|
Bedenimizdeki tümörler genelde bağışıklık sisteminden gelen saldırılara karşı koyarlar. Bu nedenle de tümör gelişimi zor engellenir. Ancak şimdi bağışıklık hücrelerinin yeni bir yöntemle, urlara karşı daha başarılı savaşması ve kanserleri küçültmesi sağlandı.
Bedenimizdeki bakteriler davetsiz konuklardır, ancak tümör hücreleri kendi hücrelerimizdir ve bu nedenle de bağışıklık sistemimiz bu tümörlere karşı çok şiddetli saldırmaz. Zaten kansere karşı mücadelenin zorluğu da buradan ileri gelir.
Gelgelelim, kimi kanser türlerinde tümör yüzeyleri bağışıklık sistemini uyarıp tepki vermesine yol açan antijenler içeriyor. Özellikle tehlikeli bir deri kanseri olan melanoma bu tür kanserlerden biri. Bilim insanları bağışıklık sisteminin ilk savunma hattını oluşturan T hücresini devreye sokmak için yıllarca uğraş verdiler. Şimdi ilk başarılar elde edildi.
13 hastada denendi
Ulusal Kanser Enstitüsü’nden Steven Rosenberg ve arkadaşları etkili bir bağışıklık terapisi geliştirmek amacıyla 13 metastatik melanoma hastasından ur örnekleri aldı. Urların içine gizlice sızan T hücrelerini araştıran uzmanlar, tek bir ur hücresinden 50 kadar T hücresi elde ettiler. Daha sonra bu örnekleri aynı hastadan alınan başka ur örnekleri üzerinde denediler. Böylece, kanser hücrelerinin yok edilmesinde en etkili olan iki üç T hücresini belirlediler.
Seçilen T hücrelerinin etkili olması için her hastanın bağışıklık sistemindeki hücre yığınının büyük bir bölümünü oluşturması gerektiği düşüncesiyle, ekip önemli sayıdaki mevcut bağışıklık hücrelerini geçici olarak yok etmek için hastalara kemoterapi uyguladı. Ardından son derece saldırgan bir yapıya sahip olan ve üremelerine olanak tanınan T hücreleri yeniden hastalara aktarıldı. 13 hastanın altısında tüm urların en az %50 oranında küçüldüğüne, dört hastada belli bir küçülme meydana geldiğine tanık olundu. Araştırmacılar birkaç ay içinde ölmeleri beklenen on denek hastanın ilk tedaviden sonra 6-24 ay daha yaşadıklarına dikkat çektiler.
Yöntem akciğer ve karaciğeri saran metastazlara dek ulaşmakla birlikte, herkeste aynı etkiyi yaratmadı. Bunun nedenini henüz kestiremediğini dile getiren Rosenberg, yöntemin öteki kanser türlerine ve hatta AIDS gibi bağışıklığa bağlı bozukluklara da uyarlanmasını umuyor. |