Toplantının açılışında bir konuşma yapan ASO Başkanı Çağlayan, Kıbrıs sorunu konusuna değinirken, bu sorunla ilgili Annan planı ile birlikte çözüm arayışlarının hız kazandığını ifade eti.
Kıbrıs sorununun Türkiye'nin ve Kıbrıslı soydaşların uzun vadeli çıkarları doğrultusunda ve yeni çatışmaların tohumların atmayacak bir biçimde çözümlenmesi gerektiğini belirten Çağlayan, ''ancak, ülkemizin içinde bulunduğu zor ekonomik şartları ve AB üyeliğini bahane ederek (ver kurtul) mantığıyla soruna yaklaşmayı doğru bulmuyoruz'' dedi.
IRAK'A ASKERİ MÜDAHALE
Konuşmasında Irak'a olası bir askeri müdahale konusuna da değinen Çağlayan, Irak'da yaklaşan savaşın bölgede potansiyel olarak tüm dengeleri sarsacak nitelikte olduğunu söyledi.
Bu sorunu sadece ekonomik boyutuyla tartışmanın doğal olmadığını da belirten Çağlayan, ekonomik boyutun yanısıra, konunun hem siyasi hem de sosyal boyutları bulunduğunu söyledi.
Çağlayan şunları kaydetti: ''Irak'da yeni bir savaş krizden çıkmakta olan ekonomimizi derinden etkileyecektir, iç talep daralacak, ekonomik büyüme hız kesecek, hem ihracat ve turizm gelirlerindeki azalma, hem de artan petrol faturası nedeniyle dış dengeler olumsuz etkilenecektir.
Savaş reel faizleri yükseltip iç ve dış borçların çevrilmesinde sıkıntı doğurarak ekonomik krizden çıkışımızı geciktirebilecektir, kuşkusuz bu savaşın kısa dönemli bu ekonomik maliyetleri küçümsenemez.
Diğer yandan, savaşın uzun vadeli sonuçları üzerinde de düşünmek gerekir. Savaş sonrasında Irak'ın parçalanma olasılığı vardır, bu durumda, Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği gibi, (Pandora'nın kutusu açılmış, hemen sınırımızda Filistin'de 50 yıldır yaşanan sorunlara benzer sorunların tohumları atılmış olacaktır). Savaş sonrası nasıl bir bölge haritası, nasıl bir coğrafya olacaktır? Bölge nasıl şekillenecektir, bölgemizin hemen yanı başımızda yıllarca sürecek bir istikrarsızlığın uzun dönemli maliyetlerinin ne olacağını şimdiden kestirmek zordur.''
Savaşın bölge halkları arasına kin ve nefret tohumlarının atılmasına neden olacağını da vurgulayan Çağlayan, bölgede zaten varolan hasmane duyguların daha da kemikleşmesine yolaçacağını, daha da önemlisi, binlerce masum insanın ölmesine neden olacağını bildirdi.
Çağlayan, ''biz bu nedenlerle hemen yanıbaşımızda planlanan böyle bir savaşa karşıyız, konunun barışçıl yollardan çözümünü diliyoruz'' dedi.
"EKONOMİ KÖTÜRÜM OLUR"
Konuşmasına, ekonomik sorunlara da değinen Çağlayan, ekonominin karşı karşıya bulunduğu risklerin henüz yeterince azalmadığını belirterek, ekonomide yaşanan büyümenin esasen stok artışlarından kaynakladığını söyledi.
Çağlayan, eğer iç talepte beklenen canlanma gerçekleşmezse, reel sektörde daha derin sıkıntılarla karşılaşılabileceğini, alınan ekonomik kararlarda bu ihtimalin gözönüne tutulması gerektiğini vurguladı.
Ekonomide iyiye gidişin sürdürülebilmesinin hükümetin sağlayacağı güven ortamına da bağlı olduğunu vurgulayan Çağlayan, ekonominin karşı karşıya bulunduğu en büyük riskin hala iç ve dış borç sorunu olduğunu kaydetti.
Reel faizlerde ciddi bir düşüş gerçekleşmeden sürdürülebilir bir ekonomik büyüme sağlanmadan bu riskin ortadan kalkamayacağını belirten Çağlayan, ''bu yüksek faizleri dünyanın en güçlü ekonomisi bile uzun süre kaldıramaz, bu yüksek reel faizlerle ne yatırım olur, ne üretim olur, olsa olsa ancak ekonomi kötürüm olur'' dedi.
Konuşmasında, yatırımın önündeki mayın tarlalarına da değinen Çağlayan, bu konuyu slaytlar eşliğinde anlattı. Çağlayan, hükümetten icraatlarında daha önce yaptıkları vaadleri gerçekleştirmelerini beklediklerini belirterek, ''hükümetin ağır sorunlar devraldığını ve zamana karşı bir yarış içinde olduğunu söyledi.
Çağlayan sözlerini şöyle tamamladı:''Geride bırakılan süre henüz hükümetin performansını değerlendirmek için yeterli değildir, hükümetin gerçek performansını değerlendirmek için bir miktar süreye daha ihtiyaç vardır, ancak, atılan birçok olumlu adıma ve alınan doğru kararlara rağmen piyasalarda güven ortamının yeterince tesis edilememiş olması sanki bir sorunun varlığına işaret etmektedir.
Hükümet, ezici Meclis çoğunluğunu arkasına almıştır, şartlar müsaittir, zaman müsaittir, heves var, şevk var, niyet var, bunu hem söylemleri hem tavırlarımızda hem de acil eylem planında, hükümet programında da görüyoruz. Zaten, başarısızlığın mazereti yoktur, Sayın Başbakanım başarılı olmak mecburiyetindesiniz, aslında, hepimiz başarıya mahkumuz, biz biliyoruz ve inanıyoruz ki, hükümetin başarısı ülkenin başarısı, başarısızlığı ise yine ülkenin başarısızlığıdır''.