|
Sibel ARNA
Türkiye'nin ilk kadın seramik profesörü, balerin, ressam, güzellik kraliçesi ve manken... 2003 bu vasıfların hepsine birden sahip olan Jale Yılmabaşar'ın 40. sanat yılı. Yılmabaşar bu yıldönümünün şerefine AKM'de bir sergi açtı. Sergide sanatçının 40 yılı sergileniyor. Seramikler, halılar, duvar panoları, resimler ve bir de araba!
Jale Yılmabaşar Ford Transit-Connect marka bir arabanın dış yüzeyini boyadı. Bu araç açık arttırmayla satılacak ve elde edilen gelir Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı'na bağışlanacak. Sergi 24 Ocak'a kadar açık. Sakın kaçırmayın! Ama sergiye gitmeden önce 64 yaşındaki Jale Yılmabaşar'ın hayat hikayesini mutlaka okuyun. Çünkü ondan öğrenilecek çok şey var!
Jale Yılmabaşar makine mühendisi bir babanın iki kızından biri: ‘‘Babam Üniversiteyi Paris'te okumuş. Güzel sanatlara çok meraklıymış. Ablamın ve benim sanatçı olmamızı çok istedi. Bize 'Picasso doğduğunda Picasso değildi. Çalışın siz de Picasso olursunuz' derdi. Ben küçük yaştan itibaren sürekli resim yapardım. Evdeki gramofon plaklarını sıcak suda eritip vazo haline getirirdim. Ablam da eline makas vermedikleri için evdeki eski kumaşları dişleriyle keser bebeklerine elbise yapardı. Sonuçta ben seramikçi ve ressam, o da moda tasarımcısı oldu.’’
1957'de AFS bursunu kazanıp bir yıllığına Amerika'ya gitmiş. Hem derslerinde, hem de okulda düzenlenen güzellik yarışmasında birinci olarak Türkiye'ye dönmüş. İşte elleriyle çamurun buluşması da o yıllara rastlıyor. Kolejde verilen seramik derslerinde yaptığı küçük heykeller hálá Amerika'da Yılmabaşar'a ev sahipliği yapan ailede duruyor.
Türkiye'ye döner dönmez üniversite sınavlarına hazırlanmış. 1958'de Seramik Bölümü ile Bale Bölümünü aynı anda kazanmış. Hiperaktif kimliğine yakışanı yapıp, iki bölüme aynı anda devam etmiş. Sabahları dokuzda seramik derslerine koşar, akşamüzeri beşe kadar çamur yoğurur, beşten sonra da bale dersine gidermiş. Bütün gün çamur yoğururken kamburlaşan bedeni ancak bale derslerinde dik ve zarif bir hale dönüşürmüş.
Uzun yıllar baleyle seramiği bir arada götürmüş. 18 yıl sonra yaşlandığında da uğraşabileceği bir işi olsun istemiş ve baleyi bırakmış: ‘‘Benim ilk sevdam baleydi. Çünkü ne ben ne de Türkiye'deki diğer insanlar seramiğin ne anlama geldiğini biliyordu. Mesleğimi anlatmak için tekstilciyim, çanak çömlek yapıyorum, derdim.’’
Seramik sanatının Türkiye'de gelişmemesi Jale Yılmabaşar'ın yurtdışına gitmesine neden olmuş diyebiliriz. O yıllarda aklında tek bir şey varmış. O da yurtdışına gidip madalya kazanmak. Zaten bu hedefini de tekrar tekrar yakalamış. Mesela 1968'de İtalya'da, 1969'da da Münih'teki yarışmalarda aldığı altın madalyalar başarısının önemli kanıtları.
HOROZ, KÖPRÜ VE YIKIK EVLER
Jale Yılmabaşar Türkiye'de ilk sergisiyle meşhur olmuş bir sanatçı. 1963'te açtığı ‘‘Jale'nin Horozları’’ adlı sergiden sonra o da horozları da çok sevildi. 40 yıllık sanat hayatı boyunca Anadolu medeniyetlerin idol ve sembollerinden etkilendi. Horozlara köprüler ve yıkık evler eklendi. İlk yaptığı horozlar sanat eleştirmenleri tarafından çok beğenildiği için sanatçı o gün bugündür horoz motiflerini kullanıyor.
Köprü ve yıkık evlerin ise daha dramatik bir anlamı var onun için. 1985'te boğazda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün yapımı sırasında evi yıkılmış. Çünkü köprünün ayakları evin üzerinden geçiyormuş. Bundan çok etkilenen sanatçı daha sonra sürekli köprü ve yıkık ev resimleri yapmaya başlamış. ‘‘Evimin yıkılmasına o kadar çok üzülmüştüm ki İstanbul'u terk ettim. Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi'ndeki görevime ara vererek Münih Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümüne öğrenci olarak girdim.’’
