|
İSMET Berkan dünkü yazısında ‘‘Ankara farklı’’ diyordu. ‘‘Radikal’’ gazetesi yönetmeninin burada kastettiği şey, AKP başarısının İstanbul'daki iş, ekonomi ve medya çevreleri tarafından olumlu, en azından önyargısız karşılanmasına rağmen başkent ‘‘rical’’inin bunun tam tersine, duruma ‘‘endişeyle’’ (!) baktığıydı.
Meğer, söz konusu cihet ‘‘ağaç yaşken eğilir’’ havasındaymış.
Hazretler ‘‘Batı Çalışma Grubu’’nu veya İHL'lerin başörtüsü yasağını hesaplayarak, Berkan'ın deyimiyle ‘‘adeta böyle gerginliklerin bir an önce çıkmasını’’ bekliyorlarmış.
Belli ki, malum Ankara ‘‘rical’’i tatavanın kopmasına ve millet nezdinde kaybettiği, her zaman olduğu gibi yine ‘‘sığ’’ ya da ‘‘derin’’ devlet nezdinde kavuşmaya bel bağlıyor.
Bağlasın bakalım...
* * *
AMA bir de, orasına burasına nazar boncuğu falan da bağlasın.
Hatta, artık hacıya mı, hocaya mı olur orasını bilemeyeceğim, gitsin kendisini okutsun.
Çünkü bu defa felaket tellallarının işi eskisi kadar kolay değil... Olmayacak da!
Zira en önce, er meydanından hiç tartışılmayacak biçimde ulus iradesini ve tercihini yansıtan bir 3 Kasım sonucu çıktı ki, göz göre göre bunu es geçmeye çalışmak biraz sıkar.
‘‘Derin egemenler’’ öyle fiskos dedikodusu ve hotzot komutuyla yukarıdaki irade ve tercihi hiçe sayarak, Türkiye gemisini şıp diye kendi köhne rotalarına çeviremezler.
Daha dün bir bugün iki ve ortada fol yok yumurta yok, bre şom ağızlı durup dururken neden batılı, doğulu, kuzeyli veya güneyli ‘‘çalışma grupları’’ndan kapı açıyorsun?
Üstelik Allah'ı var, hem AKP, hem de başbakan makamına oturması manen ve maddeten bir demokratik ve hukuki yükümlülük oluşturan Recep Tayyip Erdoğan seçim gecesinden itibaren örnek bir itidal ve sorumluluk sergilediler...
Daha üstelik, son altı gündür toplum genelinde ve öngörülü ana muhalefet lideri Deniz Baykal da dahil siyaset sınıfında gerilim atmosferi düştü.
Peki, malum Ankara ‘‘rical’’i, ülkenin özlem duyduğu uzlaşma ortamı yaygınlaşırken, sen hangi akla hizmet ‘‘bir an önce gerginliğin çıkmasını’’ istiyorsun?
Kaldı ki, dış ufuklardan esen çok hayati bir ‘‘anlayış rüzgarı’’ yukarıdaki dahili uzlaşma ortamını daha da pekiştirdiğinden ve bunun sayesinde, senin maaşını aksatmadan ve tıkır tıkır ödeyen İstanbul'un fabrikası, borsası, atelyesi, medyası olumluluk sinyalleri verirken, üretmeden ve hapur şupur yiyen sen hangi lokmaya güvenerek ‘‘aman bir çıngar çıksa’’ diye fırsat kolluyorsun ?
Ey malum Ankara ‘‘rical’’i, sen tabii ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin başkenti olmak sıfatını değil, onun dokunulmaz ayrıcalıklısı olmak sıfatını kaybetmekten korkuyorsun.
* * *
KORK bre! Korktuğun için de, bulanık suda balık avla.
Ama artık yediğin sillelerin bilançosunu hesaplamak vaktinin gelip geçtiğini de anla!
Örneğin, Mustafa Kemal'in ismini tekele, ‘‘zinde güçler’’in üfürüğünü de yelkene almaya çalışarak ‘‘Atatürkçü parti kuruyorum’’ diye pek bir kasınan ve senin ‘‘rical’’inle özdeşleşen eski Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın gülünç haline bak ve biraz ders çıkart.
Veya, aynı ‘‘rical’’in önüne attığı ‘‘gizli belgelerle’’ (!) beslenen ve seçimden bir gün önce dahi ‘‘zaten barajı aştık, şimdi iktidar oluyoruz’’ diye basbas bağıran Maocu ajan provokatörün yüzde sıfır virgül sıfır beşlik zavallı skoruna bak, bundan biraz ders çıkart.
Ey malum Ankara ‘‘rical’’i, sen uçurumdan yuvarlanıyorsun ve de korkmakta haklısın.
Fakat bilesin ki, istediğin kadar felaket tellallığı yap, bu defa cesur Türkiye'yi öyle kolay kolay ve kendinle beraber o uçurumdan aşağı çekemeyeceksin! |