13/01/2003 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Bilim Son Güncelleme 17:28
13.01.2003
İnsanı ayıran tek özellik ‘konuşma’dır

İnsanoğlu konuşma yetisi sayesinde diğer hayvanların arasından sıyrılıyor. İnsan davranışları uzmanı (Fransa Toulon Üniversitesi) Boris Cyrulnik, geçen haftaki sayımızda yer alan hayvan davranışları ve insan ile hayvan dünyası arasındaki ilişkileri konusunda Science at Avenir dergisinin sorularını yanıtladı.

Etoloji (davranış bilimi) sürekli olarak insan ile hayvan arasındaki sınırları kaldırmakla meşgul. Hatta bazı araştırmacılar büyük maymunlarda etikten bile söz ediyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Büyük maymunlar başkalarını şaşırtmak için yalan söylüyor ve hatta blöf yapabiliyorlar. Yalan söyleyen, belli bir ahlak bilincine sahip demektir! Her iki durumda da, başkasının bilincinde var olanın bilincine varılması söz konusudur! Hayvan dünyasında yardımlaşma oldukça yaygındır ve bu başkalarının heyecanlarını, oyunlarını paylaşma becerisini ifade eder. Başkasının dünyasına girmeyi tanımlayan ‘empati’, sözden önce de var olduğundan, dille bağlantılı değildir. İnsanlardan farklı olarak hayvanların düşünen bir bilinçten yoksun olduğunu söylemek günümüzdeki gözlem ve deneylerle çelişmektedir.

Peki size göre insana

özgü olan nedir?

Ne dil ne de iletişim. İnsana özgü olan konuşmadır. Bu bir dil hareketi, uygun bir ses tonu ve de en önemlisi eklemleme olanağıdır. Örneğin, ‘yeniden yapılandırma’ derken, bir dizi bilgi aktarıyorum: Bunun içinde ‘yeni’ sözcüğü var, ‘yapı’ ifadesi var, ‘yapı’dan üretilmiş bir eylem var. Kısacası çok az bir fiziksel gayretle dev ve soyut bir dünyayı tanımlayabiliyorum. İnsan dışında hiçbir hayvan bunu yapabilecek kapasitede değil.

Bunu da ‘kelebek

etkisi’yle tanımlıyorsunuz...

İnsan ile hayvan arasında kavramları bölme sürecinden çok dönüşümden söz etmeyi tercih ediyorum. Kelebek, tırtılın devamıdır ama farklı bir şeydir. Karada sürünerek ilerleyen tırtıldan farklı olarak havada uçar. İnsan krizalitinde de çocuk üçüncü yılındayken konuşmaya başlar. İşte insanı hayvanın koşullarından ayıran bu dönüşümdür.

Hayali olanla çılgınlık arasında

gidip gelmek pahasına olsa da mı?

Bizler işaretlerimiz, sözcüklerimiz ve öykülerimiz aracılığıyla gerçeklikten tamamen kopuk soyut dünyalar yaratıyoruz. İnanmak istediğimiz bir dünya yaratıyoruz. Bu durumda da her şey olası gözüküyor: Sanata hayran oluyoruz, kutsallıklar doğuyor ve çılgınlık bizi gözetliyor. Bu, iki yanı keskin bir kılıç. Çünkü ne yazık ki, bizi savaşa ya da ırkçılığa sürükleyebilecek mantıklı çılgınlıklar yapabilme özelliğine de sahibiz.

Niçin insan etolojisini seçtiniz?

Bu bilim dalı bizzat yerinde gözlem yapmamıza, böylece insana özgü birtakım davranış özelliklerini saptamamıza olanak sağlıyor. Yabani çocuklar etolojisi, kültürden, bir başkasıyla iletişim kurmaktan yoksun olan bir çocuğun insan olarak gelişemeyeceğini gösterdiğine göre doğal ortamı aynı zamanda kültürel ve teknik ortamı olacaktır. İnsan etolojisi gerçekte psikanaliz yöntemiyle gerçekleştirilen insan ruhunu inceleme işini tamamlıyor. Darwin evrimsel bir mantık yürütmeyle bunun temellerini oluşturmuştu.

Bu bilim dalı insanın

keşfinde nasıl bir katkı sağladı?

Henüz olgunlaşmamış etkileşimlerin varlığını kanıtladı. Bir bebek rahimdeyken ve yaşamının ilk aylarında çevresiyle olan duygusal ve sözel etkileşimleri sayesinde şekillenir. Bu çevre küçüğün gelişiminin temel taşıdır. Bebek psikanalizi bu gözlemlere yeni bir dinamizm kazandırdı.

Bu sav ilk başta kabul edilmedi...

Gençliğimde bebeklerde duygululuk kavramı bütünüyle reddediliyordu. 1946 yılından itibaren çocuğun yaşamının ilk yılıyla ilgili olarak Rene Spitz’in yürüttüğü çalışmalar antropolog Margaret Mead tarafından şiddetle eleştirildi. Ona göre çocuğun gelişimi için duyguya, şefkate gerek yoktu, bu savlar kadınları iş hayatından uzaklaştırıp evde oturtmak için uydurulmuştu. Günümüzde ise duygunun, şefkatin zihinsel işlevlerin gelişiminde ve bilgi aktarımında önemli bir rol oynadığı biliniyor...

Etoloji çocuklarda otizme erken

tanı konulmasını da sağladı...

Bu küçük hastalar diğer bebeklerden farklı davranışlar sergilerler. Parmağıyla işaret etmeyen Ğ ki bu insan türüne özgü bir özelliktir Ğ bakışlarını sabitleyemeyen, ‘öyleymiş gibi’ oyununu oynamayan çocukta otizmden kuşkulanılmalıdır. 15. aydan itibaren bu durum dikkatle takip edilmeli. Parmakla işaret etmek ve öyleymiş gibi davranmak çocuğun başkasının zihinsel dünyasının varlığına tanık olduğunu ve onu jestler, mimiklerle etkileyebileceğinin bilincine vardığını gösterir. Bu davranış özellikleri konuşma yetisinin ön aşamasıdır. Kanımca maymunlar da bu ön aşamada bulunuyorlar.
 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com