22/09/2002 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Yazarlar
22.09.2002
Hadi ULUENGİN
Alamani
  
huluengin@hurriyet.com.tr
 

BEN Sıraselviler'deki Alman Hastanesi'nde doğmuşum.

Annem, doktora yardım eden ‘‘schwester’’ hemşirenin forseps tutuşunu hala anlatır.

Kardeşim de orada doğdu...

Zaten, familyama mensup yaşıtlarımın pek çoğu aynı yerin ürünüdürler...

Şimdi belki, ‘‘durup dururken doğduğun yer neden aklına geldi’’ diyeceksiniz.

Bugün gerçekleşen Federal Almanya seçimlerinden dolayı geldi...

*

EVET Alman Hastanesi'nde doğmuşum ama, yine çok uzun süre benim Cermen şeylerle hiç mi hiç aram olmadı.

Babamın küçük yaştan itibaren metazori okuttuğu ve yarım yamalak dahi anlamakta gayet zorlandığım Goethe ciltleriyle, daha sonra bu defa kendi insiyatifimle yine onun kütüphanesinden dadandığım Erich Maria Remarque romanlarını hariç tutarsak, hadi iticilik demeyeyim ama, Alaman varoluşla kendim arasına hep mesafe koydum.

Örneğin, asla ne Beyoğlu'ndaki esas liseye, ne de Schiller lisanında eğitim veren diğer okullara gitmek istedim.

Tüm çocukluğum boyunca da, herkes yıldız armalı ünlü otomobil önünde şapır şupur yalanırken, ben Amerikan veya Fransız olanlarını tercih ettim.

Belki bunun tek istisnasını, bildiğimden değil pederim kendi mesleğinde pek methettiğinden, ‘‘Heidelberg’’ marka matbaa makinası oluşturdu.

Dediğim gibi, bunun dışında asla ve asla ‘‘Cermanofil’’ bir temayül taşımadım.

*

ŞİMDİ geriye dönüp baktığımda, bunun nedenlerini bir kaç gerekçeye oturtuyorum.

Birinci olarak, ‘‘solumtırak’’ (!), daha doğrusu hümanist yanım bayağı bayağı erken geliştiğinden; üstelik de ‘‘cinnet yıllarımla’’ birlikte bu hümanizma nihayete erip zavallı bir şematizme dönüştüğünden, 2. Savaş'ın korkunç suçlarını bütün bir Almanya'yla özdeşleştirmek yanılgısına düştüm.

Dolayısıyla da bu ülkeye karşı daima bir husumet, hatta nefret duydum.

İkincisi, Alman romantizmine zıt bir Fransız mantıkçılığının eğitiminden geçtiğim için, ister istemez daima Ren nehrinin batı yakasından yana taraf tuttum.

Töton düşüncesi bana yabancı ve ters geldi...

Üçüncüsü ise, kendim bizzat yaşadığımdan değil ‘‘Hans’’ ve ‘‘Helga’’ imajlarının ‘‘kabalık’’ (!) karikatürlerine inandığımdan, Cermen hal ve oluş tarzını reddettim.

Bunlara belki dördüncü olarak da ‘‘gurbetçilerin’’ varlığını ekleyebiliriz.

Her halükarda, dediğim gibi, Almanya ve Almanlarla yıldızım hiç barışmadı.

Yirmi dokuz yaşına dek...

*

YİRMİ dokuz yaşında ‘‘cinnet yıllarıma’’ nokta koymak kararı alınca, bir bütün olarak kendimdeki her şeyi sorgulamaya, tabii bu arada da Cermenlere karşı duyduğum husumeti gözden geçirmeye başladım.

Beni dönüştüren şey Heinrich Heine'nin ‘‘Almanya'ya Dair’’ başlıklı kitabı oldu.

Musevi asıllı büyük edebiyatçı bu iki ciltlik eseri aslında Fransızlar için yazmıştır.

Beethoven, Goethe falan derken, 19. yüzyıl başlarındaki Fransa Almanlara karşı büyük bir hayranlık duyunca, ta Töton efsane ve masallarının dehşetli kökenine uzanan Heine onlara ‘‘aman dikkat’’ uyarısında bulunur. Cermen bilinçaltının tehlikelerine işaret eder.

Başka bir deyişle, Heinrich Heine bilhassa ‘‘anti û Alman’’ sözcülüğü üstlenir.

Gerçekten öyle mi? Hayır! Hatta, tam tersine...

Çünkü, Cermen mitolojisinin belki en hüzünlülerinden birisi olan perikızı Lorelei'yı ‘‘Hava serin, kararmak üzeredir; / Ren nehri akmakta, sakin sakin; / Ve, pırıldayan dağın zirvesidir / Işığında akşam güneşinin’’ dizeleriyle tasvir eden aynı Heine, aslında Almanların en Almanıdır.

Fransızları uyarmasına rağmen, artık bir Schubert ‘‘lied’’ine dönüşmüş olan Heinrich Heine'nin ‘‘derin Almanlığı’’ özünde öyle köklüdür ki, yaşadığı aşk-nefret ilişkisinde birinci olgu sonsuz bir tayin edicilik arzeder.

