06/01/2003 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Anasayfa
06.01.2003
3 hassas mesaj
 

Sedat ERGİN

"Bu haklarımızın geçerliliğini koruyup korumadığını ortaya çıkardıktan sonra, eğer varsa, o hakkı kırarak dökerek değil, uluslararası camiaya izah ederek temin etmemiz lazım."

Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Ankara Temsilcimiz Sedat Ergin'in hassas konulardaki sorularını yanıtladı ve 3 hassas mesaj verdi. Yakış öncelikle, Meclis'ten, ABD'nin beklentisi doğrultusunda bir savaş kararının çok zor çıkacağını söyledi. Musul ve Kerkük'teki olası haklarımızı incelemeye aldıklarına dikkat çeken Yakış, ABD için Irak'ın, Türkiye için ise Kıbrıs'ın çok önemli olduğunun altını çizdi.

1 -Meclis’ten okey zor çıkar

ABD, Irak harekátı öncesinde Türkiye'deki hava üslerini ve limanları modernize etmek istiyor. Bunun için bu tesislerde önce keşif yapmak istiyor. Bu keşif çalışmasına ilişkin imzalanacak anlaşmanın müzakeresi hangi aşamada?

‘Modüs Operandi’ adını verdiğimiz bu belge üzerindeki görüşmelerin önemli ölçüde sonuçlandığı söylenebilir. Bunun her iki ülkenin yasama organlarından da geçmesi gerekecektir. Bu uzun bir süreç olabilir. Ama böyle bir belge olmadan yabancı askerlerin statüsü belirlenmeden gelip Türkiye'de faaliyet göstermeleri zor. Dolayısıyla buna hukuki bir çerçeve hazırlanması için bu görüşmeler yapılıyor.

Neden böyle bir anlaşma gerekiyor?

Yapılacak faaliyet NATO çerçevesinde değil. Dolayısıyla şimdiye kadar imzalanmış anlaşmaların herhangi bir maddesinden yetki alamıyorsunuz. Dolayısıyla onların dışında bir kaynak aramak gerekiyor. Ayrıca, ABD de bunu NATO'ya bağlamak istemiyor. Çünkü, Irak NATO çerçevesine sokulduğu zaman, Irak'ta yapılacak harekátın her aşaması için de NATO'dan onay almak gerekecek. NATO ülkelerinin her birinin veto hakkı var bir harekát için. İzlanda veya Lüksemburg hayır dediği zaman, NATO içinde bir şey yapamazsınız.

NATO'YU TERCİH EDERİZ

Hükümet olarak NATO çerçevesini tercih eder misiniz?


NATO olmasını tercih ederiz. NATO meselesi Türkiye'ye başka bir kolaylık daha sağlar. NATO çerçevesine sokulabilirse, Türkiye'nin harekáta sağlayacağı destek için de meşruiyet zemini yaratılmış olur.

Özetlemek gerekirse, keşif faaliyetine ilişkin mutabakat belgesi sonuçlandığında, bunun TBMM'den geçirilmesi gerekecek...

Anlaşma şimdiye kadar mevcut olan hukuki çerçevelerden birisinin içine sokulmazsa, ötekilerin kapsamına girmeyen bir harekát olursa, bu anlaşmanın tabii hukuki bir zemine kavuşturulması lazım. O zaman Meclis'ten geçmesi gerekecek.

SONU BELİRSİZ HAREKÁT

Bu belgenin müzakeresinde en önemli pürüz gelecek olan ABD personelinin Türkiye'de iken Türk mü, yoksa Amerikan hukukuna mı tabi olacakları konusunda çıkıyor. Amerikan tarafı, galiba NATO içinde yapılmış olan ‘‘Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması’’ hükümleri çerçevesinde Türkiye'ye gelecek personelin Amerikan hukukuna tabi olmasını istiyor. Bu mümkün mü?

