|
OSMANLILAR döneminde Türklerin Avrupa'ya gelmesinden en çok İtalyan annelerin korktuğu hatta çocuklarını ‘‘Türkler geliyor’’ diye korkuttukları bilinir.
Avrupa Birliği'nin Komisyon Başkanı eski İtalyan Başbakanı Bay Romano Prodi'ye bile ‘‘Anneciğim Türkler geliyor korkusunu aşmamız lazım’’ dedirttik.
Velakin Fransa'nın Türk düşmanlığıyla tanınan eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing, meşhur Le Monde Gazetesi'ne verdiği demeçte, Türkiye'yi Avrupa Birliği içinde görmek istemediğini açıkça söylemekle kalmamış, ‘‘Türkiye'nin üyeliği, AB'nin sonu olur’’ demiş.
Mösyö Giscard d'Estaign Türkiye hakkında ağzımıza bir parmak bal çalma kabilinden laflar da etmiş. Örneğin ‘‘Türkiye, Avrupa'ya çok yakın, çok önemli, gelişmiş bir aydın kesime sahip bir ülke’’ imiş. Ama hemen ardından, ‘‘Avrupa ülkesi olmayan bu ülkenin başkenti de Avrupa'da değil. Üstelik, ülkenin halkının % 95'i Avrupa Kıtası'nın dışında yaşıyor’’ demiş.
Biz yukarıda bu zatın ‘‘Türk düşmanlığı ile tanındığını’’ söyledik ama, şöhretinin o tarafını bizler biliriz. Oysa o asıl, kendi ülkesinde öldürttüğü çocukların etini yediği (düpedüz yamyamlık yaptığı) için ölüme mahkum edilen Orta Afrika İmparatoru Jean-Bedel Bokassa'dan rüşvet olarak elmas aldığı için bilinir. Gerçi kendisi bunun ‘‘hediye’’ olduğunu söyler ama, bir erkek elmas hediye alır mı? Alsa bunun hangi noktadan sonra rüşvet sayılacağını bilmez mi?
Mösyö Giscard d'Estaing bu pek önemsiz (!) zaafı yüzünden 1981 cumhurbaşkanlığı seçiminde rakibi François Mitterrand karşısında yenik düştü ve Fransa politika hayatında bir daha yükselemedi.
Ne var ki Avrupa Birliği'nin gelişmesi için 1970'li yıllarda gösterdiği gayretlerin karşılığı olarak Avrupa Birliği Anayasası'nı hazırlamakla görevlendirilen Avrupa Konvansiyonu'nun başına getirilince, işte en kritik zamanda bu tür laflar etti.
Görevinin gereği herkese (Türkiye'ye de) tarafsız bir gözle bakması gerektiğini Avrupa dünyası ona anımsatır mı? Bakacağız. Bu kültürel ayrımcılığın Avrupa'nın savunduğu temel değerlere aykırı olduğunu -elbet hepsi de biliyor ama- dikkate alacaklar mı, göreceğiz. Avrupa Birliği'nin taleplerinin tamamını yerine getiren ve hakkı olan üyelik statüsünü isteyen bir Türkiye'ye karşı şerefsiz bir ikiyüzlülüğü kabul edecekler mi, anlayacağız.
Sonunda ne olursa olsun... Kendini beğenmişliği ile tanınan Bay Giscard d'Estaing ondan önce Türklere karşı aynı şekilde düşmanca bakan tanınmış politikacıların örneğin Lloyd George'un, Winston Churchill'in, Elefterios Venizelos'un, Georges Clemenceau'nun, Andreas Papandreu'nun Türkleri ne kadar engelleyebildiklerine bir baksın... Sonra konuşsun. |