Oxford Üniversitesi’nden ekonomist Daniel Zizzo, düşünceli bir halde, ‘belki de insan doğasının en karanlık yönünü keşfettik’ diyor.
İngiltere’de Warwick Üniversitesi’nden meslektaşı Andrew Oswald ile yaptığı araştırmanın sonuçları, ekonomistlerden psikologlara kadar çok geniş bir yelpazeyi ilgilendiriyor.
Şimdiye kadar amaçsız şiddet, körü körüne itaat, kıskançlık, egoizm ya da aşırı fedakarlık gibi güdüler laboratuvarda ölçülmüştü.
Ancak kendi varlığını tüketecek kadar kör bir intikam eğilimi araştırma konusu olmamıştı.
Andrew Oswald ve meslektaşı, insanların başkalarının servetini, kariyerini mahvetmek için ne kadar büyük bir bedel ödemeye hazır olduklarını araştırdı.
Deney kuruluyor
İki İngiliz bilim adamı bu konuyu test etmek için, sözlü bir deneysel protokol oluşturdular. Buna göre, her biri dörder gönüllüden oluşan yirmi dokuz grup, bir hafta boyunca bir araya geldi. Deneklerin büyük bir bölümü, yaşları 18 ila 48 arasında değişen öğrencilerden ve üniversite personelinden oluşuyordu.
45 dakika süren deney süresinin başında, her birine eşit miktarda para verildi; denekler bu parayı, üç rakamlı piyangoda kullanabileceklerdi; kurala göre piyangoda 1 rakamını bulduklarında kazanacaklar, 2 ya da 3 tamamını bulduklarında ise kaybedeceklerdi; ancak kazansalar da kaybetseler de, 3 sterlinle oyuna yeniden başlama imkanı tanınmıştı.
Fazla para kışkırtıyor
Daha sonra, her bir grupta rasgele seçilen iki kişiye ek bir para daha verildi; bu ekstra miktar, diğer iki katılımcının adaletsizlik yapıldığı duygusunu kışkırtacak bir etkendi. Her deneğin aynı zamanda başkalarının gelirlerini görebildiği bir bilgisayarı da vardı.
Oyun süresince, deneyi yöneten kişi oyunculara Ğbunlar birbirlerini ne görüyorlar ne de duyuyorlardı- arzu ediyorlarsa grubun diğer üyelerinin gelirini azaltmak için ödeme yapabileceklerini söyledi. Ancak bu işlemin gerekli olmadığını ve oyuncuya da hiçbir kazanç sağlamayacağını özellikle belirtti. Tam tersine, karşı taraftan ‘çalınan’ miktara orantılı olarak, harcanan para da artacaktı.
Nitekim, başlangıçta, karşı tarafın gelirinden 1 sterlin azaltmak için 1 peni ödenecek, daha sonra bu miktar aşamalı olarak 2, 5, 10, 25 ve hatta 90 pense çıkacaktı.
Teori başka diyor
Rasyonel dünyada, ekonomi teorisyenlerine göre, herkes kazancını ve zararını, her tür duygusal tepkiden arınarak mantıklı bir biçimde değerlendirir. Hatta teori uyarınca, 1 sterline karşı 25 penslik bir ödeme sınırından itibaren sadece kár unsuru gözetilerek her tür intikam duygusundan arınmak gerekiyor.
Ancak pratik deneyin ortaya koyduğu sonuçlar, bu öngörülerin sadece kitaplarla sınırlı kaldığını gösterdi.
Vahşi bir haz
Andrew Oswald, katılımcıların üçte ikisinin diğer oyuncuların kazancını azaltmak için parasını gözden çıkarmasının kendileri açısından beklenmedik bir sonuç olduğunu belirtiyor.
25 penslik sınır, deneklerin daha ‘acımasız’ olmalarını belli ölçüde engellemesine rağmen bazı oyuncular çok daha ileri gidip servetlerini yok etmeyi bile göze aldılar! Sonuçta, dağıtılan paranın, başlangıçtaki bağışların, kazanç ve hediyelerin toplam yüzde 20’si harcanmış oldu.