Tıpkı, başka bir Yahudi kökenli yazar Victor Klemperer'in Nazi kamplarından kıl payı sıyırtmasına ve Hitlerci dehşeti bütün boyutlarıyla sonuna dek yaşamasına rağmen, ‘‘benim Almanlığımı kimse elimden alamaz. Almanlar dahi...’’ diye haykırmasındaki gibi....

*

HEİNE'yi ve ardından başkalarını okuduktan sonra ‘‘Cermenliğin’’ bu sonsuz derin ve cazibeli boyutunu görünce daha da yukarılara çıkmak ihtiyacını duydum.

Cumbadak Alman felsefesine daldım. Burada ayrıntısına girecek değilim.

Üstelik, mantıkçı yanım teoriyi pratiğe uygulamak dürtüsünü beraberinde getirdiğinden, kendime Töton sevgililer edindim.

İhtiras gecelerinin nihayetinde bazen yumuşak Brahms sonatları, bazen bağırtılı Nina Hagen musikileri dinledim.

Sonra, Baden Baden bahçelerinde açıkhava satrancı oynamaktan Dresden baroklarında sis gölgeleri yakalamaya, fırsatını bulduğumda, Almanya'yı başka gözle dolanmaya başladım.

Üstelik de siyasi planda, ‘‘sol entellektüel’’ züppeliklere hiç ama hiç prim vermeden, mendebur ‘‘Duvar’’ın yıkılışıyla birlikte, Cermen ulusunun hemen ve tekrar bütünleşmesi gerektiğini ilk andan itibaren savundum.

Çünkü, Almanya'yı ve Almanları artık çok seviyorum.

*

BU sevgi öyle maddi bir temele oturmuyor.

Zaten lisanını bilmiyorum, üstelik de ‘‘fizyonomi’’ olarak nihayetinde ‘‘gurbetçi’’ kategorisinde addedilirim, dolayısıyla insani ilişkilerde özel bir yakınlık ve samimiyetten dem vurmam söz konusu değil.

Almanya'ya ve Almanlara karşı duyduğum yeni sevgi özünde, aslında ilk başta sahip olduğum ve ‘‘cinnet yılları’’mla birlikte yitirdiğim hümanizmaya kavuşmama tekabül ediyor.

Başka bir deyişle, Cermenlere dönüşümde tekrar insancıllığa dönüşüm var.

Ve Federal Cumhuriyet'te genel seçimlerin yapıldığı bu pazar günü çok memnunum ki, ne iyi, Sıraselviler'deki Alman Hastanesi'nde doğmuşum.


Hadi ULUENGİN
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Bedel...
 
    Ali Atıf BİR
  Reklamcılar Turizm Bakanlığı'na resti çekti
 
    Ayşe ARMAN
  Ben bir dekoderim
 
    Ayşe  ÖZEK KARASU
  Deri rengine göre ilaç yapmak ırkçılık mıdır
 
    Bekir COŞKUN
  Köylüler
 
    Doğan HIZLAN
  Yolunuz Sultanahmet'ten geçsin
 
    Doğan ULUÇ
  Muhabirlik beyin cerrahlığından zor
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Olmadı Muhsin Bey, olmadı
 
    Ercan KUMCU
  Turizm ekonomisi
 
    Erkan ÇELEBİ
  70 trilyonluk ‘akıllı sayaç’ta yılbaşı paniği
 
    Ferai TINÇ
  ABD'den, güneydoğu üniversitelerine ilgi
 
    Gila BENMAYOR
  Pentagon'dayım birden alarm çalıyor
 
    Yurtsan ATAKAN
  Pamuk eller cebe
 
    Muharrem SARIKAYA
  Çiller'in ‘iki turlu’ planı
 
    Murat BARDAKÇI
  Şiiri böyle montajlamışlar
 
    Pakize SUDA
  Şekerim 5
 
    Sedat ERGİN
  Seçim yine şeffaf değil
 
    Tufan TÜRENÇ
  Nereden nereye...
 
    Tuğrul ŞAVKAY
  Necip Usta ABD’de ölmüş
 
    Uğur CEBECİ
  Çöl uçak doldu
 
    Yalçın BAYER
  Erdoğan yargıyla tartışırken değişmediğini gösteriyor
 
    Mehmet YAŞİN
  Berlin makyaj tazeliyor
 
    Özdemir İNCE
  Oy vermeyecekmiş, vermezsen verme!
 
    Oğuz ARAL
  Bülent kaç kişi?
 
    İbrahim Bilik
  Puro dudak kanseri yapar mı?
 
    Sevgi'nin Diviti
  AT bir inek, Yunanistan da bu ineğin sütünü sağan bir millet!
 
    Şükrü KIZILOT
  Simit ve havyarın vergi oranı aynı!
 
    Serdar TURGUT
  Sıradan insanların terörü
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2002 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com