Ufak bir nüans var orada. Bizim söylediğimiz şey şu: ABD'nin yapmak istediği keşif faaliyeti NATO içindeki ‘‘Kuvvetlerin Statüsü’’ (SOFA) anlaşması çerçevesine göre yürütülemez. Çünkü, SOFA NATO çerçevesinde yapılmış bir anlaşmadır. Ama bu bir NATO harekátı değil. İşin nereye varacağını bilmediğimiz bir harekátta, o harekáta katılan askerlerin statüsünün NATO'nunkine benzetilmemesi gerekir. NATO'da dizginin bir ucu bizde veyahut da güvenlik düğmesinin üzerinde bizim de parmağımız var. Burada ise öyle değil. Onun için NATO olacaksa ismini koyalım NATO harekátı olsun, o zaman bizim de düğmede parmağımız olsun.

KAMUOYU HAZIR DEĞİL

ABD, Irak'a dönük planlarında Türkiye'deki limanları ve havaalanlarını kullanmak istiyor, kuzeyden bir cephe açmak istiyor. Büyük bir kara gücünü Türkiye üzerinden Irak'a yönlendirmek istiyor. Böyle bir gücün Güneydoğu'da üslenmesini nasıl karşılarsınız. Ya da üslenmek yerine doğrudan transit geçip Irak'a girmesini nasıl karşılarsınız?

ABD'nin zaten asıl cepheyi güneyde açacağı söyleniyor. Kuzeyden de bir cephe açıldığı zaman, Irak orduları ikiye bölünüp, iki cephede savaşmak durumunda kalacakları için, bu durum ABD'nin işini çok kolaylaştıracaktır. Ama Türkiye'de şimdiye kadar basına yansıdığı kadarıyla, Türk kamuoyu böyle on binlerce askerin ne Türkiye'de konuşlanmasına, ne de transit geçmesi konusundaki bir çözüme hazır. Türk kamuoyunu algılayışımız budur hükümet olarak.

ANAYASADAN KAÇAMAYIZ

Hükümetiniz bu konudaki kararını şekillendirirken kamuoyundaki bu havayı da dikkate alacak...

Pek tabii ki... Zaten Anayasa'nın 92. maddesindeki tanımdan hiçbir kaçamağı olmayan bir durumdur bu. Bu askerlerin geçmesi için Meclis'ten karar alınması zorunludur. Kamuoyunun ve kamuoyunu temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisimiz'in bu yöndeki bir karara evet demesi ihtimali uzaktır.

2- Kerkük ve Musul hakkımızı inceliyoruz

Türkiye'nin Kuzey Irak'taki kırmızı hatları nelerdir?

Bir kere, ABD ile el ele tutuşup Kuzey Irak'ı istila edecek filan değiliz. Yalnız savaş halinde Kuzey Irak'ta çeşitli gelişmeler olacak. Bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye'nin meşru çıkarlarını zedeleyecek, onları olumsuz şekilde etkileyecek durumlar ortaya çıkabilir. Pek tabii ki, savaşın yarattığı bir kaos içinde Bağdat makamlarının kendi ülkelerinin bir bölümündeki gelişmeleri kontrol edemeyecek durumda olmaları halinde Türkiye'nin de bazı önlemler almasını doğal karşılamak lazım. Şimdi savaş olduğu takdirde orada bir otorite boşluğu olacak. Bu otorite boşluğu Türkiye'nin meşru güvenlik ve stratejik çıkarlarını olumsuz şekilde etkileyecek bir şey olursa, Türkiye bunun için önlem almak zorunda kalabilir.

KÜRTLER GÜÇLENMESİN

Bunlardan bir tanesi şudur: Şu anda Kuzey Irak'ta geniş otonomi haklarından yararlanan iki Kürt partisi var. Kürt partileri oradaki otorite boşluğundan yararlanarak Bağdat'ın kendilerine verdiği otonominin çok ötesinde bir duruma gelmişlerdir. Bağdat'ın otoritesi daha da fazla zayıflarsa, bu otonomiyi daha fazla güçlendirmeleri ihtimali var. Biz orada bunun Irak'ın toprak bütünlüğünü bozacak boyutlara ulaşmasından rahatsız oluruz. Dolayısıyla böyle bir şeyi arzu etmeyiz.