Deneyin en çarpıcı yönü ise, kazançlarla saldırılar arasında gözlemlenen ilişkiydi. Oyuncunun kazancı ne kadar artarsa, diğerleri onun servetini azaltmak için kendilerininkini harcamaktan çekinmiyorlardı.
Yani, daha az şanslı olanlar kazananları mahvetmekten başka bir şey düşünmüyorlardı ve sonuçta herkes kaybediyordu.
Daniel Zizzo, denekler arasında negatif bir bağımlılık olduğuna dikkat çekerken, bunun iki nedenden kaynaklanabileceğini ifade ediyor: Kıskançlık ya da adaletsizlik duygusu.
İngiliz bilim adamı, bununla birlikte gözlemlerinin, şimdiye kadar hiçbir rasyonel seçimin ya da kişiler arası negatif bağımlılık modelinin açıklayamayacağı anormallikler sergilediğini belirtiyor.
‘Saldırganlık’ ile bunu fiilen gerçekleştirmek arasındaki ilişki kopukluğu da tamamen akla aykırı bir durum. Sanki kaybedenleri ‘şeytan dürtüyor’ ve kendi çıkarlarına zarar vermek pahasına bu insanlar karşı tarafta yer alanları yok etmek için hiçbir engel tanımıyor.
Psikoloji altüst
İki ekonomist, laboratuvarda sınıf mücadelesini canlandırmayı başardılar mı? Ekonomi biliminin dogmalarına karşı gelen bilim adamları, aynı zamanda şimdiye kadar çok az araştırılmış olan ve pozitivist terimlerle çok zor açıklanabilen, bununla birlikte son derece yaygın ve tehlikeli bir nosyon olan hınç güdüsüne işaret ederek deneysel psikolojinin ilkelerini de altüst ettiler.
Ekonomi ve sosyal bilimlerin ardından, biyoloji ve psikoloji yavaş yavaş yararcı felsefenin ilkelerini benimsedi. Darvinizm de, endüstri devrimi sürecine hakim olan anlayışın hayvanlar dünyasına uyarlanmasıydı.
Kazanç/kayıp ilişkisi ve en yetenekli olanın seçimi, insanoğlunu tanımlamada bilim adamlarının temel dayanak noktalarını oluşturuyor. Böylece insan davranışlarının en karmaşık olanı, yararcı bir bakış açısıyla Darvinist temelde analiz edilecek. Kısacası, türün yaşamsal gereksinimlerine adapte olmuş, uzun bir evrim sürecinin son halkası olarak değerlendirilecek.
Peki bu durumda, kendisini yok etme pahasına başkasını mahvetme güdüsü nasıl açıklanacak? Acaba Darvinizm hınç güdüsünü göz ardı etmiş olabilir mi?
İnsanoğlu hınç güdüsüyle hareket ettiğinde mantıklı davranmıyor.
Mantıksızlık tehlikesi
Nitekim Friedrich Nietzche 19. yüzyılın sonlarında bu güdünün tüm değerleri tersine çevirdiğini belirtmişti. Hatta bu dürtü, nihilizme yani bazen kendi yaşamını da yok etmeyi göze alarak her ne olursa olsun karşısındakini mahvetmeye kadar varıyor.
Tıpkı, Büyük İskender’le boy ölçüşmek isteyen Erostrat’ın 3. yüzyılda Diana Tapınağı’nı yakması gibi... Hatta vahşi bir mutluluk arzusuyla kişiyi son noktada intihara bile sürükleyebiliyor.
Mantığa aykırı bu tür davranışlara ender rastlanmıyor; ayrıca burada patolojik bir durum da söz konusu değil. Hatta hınç güdüsü çoğu zaman toplumsal da olabildiğinden, soruyu neden diye değil, nasıl diye sormak gerekiyor.
