|
ÖNCEKİ akşam, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'la yemek yedik. Yemekte Milliyet yazarı Taha Akyol da vardı.
Önce küçük bir ayrıntı.
Bu yemeğe iki hafta önce karar vermiştik.
Bu arada Arınç'ın askeri lojmanlarla ilgili sözleri tartışıldı.
Ben de Arınç hakkında ‘‘loose cannon’’ başlıklı, onu eleştiren bir yazı yazmıştım.
Bu yazıdan sonra yemek randevusu hálá geçerli olur muydu bilmiyordum.
Ama hiç mesele yapmadı.
Bütün yemek boyunca da o yazıdan hiç söz etmedi.
Yemeği, TBMM başkanlarına tahsis edilen konutta yedik.
Bu konut, Başbakanlık Konutu'nun hemen yan tarafında.
Arınç konuta ilk defa o gün gelmiş.
Eski Başkan Ömer İzgi orada kalıyordu. İçinde bazı yenilemeler yapılmış.
Arınç da önümüzdeki günlerden itibaren orada kalacakmış.
Arınç Manisalı. Rahmetli Yavuz Gökmen'in okul arkadaşıymış.
KOMUTA HİYERARŞİSİ
Benim ailem de Bulgaristan'dan göç edince Akhisar'a yerleştiği için, Arınç'la biraz hemşerilik sohbeti yaptık.
Sohbetin hemen girişinde bize çok ilginç bir haber verdi.
Kendisinin başkanlığında bir TBMM heyeti ayın 13'ünde KKTC'ye gidiyormuş.
Heyetin güçlü bir temsil kabiliyeti olmasına dikkat edilmiş.
Dışişleri ve Savunma Komisyonu başkanları da heyette yer alacakmış.
Gelelim ilginç habere.
Bu karar alındıktan hemen sonra Başbakan Abdullah Gül kendisini arayarak bir ricada bulunmuş.
‘‘Kuzey Kıbrıs'a gidecek parlamenter arkadaşlar, sadece resmi yetkililerle görüşmekle yetinmesinler. Halkın arasına karışıp, mümkün olduğunca nabzını tutmaya çalışsınlar’’ demiş.
Bana göre bu son derece önemli bir gelişme.
Ankara belki de ilk defa, Kuzey Kıbrıs'ta ‘‘resmi yetkililerden’’ alınacak izlenimle yetinmeyeceğini ifade ediyor.
Yani TBMM heyeti, orada bir tür ‘‘kamuoyu yoklaması’’ yapacak.
O nedenle TBMM heyetinin ziyaretini ve ziyaret sonunda vereceği raporu merakla bekliyorum.
Arınç o gün kuvvet komutanlarıyla görüşmüştü.
Biz görüşmenin içeriği hakkında bilgi istedik. O, ‘‘Bu aramızda geçen bir konuşma. Benim bunları aktarmam doğru olmaz. Bir güven bunalımının ortaya çıkmasını da istemem’’ diyerek ayrıntı vermedi.
Ancak görüşmenin şekli unsurları hakkında biraz bilgi aktardı.
Her kuvvet komutanı ile görüşmesi 45 dakika sürmüş.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'le yaptığı görüşme 55 dakika sürmüştü.
Demek ki komutanlar, görüşme sürelerini de hiyerarşik biçimde ayarlamışlar.
Her komutanın yanından çıkışta, o komutan bir sonra görüşeceği komutanı arayıp, yaptığı görüşme hakkında bilgi vermiş.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, lojman meselesini hiç açmamış.
Ama öteki komutanlar açmışlar.
Ayrıca Yüksek Askeri Şûra kararları da konuşulmuş.
Arınç şunu söylemekle yetindi:
‘‘Komutanlar bazı örnekler verdiler. O örnekleri ben de haklı buldum. Ama benim verdiğim bazı başka örnekler de var.’’
CEP TELEFONLARI
Sohbetten çıkardığım sonuç şu:
Arınç, komutanlarla yaptığı görüşmelerden memnun. Şu cümleyi çok açık biçimde söyledi:
‘‘Silahlı Kuvvetler'in yıpratılmaması çok önemli bir şey. Buna ben de katılıyorum. Hepimizin buna dikkat etmesi gerekir.’’
TBMM Başkanı, ülkenin hassas kurumlarıyla bire bir temasta olmayı ve gerginleştirici yaklaşımlardan kaçınmayı benimsemiş.
Gecenin hikáyesini, ilginç bir konuyla kapatayım.
Arınç, milletvekillerinin Genel Kurul salonunda cep telefonuyla konuşmalarından rahatsız.
Bunun için Meclis'e, cezaevlerinde olduğu gibi cep telefonlarını perdeleyici bir sistem koymayı bile düşünmüş.
Ama bu sistem 600 milyon liraya mal oluyor diye de düşünüyor.
Bilal Paşa iktidara gelecek
GECENİN diğer bölümünde geçmişte kalan bazı olayları konuştuk.
1985 yılında İzmir'de yaptığı bir konuşmadan dolayı hakkında 163'üncü maddeden, yani laikliğe karşı olma suçundan dava açılmış.
Mahkeme sırasında başından ilginç bir olay geçmiş. İfade için gittiği savcı, ‘‘Evren Paşa, sizin davanızla özel olarak ilgileniyor’’ demiş.
Evren o sırada Cumhurbaşkanı. Arınç, ‘‘Neden ilgileniyor’’ diye sorunca, ‘‘Siz konuşmanızda ‘Bilal Paşa iktidara gelecek' demişsiniz. Evren Paşa, kimmiş bu Bilal Paşa diye merak ediyor’’ demiş.
Arınç, ‘‘Ne Bilal Paşa'sı. Ben böyle bir şey söylemedim’’ demiş. Savcı konuşmanın deşifresini göstermiş. Bunun üzerine Arınç, konuşmanın bandını istemiş.
Konuşmasında ‘‘Bilal Paşa’’ diye bir şey yok. Arınç, ‘‘Hilal başak iktidara gelecek’’ demiş. Hilal ve başak da Refah Partisi’nin amblemi.
Bu arada Amerikan Doları'nın üzerindeki ‘‘In god we trust’’ (Tanrı'ya inanırız) kelimesini telaffuz etmiş. Deşifre eden kişi onu da ‘‘Migros imdat’’ diye çevirmiş. Bunun gibi 128 çeviri hatası varmış.
Mahkeme 5 yıl ağır hapis cezasına çarptırmış.
Sonunda Yargıtay bu kararı bozmuş. Ve bilin bakalım Yargıtay'da bunun bozulması yönünde oy kullananlar arasında kim var?
Bugünkü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu. |