TÜRKMENLER ZEDELENMESİN

İkincisi; Kuzey Irak'ta bizim ırkdaşlarımız olan Türkmenler var. Biz, Türkmenlerin oturduğu bölgeleri Türkiye'ye ilhak etme peşinde değiliz. Ama Irak Anayasası tarafından bütün Iraklı vatandaşlara sağlanmış olan haklardan Türkmenlerin de sonuna kadar yararlanmasını arzu ederiz. En azından bir kısıtlamaya tabi olmamalarını arzu ederiz.

KİMLİKLER ERİMESİN

Üçüncüsü, Türkmenlerin kültürel kimliklerinin zedelenmemesini veya sulandırılmaması veya eritilmemesini, erozyona tabi tutulmamasını isteriz. Bu da bizim için çok önemli. Bunlara kırmızı çizgi mi dersiniz, başka bir şey mi dersiniz, onun takdirini size bırakıyorum.

Bir husus da, Musul ve Kerkük'tür. Bu iki şehir geleneksel olarak Türkmenlerle meskun şehirlerdir. 1926'larda da İngilizlerle aramızda çıkan anlaşmazlıklardan, Lozan'la çizemediğimiz konulardan biri olmuştur. O tarihte orası Türkçe konuşan yerlerdi. Aynı zamanda buraları petrol kaynaklarının bulunduğu yerlerdir. Petrol kaynaklarının herhangi bir güç tarafından ele geçirilerek, Irak'ın tamamının olan bu kaynakların sadece onu ele geçirmiş bir kitle tarafından kendi lehlerine kullanılmasını da biz arzu etmiyoruz. O Irak halkının tamamının doğal kaynağıdır, tamamının yararlanması lazımdır ondan. Dolayısıyla bunlar bizim için hassasiyet içeren konulardır. Bu konuları ABD'lilerle görüşüyoruz. ABD'liler de her seferinde bu endişelerimizi anladıklarını, bu konuda aynı görüşte olduklarını bize söylüyorlar.

DOSTLUKLA AŞACAĞIZ

Türkiye'nin Kerkük ve Musul'daki petrol kaynakları üzerinde geçmişte yapılmış anlaşmalardan kaynaklanan hakları olduğu sıkça söylenir. Türkiye'nin bu petrol bölgelerinde hakları var mı?

Onu şimdi incelettiriyoruz. Yani o hakkı düşüren bir gelişme olmuş mu daha sonraki yıllarda, onu incelememiz gerekiyor. Bu haklarımızın geçerliliğini koruyup korumadığını ortaya çıkardıktan sonra, eğer hakkımız varsa, o hakkı kırarak dökerek değil, hakkımız olduğunu uluslararası camiaya ve muhataplarımıza izah ederek bu hakkımızı temin etmemiz lazım. Bu bir. İkincisi; Türkiye'nin Kuzey Irak'taki kırmızı hatları aşıldığı zaman bu durumun gerektirdiği önlemler alınmak istendiğinde, bunun Irak halkıyla veya Kuzey Irak halkıyla savaşarak değil, onlarla anlaşarak, onlarla dost olarak, onlarla savaş ilan etmeden, onlarla karşı karşıya gelmeden çözümlenmesi lazım. Yani Türkiye'nin Kuzey Irak'ta aldığı önlemin oradaki halkın da işine yarayacak önlemler olduğunu onlara, uluslararası camiaya ve ABD'lilere izah etmek yoluyla bunu sağlamamız lazım. Yoksa ‘Bu Türkmenlerin çıkarlarına aykırıdır, biz istediğimizi yaparız’ gibi bir tutum içine girmek değil amacımız. Bu önlemleri dost olarak, oradaki insanların da çıkarlarına uygun olarak, onları inandırarak almak gerekiyor.

1926’da ne olmuştu?

