05/01/2003 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Gündem
05.01.2003
Murat BARDAKÇI
Irak’ı bu casus kadın tek başına kurdu

Hayatı filmlere kadar konu olan ‘‘Arabistanlı Lawrence’’ın kim olduğunu çoğumuz biliriz ama ‘‘Gertrude Bell’’ ismi bize yabancıdır. Tam adı Gertrude Margaret Lowthian Bell olan bu İngiliz hanımı, sadece siyasi tarihte belli bir dönemin uzmanları bilirler.

1868 ile 1926 yılları arasında yaşayan Gertrude Bell, Birinci Dünya Savaşı sonrasının Irak'ını kurmuş, sınırlarını cetvelle kendisi çizmiş ve yarattığı bu memleketin kralını bile bizzat tayin etmiştir.

‘‘ARABİSTANLI Lawrence’’ın kim olduğunu biliriz, en azından dünyanın en meşhur casuslarından biri ve Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki Arap isyanını başlatıp Arap Yarımadası'nı bizden kopartan kişi olduğunu işitmiş, onu anlatan ve başrolünü Peter o'Toole'un oynadığı filmi de büyük ihtimalle görmüşüzdür.

Ama 'Gertrude Bell' ismi bize yabancıdır. Bazı bakımlardan Arabistanlı Lawrence'tan daha önemli olan ve Ortadoğu'daki Türk varlığının son bulması konusunda Lawrence kadar mühim roller oynayan, üstelik savaş sonrasında bazı Arap ülkelerinin sınırlarını bizzat çizen bu İngiliz hanımı sadece siyasi tarihte belli bir dönemin uzmanları bilirler.

Tam adı Gertrude Margaret Lowthian Bell olan İngiliz istihbaratçı kadın, 1868'de İngiltere'de, Durham County'de doğdu. Entellektüel bir ailenin çocuğuydu ve ilk eğitimi özel hocalardan aldı. Sonra Oxford Üniversitesi'ne girdi, arkeoloji okudu ve Oxford'u şeref derecesiyle bitiren ilk kadın olarak üniversitenin tarihine geçti.

O devirdeki İngiliz arkeologların, dilbilimcilerin ve eski Mısır uzmanlarının çoğu 'ek iş' olarak İngiliz istihbarat servislerinde de çalışırlardı. Meselá Arabistanlı Lawrence çok iyi bir arkeoloji tahsili görmüştü ve asıl faaliyetlerinin yanısıra, Ortadoğu arkeolojisi konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından sayılırdı.

KRALİÇENİN HİZMETİNDE

Gertrude Bell
için de aynısı oldu ve istihbarat servisleri, İngiltere'nin bu en önemli üniversitesini şeref páyesiyle bitiren genç kızla hemen temas kurdular. Mesleki faaliyetleri sırasında aynı zamanda 'Majestelerinin Haberalma Örgütü' için de çalışacak, bu çalışmalar onun daha sonra asıl ve resmi vazifesi halini alacaktı.

Önce dünyayı görüp tanıması istendi ve iki defa dünya turu yaptı. Bu sırada çok iyi bir dağcı da olmuştu. Bir ara İran'a giden bir arkeoloji heyetinde yer aldı, 1899'da da Arapça öğrenmesi için Kudüs'e gönderildi ve Avrupalılar için hayli zor olan bu dili mükemmel bir şekilde öğrenmesinin yanısıra o zamana kadar yapılmamış bir iş daha yaptı: Kudüs civarındaki Arap arkeolojik mekánlarının haritasını yayınladı.

Bu yayınıyla önemli bir Ortadoğu arkeoloğu kabul edilmiş ve istihbarat örgütünün gözündeki değeri de artmıştı. Haberalma teşkilátında artık Sir Percy Cox ve Sir Arnold Wilson gibi Arap dünyasını çok yakından tanıyan uzmanların elinde yetişecekti.

Gertrude Bell, Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasından hemen sonra Kahire'ye, 'Arap Bürosu'na gönderildi. Bu büronun tek bir görevi vardı: Araplar'ın Türkler'e karşı başlattığı isyanı genişletip yönetmek. Savaş yıllarını Kahire'de geçiren Bell daha sonra Irak'a yollandı, Bağdat ve Basra taraflarında 'siyasi memur' olarak bulundu. 1920'de, artık tamamen İngiliz kontrolü altına girmiş olan Irak'taki İngiliz Yüksek Komisyonu'nun Ortadoğu Sekreteri idi ve Winston Churchill'in desteğini de sağlamıştı.

