|
BÜYÜKELÇİLERE bir hal oldu. Geçen ay Amerika Birleşik Devletleri'nin Kahire Büyükelçisi David Welch, Mısır basınını ‘‘El Kaide hakkında ABD'nin ileri sürdüğü suçlamalara inanmamakla’’ ve ‘‘Saddam Hüseyin'in El Kaide' yi koruduğunu ve elinde kimyasal silahlar bulunduğunu kabul etmemekle’’ suçlamış ve ‘‘kendinize gelin’’ anlamında sözler söylemişti.
Ehh... Büyük Devlet Büyükelçisi ya... Kendini kim bilir ne sanıyor...
Derken dün de Rusya Federasyonu'nun Ankara Büyükelçisi A.Lebedev'in Türk basınına ağır sözlerle hücum eden bir mektubu yayınlandı.
Mektup da ne mektup!
Bir büyükelçi tarafından değil, bir sokak kavgacısı tarafından kaleme alınmış gibi. Ne diplomatik incelikten eser var, ne de gerçeklere saygıdan.
Ama Sayın Büyükelçi tamamen haksız değil. Ona da değineceğiz:
‘‘Son günlerde çoğu Türk medyasının Moskova'daki son terör eylemiyle ilgili olarak sıkça ortaya attığı iddialar beni son derece rahatsız etmektedir. Bu iddiaların niteliği ve edepsizliği beni üzmekle kalmayıp kuşkulara düşürmektedir’’ diyen Bay Lebedev'e söyleyelim:
Türk basınına yönelik olarak kendi mektubunda yer alan ‘‘iddiaların niteliği ve edepsizliği’’ de biz basın mensuplarını üzmekle kalmadı; Sayın Büyükelçi'nin özgürce yayın yapan basının işlevini anlayıp anlamadığı konusunda kuşkuya düşürdü.
Büyükelçi Lebedev herhalde Türk basınını iyi takip edemiyor. Yoksa ‘‘çoğu Türk medyasının’’ ne son Moskova olayı nedeniyle ne de daha önceki Çeçen terör eylemleri nedeniyle terörist Çeçenlere zerre kadar destek vermediğini, tam tersine onları ‘‘terörist’’ diye nitelediğini bilirdi.
Ama her ülkede olduğu gibi gözü dönmüş birkaç fanatiğin terör metotlarına başvuran Çeçenleri destekleyen yayınlar yaptığı doğrudur. Bunlara bakıp Türk medyasının çoğunluğunu suçlamak tek kelimeyle iftiradır.
Keza bu birkaç fanatiğe bakıp ‘‘Türk medyasının çoğunu çifte standartlı’’ olmakla suçlayan Büyükelçi Lebedev haksızlık ediyor. Kaldı ki bu haksız iddiasını destekleyecek örnek de gösteremiyor. Dahası, Sayın Büyükelçi, kendisinin de eski bir gazeteci olduğunu vurgulayarak yazdığı mektupta, bir gazetecinin ötekine yapabileceği en ağır hakaret sözleriyle -aynen aktarıyoruz- ‘‘Birçok Türk 'demokratik' gazetecisi, sanki bir talimat üzerine hareket ediyormuş gibi (...) Rusya Devlet Başkanı V.Putin, Rus makamları ve özel servislerine karşı bir kampanya başlatmışlardır’’ diyor.
Büyükelçi 117 masum insanı ölüme gönderecek kadar büyük bir katliamı nasıl karşılamamızı istiyordu? Bu kadar beceriksiz veya acımasız olabilen Rus güvenlik güçlerini ve onlara emir verenleri alkışlamalı mı idik? Bu insanları öldüren gazın türünü sormasa mı idik? Bu tür gazı kullanmak Saddam için suçtur ama Putin yapınca başarıdır mı deseydik?
Büyükelçi haklı olarak ‘‘Namuslu gazeteciler çifte standart uygulamayı kabul eder mi, etmez mi?’’ diye soruyor.
Etmez... Ama diplomatların da etmemesi gerektiğini söyler. |