LOZAN Konferansı'nda, İngiliz işgali altındaki Musul'un durumu netlik kazanmadı. Ankara Musul'u isterken, Londra zengin petrol yatakları olan bölgeden vazgeçmedi. İkili görüşmeler sonuç vermeyince sorun Milletler Cemiyeti'ne götürüldü. Ankara Musul için halk oylaması isterken, İngiltere buna karşı çıktı. Bunun üzerine Türk ve İngiliz güçleri arasında çatışmalar başladı. Milletler Cemiyeti Meclisi, 29 Ekim 1924'te Brüksel'de Türkiye ile Irak arasında yeni geçici bir sınır belirledi. Çeşitli safhalar sonucu, Türkiye Brüksel'de belirlenen sınırı kabul etmek zorunda kaldı ve 5 Haziran 1926'da imzalanan anlaşmayla Musul Sorunu son buldu. Bu anlaşmaya göre Brüksel sınırını kabul eden Türkiye'ye 25 yıl süreyle Musul petrollerinden yüzde 10 pay verilecekti. Ancak Türkiye aynı yıl 500 bin İngiliz sterlini karşılığında bu paydan vazgeçti.

3- ABD için Irak bizim için Kıbrıs

Kıbrıs'ta 28 Şubat'a kadar çözüm bekleniyor. Bu takvimle, ABD'nin Irak'a yönelik takvimi örtüşüyor. ABD'nin de şubat sonu harekáta başlayabileceği söyleniyor...

Bir rastlantı sonucu.

ABD Türkiye'nin önüne Irak'la ilgili oldukça hassas talepler koyarken, Türkiye bunu Kıbrıs'ta üstüne gelinmemesi için değerlendiremez mi? Bu durum Kıbrıs'ta bir pazarlık kartı olarak kullanılamaz mı?

Biz bunu bir pazarlık haline getirip, ‘‘Sen Kıbrıs'ta şunları sağlarken ben sana Irak konusunda bunu sağlarım’’ haline hiçbir zaman dönüştürmedik. Benzer şekilde Irak meselesini de ‘‘Sen bana şu kadar para verirsen şu kadar askerin geçmesine izin veririm’’ gibi bir pazarlığa dönüştürmedik. Bunların her biri kendi konumları ölçüsünde ayrı ayrı götürülmüştür. Ama biz şunu da söyledik ABD'li dostlarımıza: Irak senin için çok önemlidir, bunu anlıyoruz, ama bizim için en önemli, öncelikli sorun Kıbrıs'tır. 28 Şubat'ta bir süre bitimine yaklaşıyoruz. O aşılırsa dahi, 14 Nisan günü daha somut bir süre bitimine geliyoruz. O da AB ile Kıbrıs arasında bir katılım anlaşması imzalanmasıdır. O tarihe kadar bizim belli bir mesafe kaydetmiş olmamız lazım. Kaydetmezsek o mesafeyi, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü devam edecektir. Orada bize yardımcı olmanız lazımdır. Bunu Irak meselesi olsaydı da, olmasaydı da yapmanız lazım. Şimdi Türkiye'yi bu kadar kriz sayılabilecek bir perspektifin olduğu bir konuda yalnız bırakırsanız Türkiye hem Irak krizini hem Kıbrıs krizini kolay kolay kaldıramaz. Birlikte taşıyamaz. Bu mesajı vermeye çalışıyoruz ABD'ye.

YANLIŞ ANLAŞILMASIN

Ama bunu şu şekilde anlamamak lazım: Siz Kıbrıs'ta şunları yapın, ben de şu kadar daha fazla asker veririm gibi bir durum yok. ABD'den Kıbrıs'ta bize yardımcı olmasını istiyoruz. Ama Irak krizi olmasaydı da ABD'li dostlarımızdan o desteği isteyecektik. Kıbrıs meselesi olmasaydı dahi Irak konusundaki tutumumuz yine şimdiki şekilde olacaktı. Genel olarak ABD'li dostlarımızla olan müzakerelerimizden biliyoruz ki, Kıbrıs onlar için şu anda öncelikli değil. Biz, Kıbrıs'ın neden bizim için öncelikli olduğunu biraz daha sarih şekilde ABD'lilere anlatmaya çalışıyoruz.

Baba’nın yeri baş köşede

Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış evinin kapılarını Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Sedat Ergin'e açtı. Ergin'e, Çayyolu'ndaki üç katlı kooperatif evini ve sınırlı boş zamanlarında uğraştığı bahçesini gezdiren Yakış, sorulara tüm açıklığı ile yanıt verdi. Yakış'ın röportaj sırasında oturduğu koltuğun yanındaki sehpada, Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in imzalı bir portresi dikkat çekti. 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com