KAHİRE'NİN MOR GÜLÜ

Londra, Ortadoğu haritasına yeni bir şekil verme zamanının geldiğini farkedince, bu işin bir kısmını yapmak Gertrude Bell'e düştü. 1921'de Kahire'de bir 'Ortadoğu Konferansı' topladı. Konferansta öncelikle Mezopotamya'nın geleceği tayin edilip sınırlar çizilecekti. Bell, 40 kişilik konferanstaki tek kadındı ve Irak'ın sınırlarını işte bu toplantı sırasında kendi başına çizdi.

Sırada, yeni kurulan bu memleketin başına kimin geçeceği meselesi vardı ve Irak'ın ilk kralını da Gertrude Bell tayin etti: Arap isyanını başlatan Şerif Hüseyin'in oğlu Faysal'ı... Faysal daha önce Suriye'nin kralı olmaya çalışmış ama oraları elinde tutan Fransızlar tarafından kapıdışarı edilmişti.

Faysal, Gertrude Bell'in kararıyla Irak tahtına geçirildi ve böylelikle Faysal'ın da mensubu olduğu Haşimi ailesi Ortadoğu'da yıllar sürecek önemli bir rol oynamaya başladı. Bu rol halen de devam ediyor ve bugün Ürdün tahtı da Haşimi ailesine ait bulunuyor.

Irak'ın İngiliz himayesinde bir devlet halini almasıyla, Gertrude Bell, kendisini siyasi kariyerinin sonuna gelmiş hissediyordu. Gerçi ismi Arap dünyasında efsane olmuştu ve kahraman muamelesi görüyordu. 'Çölün kızı' yahut 'Irak'ın taçsız kraliçesi' diye anılıyordu ama artık asıl mesleği olan arkeolojiye dönmek istiyordu.

Döndü ve hayatının geri kalan kısmını bu işe verdi. Siyasi kimliğinden sıyrılmaya çalıştı, Irak'ın ilk eski eserler genel müdürü oldu ve Bağdat'ta 1923'te bir müze kurmaya başladı. Üç yıl çalıştı ve bugün Mezopotamya medeniyetinin en önemli eski eser merkezlerinden sayılan Bağdat Müzesi'ni yaratıp başına geçti.

Gertrude Bell, bizzat kurduğu Irak'a sanki áşık düşmüştü ve Bağdat'ta yapmak istediği her işi tamamladıktan sonra bile vatanı olan İngiltere'ye dönmedi ve orada kaldı. Son derece maceralı bir hayat geçirmişti ama yapayalnızdı ve bunalıma girmişti. 1926'nın 12 Haziran'ında uyuyabilmek için fazla miktarda sakinleştirici alıp yatağına yattı ve bir daha kalkamadı.

Mirasını Irak'ta 'İngiliz Arkeoloji Enstitüsü' kurulması için bir vakfa bırakmış, seneler boyu çektiği fotoğraflardan ve binlerce belgeden meydana gelen arşivini de İngiltere'deki Newcastle Üniversitesi'ne bağışlamıştı. Vasiyetinin tamamı, hemen yerine getirildi. İstediği enstitü kuruldu, hatıraları hemen yayınlandı, İngiltere'deki arşivi herkesin kullanımına açıldı.

Yakında çıkması beklenen savaşın Irak'ın sınırlarını değiştireceği ve Ortadoğu'nun haritasının yeniden çizileceği söyleniyor ama ben sınırlarda pek bir değişme olacağını tahmin etmiyorum. Sebebi ise, 'Çölün kızı'nın bu işi dünyanın hákimi olan güçlerin isteği doğrultusunda ve düzgün, yani Türkiye'nin en fazla kaybedeceği şekilde ama çok uzun zaman devam edebilecek biçimde yapmış olması.


Tarihin birçok yanlışı bu kitapla düzeliyor


DR. Erhan Afyoncu, ismini bugüne kadar yanlış bilinen birçok tarihi konunun doğrusunu ortaya çıkartmasıyla duyurmuş genç nesil tarihçilerdendir. Ses getiren son araştırması da Danışma Kurulu üyesi olduğu 'Hürriyet Tarih'te bundan birkaç hafta önce yayınladığı ve Ulubatlı Hasan isminde bir yeniçerinin hiçbir zaman varolmadığını ortaya çıkartan incelemesidir.