Arjantin örneği
Science at Avenir bilim dergisinde yer alan araştırma haberine göre, Paris II Üniversitesi’nden Prof. Bertrand Lemennicier her şeyin içerikle bağıntılı olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor: ‘Kısa bir süre önce Arjantin’de yaşananları ele alalım. Ülkedeki kaos siyasi yapısından kaynaklanıyordu. Buenos Aires’teki yöneticiler, rejimin bir parçası haline gelmiş yolsuzluk ve adam kayırmacılık alışkanlıklarından vazgeçmek istemedikleri için Batılı zengin ülkelerin tavsiyelerine uymadılar. Sonuçta da ülkenin iflasına yol açtılar.’
Tarih Arjantin gibi, mantıksızlık sonucu felaketlere sürüklenmiş olan toplumsal örneklerle dolu.
Bertrand Lemennicier, ‘Bir sistem hırsızları yok etmiyorsa ‘yalancıları’ denetleyecek bir mekanizma yoksa, bu tür toplumlarda devrimci bir süreç başlayabilir.’ diyor.
Fransız ekonomist süresiz grevleri de buna örnek olarak gösteriyor. Peki, grev tüm katılımcıların çıkarlarını tehdit ettiğinde başkalarının sırtından geçinme unsurundan söz edilebilir mi? Başkalarının sırtından geçinme aslında Darvinist kurallara dayanıyor ve sadece bu tür bir stratejiyi benimseyenlere yarıyor. Başkasının sırtından geçinen yaşamak yerine ölümü tercih ediyorsa, günah keçisi ile avın iç içe geçtiği söylenebilir mi?
Hınç dürtüsü aslında Ğbiyolojik kökenleri tam bilinmemekle beraber limbik sisteme bağlı olduğu düşünülüyorĞ kolaycı olduğu için reddedilen fikirlere dayanıyor.
Antropolog Dan Sperber kısa bir süre önce, virüsler gibi fikirlerin de bulaşıcı olduğunu, başarı derecelerinin, salgın bir hastalığın yayılımının ölçülmesi gibi kontrol edilebileceğini ifade etti.
Ona göre, bir fikir bazı beklentilere yanıt verdiğinde ve özellikle de bu fikir aynı sorunun diğer yanıtlarına göre anlaşılması daha kolay olduğunda, diğerlerine göre daha kalıcı bir nitelik taşıyor. Beklenti ne kadar büyük olursa fikrin rasyonelliğinin önemi de o derece azalıyor. Zaten, hınç güdüsünün yaratacağı felaketlerden daha büyük bir beklenti olabilir mi?
Kişinin mantık sınırlarını zorlamasına neden olan davranışlarının nörolojik kökeni çözümlenmeye çalışılırken, ekonomistler ve bazı sosyologlar çok daha vahim vakalarla karşılaşmaktan çekiniyorlar.</B>
<B>Mantıksızlığın kaynağı beyin
</B>1954 yılında fizyolog James Olds’un gerçekleştirdiği deney, memelilerin beyninde mezolimbik sistem adlı bir sinir lifi demetini ortaya koydu. Bu sistem, farenin beyninde elektrotlar aracılığıyla uyarıldığında hayvan o kadar mutlu oluyordu ki, açlıktan ölecek bile olsa yemek yemeyi unutuyordu. O tarihten sonra yapılan başka deneyler de, beynin bazı bölümlerinin doğrudan uyarılmasının yıkıcı davranışlara yol açtığını gösterdi. Evrim sürecinde edinilmiş bu yapılar insanlarda da bulunuyor ve pek çok davranışın nedenini açıklıyor. Bu yapılar elektrotlar ya da ilaçlarla yapay olarak uyarıldığında ise mantık dışı eğilimlere neden olabiliyor. Bilim adamları, insanoğlunda bu tür yapıların adalet ya da eşitlik anlayışları doğrultusunda harekete geçip geçmediğini sorguluyorlar.