdır. Daha doğrusu hazır olmaya hazırdır. Çünkü müzakerelere başlanması için yapmamız gereken başta idari yapı olmak üzere bir dizi çalışma vardır. Ancak, bu kısa bir zamanda tamamlanabilir. AB üyeliğine ise henüz hazır değiliz. Başta tarım olmak üzere, bölgesel kalkınma ve gelişme farklılıklarının azaltılması, çevre sorunları gibi bir dizi alanda çok ciddi uyum çalışmalarını yürütmemiz gerekiyor.

Türkiye AB'ye ne zaman tam üye olabilir?

Bana göre, 2008-2011 arası bir dönemde Türkiye üyelik müzakerelerini tamamlamış olabilir.

KONSENSÜS OLMAYACAK

Sizce AB içinde Türkiye'nin tam üyeliği konusunda tam bir görüş birliği mevcut mu?

Hayır yok ve hiçbir zaman da olmasını beklemeyin. AB monolitik bir yapı değil. Farklı görüşler daima olacaktır. Hatta üye olduktan sonra dahi, Türkiye'nin üyeliğini sorgulayanlar çıkabilecektir. Bu, biraz da Türkiye'nin büyüklüğü, özel dokusu ve AB'yi şekillendirmekteki katkısı ile ilgilidir. Benzer sorunları İngiltere de yaşamış ve yaşamaktadır.

ATATÜRK'ÜN HEDEFLERİ

Görüşbirliği mevcut değilse, Türkiye hangi adımları atarsa atsın dışarıda kalırsa, bu adımlar boşa atılmış olmayacak mı?

Buna iki şekilde yanıt vermem gerekir. Birincisi, yaptığımız siyasi ve ekonomik reformlar Türk insanı için yapılmıştır. Yani işkenceyle mücadele için aldığımız tedbirlerden, düşünce ve ifade özgürlüğünden yararlanacak olanlar İsveçliler değil, kendi insanımızdır. Dolayısıyla, attığımız her adım Türkiye'yi Atatürk'ün hedefine yaklaştıracak bir adımdır. İkincisi, Türkiye'nin AB üyeliği ancak her iki tarafın da çıkarına olduğu için gerçekleşecektir. Bu siyasi bir değerlendirmedir. Ben, karşılıklı çıkarların örtüştüğüne inandığım için üyelik konusunda iyimserim.

ASKERLER DESTEKLİYOR

Genelkurmay'a da brifingler verdiniz. Askerlerin AB'ye tam üyeliğe bakışını nasıl gördünüz?

Türk Silahlı Kuvvetleri en yetkili ağızdan da ifade edildiği gibi, ülkemizin AB'ne üyeliğini stratejik hedef olarak görmektedir. Yaptığım bütün temaslarda TSK'nın AB üyeliğimizi içtenlikle desteklediğini gördüm. Cumhuriyetimizin temel değerlerinin ve laik sistemimizin korunması yolundaki duyarlılıkları ise hepimizin paylaşması gereken ve AB'ye üyeliğin de ön şartı olan yaklaşım.

Planımız 4-5 yıllıktı

Bu göreve başladığınızda atılan adımların gerçekten de hayata geçirilebileceğine inanıyor muydunuz? En çok elde edebileceğiniz sonucu nasıl görüyordunuz?

Ben inancımı ve iyimserliğimi hep korudum. Koalisyon hükümetinin yapısı ve farklı görüşleri, terörle mücadele döneminin zorlukları ve ekonomik krizler, reform sürecini yavaşlatabilecek nitelikteydi. Çalışma takvimimiz 4-5 yıllık bir hazırlık öngörmekteydi.

Senaryo değişti vites de değişti

Kültürel haklar ve idam cezası gibi orta döneme yayılan reformlar sonradan kısa döneme alındı.

Gerçekten vites değiştirip daha hızlı yol aldığımız doğru. AB, genişleme senaryosunu değiştirdi. Bir büyük patlama şeklinde öngördü genişlemeyi. Bizim de ritmimizi yeniden ayarlamamız gerekiyordu. Kopenhag kriterlerini karşılayıp en kısa zamanda müzakerelere başlamak tek yoldu. Ancak, kamuoyuna anlatamadık. AB konusu iç çekişme sorunu olarak medyaya yansıdı.

Asıl güçlüğüm feodal bürokrasi

Göreviniz boyunca sizi en çok zorlayan sorun ya da dosya hangisi oldu?

Herkesin aklına kamuoyunda çok tartışıldığı için ana dilde yayın, öğrenim ve ölüm cezası gibi konular gelecek. Benim asıl zorluğum bir koordinasyon görevi üstlenmiş olan Genel Sekreterliğin, feodal bürokrasimizin içinde etkin bir görev yapmasını sağlayabilmek oldu.

TÜRK MUCİZESİ

Kültürel haklar ve idamın kaldırılması gibi konularda hükümet kopma noktasına geldi. 'Bu iş olmayacak' gibi düşünceye kapıldınız mı?

Bir de erken seçim gündeme gelince, siyasi reformların yapılabileceğine ilişkin kuşkularım arttı. Ama 3 Ağustos reform paketi çıktı. Bu, AB ülkelerini ve komisyonunu şoke etti. Herhalde Türk mucizesi denen şey kimsenin beklemediği zamanda, ummadığı şartlarda belki 30-40 yıldır buzdolabında tuttuğu konularda, böylesine köklü atılımları yapabilmek.