Türkiye'de seramik profesörü olan Yılmabaşar'ın 46 yaşında resim öğrencisi olması bu hayat hikayesinden alınacak en büyük derslerden birisi. Hocalarından profesör olduğunu saklayan Yılmabaşar, daha çok bilgiye ulaşmak için hiçbir şey bilmiyormuş gibi görünmek gerektiğini söylüyor. Tablolarının dünyaca ünlü ressamların eserlerinin sergilendiği Paris Grand Palais'de sergilenmesi de resimdeki kariyerinin göstergesi:
‘‘Seramikçi olduğunuz zaman çamur yoğuruyorsunuz sürekli, seramik fazlaca kuvvet gerektiriyor. Ama belli bir yaştan sonra resim yapmak daha güzel oluyor. 1984'ten bu yana da gitgide resim daha çok ön plana çıkıyor. Her heykeltıraş, seramikçi, zaten resim yapmıştır. Miro, Picasso, Matisse bunlara örnek verilebilir. Ben resim eğitimi aldığımda büyük tepki aldım. Vay efendim büyük bir seramikçi, ne diye gidiyor da resim eğitimi alıyor, diye. Ama düşünürseniz bir duvar panosu da aslında bir resimdir, resim bilginiz olmazsa onu yapamazsınız. Ben gelen eleştirilere aldırmadım ve resim eğitimimi tamamladım.’’
Disiplin ve çok çalışmak onun anahtar kelimeleri: ‘‘İlham gelmesini beklemem, günde 18 saat bir işçi gibi çalışırım. Ben sanat işçisiyim. Sabahleyin fırçayı elime almadan çayımı içmem, o gün iyi bir iş çıkaramadıysam gözüme uyku girmez. Eğer akşam bir davetten döndüysem elbisemi değiştirmeden fırçayı elime alırım.
NE SÖYLEDİYSEM YAPTIM
‘‘Bugüne kadar ne söylediysem yaptım’’ diyor gururla. Yıllar önce Münih'te yaptığı bir basın toplantısında Avrupa'dan ve Amerika'dan TIR dolusu eşya ile dönenlere inat TIR dolusu eserle döneceğim, demiş. 2000'de Aygaz'ın sponsorluğunda 180 eserini TIR'la Türkiye'ye getirip sergi açmış. Dünyanın üç yerinde aynı anda sergi açacağım, demiş, 1989'da aynı anda Paris, Zürih ve Münih'de bu iddiasını gerçekleştirip sergileri açmış. Yurtdışındaki sanatçılar gibi bir arabayı boyamak son yıllardaki en büyük idealiymiş, Ford Connect'i boyayarak bunu da gerçekleştirmiş oluyor şimdi. Yılmabaşar'ın yeni iddiası bir uçağın kuyruğunu boyamak.
Sanattaki bunca başarısından, sanatla iç içe geçen 40 yıldan sonra kár-zarar defterini şöyle kapatıyor:
‘‘Aslında mutsuz bir kadınım. Kadınlığımı yaşayamadım. Çünkü zamanım olmadı. Bir de tabii ki yalnızlık. Jale olarak kendimi yüzde yüz bir insana adayacak durumda olmadığım için hayatım boyunca yalnız ve mutsuz kalmak zorundayım. Ama ben mutsuzken üretebiliyorum.’’
Şimdi biraz da kendisiyle dalga geçerek şöyle diyor: ‘‘Ne milyarderler istedi de varmadım. Eğer onlarla evlenseydim, evimin kadını olacaktım. Çünkü zengin kısmetlerim işimi bırakmamı istediler.’’
Onun ne yaptığı ortada: Durup dinlenmeden Jale Yılmabaşar olmak için çalışmak ve zirvede başarılı bir sanatçı olarak gururla oturmak.
HOROZCU ANNENİN KEDİCİ KIZI
Jale Yılmabaşar bir kere evlenmiş. Evliliği eşi Mimar Necdet Ertugan'ın onu oldu bittiye getirmesiyle gerçekleşmiş. ‘‘O Tarabya Oteli'nin mimarıydı ben de otelin seramiklerini yapıyordum. Bir gün geldi ve 'cuma günü evleniyoruz' dedi. Yoksa benim hiç evleneceğim yoktu...’’ Yedi yıl evli kalmışlar. Evliliğinden geriye kalan en güzel şey, kendisi gibi ressam olan kızı Sedef. Sanat camiasında ‘‘kedici ressam’’ olarak tanınan Sedef, çocukluğu boyunca annesiyle sergi sergi dolaşmış. Yılmabaşar üniversitede hocalık yaptığı sıralarda Sedef'i sırtına alıp öğrencilere not verdiği günleri hiç unutmamış. |