İlk cildi geçen sene çıkan 'Sorularla Osmanlı İmparatorluğu' isimli kitabının ikinci cildini de bu hafta yayınlanan Dr. Ayfoncu, bize yine bir çok yeni bilgiyi ulaştırıyor. Meselá Yıldırım Bayezid'in Timur karşısında perişan olduğu ve 600. yıldönümü geçen yıla tesadüf eden Ankara Savaşı'nı unuttuğumuzu yazıyor ve 'Sırplar bile, bize mağlup düştükleri Birinci Kosova Savaşı'nın 600. yıldönümü olan 1989'da, büyük etkinlikler yaptılar. Biz ise zaferlerimizi abartıyor ama mağlubiyetlerimizi ders çıkarmak için bile olsa görmezlikten geliyoruz' diyor.

Dr. Afyoncu, eserinde Timur'un kurduğu Türk İmparatorluğu'nu da anlatıyor. Timur'un soyunun bilime ve güzel sanatlara olan düşkünlüğüne örnek olarak bu devletin aynı zamanda büyük bir astronomi bilgini kabul edilen hükümdarı Uluğ Bey'i gösteriyor ve ayda bir kratere Uluğ Bey'in isminin verildiğini hatırlatıyor.

Kitapta daha bir çok enteresan bilgiye rastlayacaksınız. Osmanlılar'ın sanıldığı gibi cephede kazanıp masada kaybetmediklerini, Karlofça ve Küçük Kaynarca Andlaşmaları'nın büyük mağlubiyetler sonunda imzalanmış olmalarına rağmen diplomatik açıdan başarı sayılması gerektiğini, Dördüncü Murad'ın kahve ve meyhanelerin kapatmasının asıl sebebin içkiyi, kahveyi ve tütünü yasaklamak değil buralarda güçlenen muhalefeti susturmak olduğunu ve Osmanlı İmparatorluğu'nun 'varlık sebebi' olan Rumeli'nin Balkan Harbi sonunda elden çıkması üzerine devletin de son bulduğunu belgeleriyle okuyacaksınız.

Tarihi eğlenerek öğrenmek istiyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun.

  
mbardakci@hurriyet.com.tr
 

Murat BARDAKÇI
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Yakış ben demedim diyor
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Birlikte olmak istediğim 5 kadın
 
    Ali Atıf BİR
  İnsan en zor dinini değiştirir!
 
    Ayşe ARMAN
  Bela diyemem ama mükafat olduğu da tartışılır
 
    Bekir COŞKUN
  Örgüt bidonu
 
    Doğan HIZLAN
  Köprü jürisinden ‘O ağacın altı’na
 
    Doğan ULUÇ
  Yılbaşı gecesinde timsah avı
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Bu şahıs o makamda kalamaz
 
    Enis BERBEROĞLU
  ABD ordusu Kürt tercüman arıyor
 
    Ercan KUMCU
  Şirin görünmeyi bırakın ekonomik gerçekleri görün
 
    Erkan ÇELEBİ
  Fırsatçılar savaş pazarına çıktı
 
    Ferai TINÇ
  Referandum gibi araştırma
 
    Gila BENMAYOR
  Kolay mı bu devirde risk alıp konuşmak
 
    Yurtsan ATAKAN
  Biri bizi bişey yapıyor
 
    Pakize SUDA
  Erkekler hangi kadınları sever
 
    Sedat ERGİN
  Ankara, ABD'nin işini zora sokuyor
 
    Tuğrul ŞAVKAY
  Çok yiyip içenin derdi de çok olur
 
    Uğur CEBECİ
  Uçaklar sizi beklemez
 
    Yalçın BAYER
  Politikacıyı yüzünden değil gözünden tanı
 
    Yalçın DOĞAN
  Oscar’ın gömdüğü efsanevi aşk
 
    Mehmet YAŞİN
  Dünyayı bulan gezginler
 
    Özdemir İNCE
  Okurun halsizlikleri!
 
    Oğuz ARAL
  Bunamanın nimetleri
 
    İbrahim Bilik
  Puroya niye biber, odun, toprak deniyor?
 
    Sevgi'nin Diviti
  Hayalimdeki Türkiye
 
    Doğan Hakyemez
  Zorlu mücadele
 
    Şükrü KIZILOT
  10 katrilyonluk ‘Vergi Barışı’nı açıklıyoruz
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2003 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com