Ulusal birliğimiz gittikçe güçlenecek

Kültürel haklar alanında atılan adımların Türkiye'nin ulusal birliğini gevşeteceği, bu nedenle uzun dönemde ciddi sakıncalar taşıdığı yolundaki eleştirileri nasıl karşılıyorsunuz?

Ben her zaman ulusal birliğin yasaklar temelinde değil, geniş özgürlükler çerçevesinde daha da güçleneceği inancını taşıdım. Bazı konuların siyasallaşmasının temel kaynağı yasaklar olmaktadır. Oysa demokratik çerçevede gelişen özgürlükler, hem toplumsal zenginliği ortaya çıkarmakta, hem de ortak paydalar etrafında bütünleşmeye yol açmaktadır. Kültürel hak ve özgürlükler ile ilgili reformların daha güçlü ve saygın bir Türkiye için çok önemli olduğuna inanıyorum.

Avrupa'ya hazırlık uzun soluklu bir iş

AB Genel Sekreterliği'ni nasıl üstlendiniz? Yola koyulurken ne düşünüyordunuz?

2000 yılının yanılmıyorsam şubat ya da mart ayında dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem beni aradı. O sırada New York'ta, Türkiye'nin BM nezdindeki Daimi Temsilcisi olarak görev yapıyordum. Aralık 1999 Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin AB üyeliğine aday olarak belirlenmesinden sonra, bu süreci yürütmek üzere yeni bir yapılanma düşündüğünü, bu yapı içinde hem Dışişleri memurlarından, hem de uzmanlardan oluşan bir kurumlaşmayla üyelik hazırlıklarımızı yürütmek istediklerini söyledi. Sayın Cem bana bu öneriyi yaptığı zaman, henüz AB Genel Sekreterliği'nin kurulmasına ilişkin yasa kabul edilmemişti. Tam üyeliğe hazırlığın uzun, soluklu bir iş olduğunun bilincindeydim. Her ülke için belirli zorluklar taşıyan yeni bir bürokratik yapı kurulmasının, Türkiye koşulları içindeki güçlüklerini de az çok tahmin edebiliyordum. Ancak verilen görevi kabul etmekte tereddütüm olmadı.

MESUT BEY ÖNCÜ OLDU

Ancak siz sonradan daha çok Mesut Yılmaz'la çalıştınız.

Sayın Cem beni çağırdığında, Sayın Yılmaz henüz hükümete girmemişti. Yılmaz'ın AB'den sorumlu Başbakan Yardımcısı olması Genel Sekreter olarak atanmamdan sonra gerçekleşti. Ancak şurası bir gerçek, Yılmaz'ın bu konunun siyasi sorumluluğunu üstlenmesi, hem benim, hem de Genel Sekreterliğimiz için şans oldu. Gerçekten de kendisi özellikle siyasi reformların hayata geçirilmesi konusunda öncü bir rol oynadı.

ZİHİN DEVRİMİ

Geçen 2.5 yılın bir muhasebesini yapar mısınız?

Ben artık mucizelere inanıyorum. Bana göre, Türkiye son 2.5 yıl içinde gerçekten bir mucize yaratmıştır. AB'deki dostlarımızın buna inanmamaktaki direnişleri ve kuşkuları giderek etkisiz hale gelecektir. Son 2.5 yılı iki açıdan değerlendirmek gerekir. Dünyanın hiçbir ülkesinde, birbirini tanımayan kişilerden oluşan çekirdek bir kadronun şantiye halindeki bir binada, oradan buradan temin edilmiş 3-4 bilgisayar ile 1000 sayfayı aşan bir Ulusal Program hazırlaması herhalde pek görülmemiştir. Bu işin sadece idari ve teknik yönü. İçerik açısından bakıldığında, toplumumuzda tabu olarak görülen çok hassas konular, terörle mücadelenin yeni sonuçlandığı bir ortam içinde tartışılmış ve AB normlarına uygun bir anlayışa kavuşturulmuştur. Aslında Türkiye, 2.5 yıl içinde yasa değişikliklerinden çok, bir zihniyet devrimi gerçekleştirmiştir. Uzun yıllar konuşulan ancak sonuçlandırılamayan çok konu Türkiye'ye yakışan ve cumhuriyetimizin temel değerlerini pekiştiren anlayışla sonuçlandırılmıştır. Eğer toplumsal bir birikim ve altyapı olmasaydı, bunları bu kadar kısa bir sürede gerçekleştiremezdik. Ben bu 2.5 yılın ülkemizin siyasal ve sosyal tarihinde önemli bir reform dönemi olarak yer alacağına inanıyorum.

Şimdi Madrid Büyükelçisi

Volkan Vural, Türk Dışişleri'nin en kıdemli büyükelçileri arasında yer alıyor. Vural'ın kariyerinde ilk büyükelçilik görevi 1986'da İran oldu. Bunu Sovyetler Birliği'nin çöküş dönemine rastlayan Moskova Büyükelçiliği (1988-93) izledi. Türkiye'ye dönüşünde 2 yıl süreyle dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in başdanışmanlığını yaptı. 1995'te Bonn Büyükelçisi oldu. Bunu 1998-2000 arasında Türkiye'nin New York'taki BM Daimi Delegeliği izledi. Vural, içinde bulunduğumuz ayın başında Madrid Büyükelçiliği'ni üstlendi.  



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com