15/09/2002 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Pazar
15.09.2002
Serdar TURGUT
İki boşluk bir araya geldi

BEN İngiltere Başbakanı Tony Blair'i televizyonda her görüşümde D. H. Lawrence'ın bir lafını hatırlarım.

‘‘İngilizler 31 çekmeyi ancak 19'uncu yüzyılın sonuna doğru öğrenebildiler’’ demişti Lawrence.

Nedense adamın suratını her görüşümde bu lafı hatırlıyorum son zamanlarda.

Eğer bir insanın gözlerinin zeká düzeyinin en net göstergesi olduğu kabul ediliyorsa o zaman Tony Blair kelimenin tam anlamıyla bir ebleh demektir.

Kendisi düşünmeye başladığı anda göz bebekleri daha da açılıyor ve kendi düşünme kapasitesini bu nedenle daha da ele veriyor istemeden.

Kaç zamandır siyasetin içinde, o kadardır da başbakan, bugün iddiaya girerim ki siyaseti en yakından izlemekte olan İngilizler bile onun konuşmalarından bir tanesini bile hatırlayamazlar.

Kendisi postmodern olduğundan anlamlı konuşmadığı sürece oy da alıyor ve kendisine benzemiş olan toplumu da zirveden o kadar hızla aşağıya düştü ki şimdilerde yaptıkları en iyi şey Amerika'nın yalakalığını yapmak oluyor.

Amerika atla deyince bunlar zıplıyor, zıpla deyince iki takla da havada atıyorlar.

*

Bu kişi geçenlerde Washington'a geldi ve hayattaki en iyi arkadaşı ile buluştu.

Amerika bundan iki yıl kadar önce tarihinin en vahim hatasını yaptı ve zorla da olsa Bush'u başkan seçti, bunu biliyorsunuz.

Tony Blair çok sık olarak onu ziyarete geliyor çünkü tüm dünyada kendisini akıllı olarak görebildiği tek yer Bush'un yanı.

Başkan Bush ilginç bir fenomen. İlerde onun kafasını büyük ihtimalle bir vadi olarak sergileyecekler çünkü kafatası var ama içi tamamiyle boş.

Öyle ki bazen sessiz düşünmeye çalıştığı zaman bile gürültü oluyor çünkü düşünce kafatası içindeki boşlukta fena halde yankılanıyor.

Onun bakışları ile ilgili ilave bir yorum yapmama herhalde gerek yok çünkü sadece bakışlardan yola çıktığımızda Tony Blair ‘‘siyasetin Einstein'ı’’ olarak bile yorumlanabilir.

Öyle vahim bir durumda yani Amerika.

*

Gayet doğal olarak bu ikilinin hayatta en çok hoşlandıkları şey savaş oyunu oynamak.

Kaderin garip cilvesi nedeniyle ellerinde hayli de zengin bir oyuncak malzemesi var.

Okuma yazması olduğundan bile şüphelenmeye başladığım Bush hayattaki her meseleyi savaşmaya bağlıyor.

İkiz Kuleler yıkılmasaydı adamcağız acaba neyle vakit geçirecekti bunu da tahmin etmek çok zor.

Bu nedenle dua edelim ki Irak var orada çünkü Irak olmasaydı ortada kendisine mutlaka başka düşmanlar bulmak zorundaydı bu savaş idiot savantı.

Tony Blair ise daha acıklı durumda. Amerika'ya ne kadar fazla yalakalık yaparsa ülkesinin tekrar dünya ölçeğinde bir güç olarak algılanacağını zannediyor bu düşünce fakiri.

Dolayısıyla ABD nereyi bombalarsa daha aradan iki dakika geçmeden bir İngiliz uçağı da oralara gelip bir bomba da o atıveriyor.

Ortada artık bir hedef olmasa da bunu mutlaka yapıyorlar ki aferin alsınlar.

Benim korkum şu ki bu Blair bir gün Amerika'yı takip ederek değil de daha da beğenilmek için kendi başına bir adım atıp ilk olarak bir başka ülkeyi tek başına bombalayacak ve başımıza işler açacak.

Bakışları onun böyle bir şeye kafayı fazla takmadan girişebileceğini söylüyor bana.

*

Bu ikili dünyanın başına hayli iş açacak bu kesin.

Devlet adamı olma çapı olmayan kişilerin silah gücü büyük olan ülkelerin başına geçmeleri gibi bir şanssızlık bu 21'inci yüzyıla damgasını vuracak gibi geliyor bana.

Dolayısıyla bunları anlamı fazla da olmayan savaşçılık oyunlarından caymaya ikna etmek için ciddi bir gayret gösterilmesi lazım.

Amerika içinde bu gayret başladı haberiniz olsun.

O nedenle kraldan fazla kralcı olmadan ve makul konuşmaya çalışarak bu tür insanları ikna etmeye çalışma yolunda sabırlı olmak gerekiyor.


Serdar TURGUT
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Ateşle oynamak...
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Bir gün içinizdeki o hayvan uyandığında
 
    Ali Atıf BİR
  Ha ‘dışarı çık' ha ‘çık dışarı'
 
    Ayşe ARMAN
  Richard Gere sarsacak Ahmet Altan vuracak
 
    Ayşe  ÖZEK KARASU
  11 Eylül’ün yasak düşünceleri
 
    Bekir COŞKUN
  Gözyaşı ortakları
 
    Doğan HIZLAN
  Tişörtler üzerindeki Bach
 
    Doğan ULUÇ
  Kıbrıs ancak mahkemede çözülür
 
    Ercan KUMCU
  Büyüme sürdürülebilir mi?
 
    Erkan ÇELEBİ
  İnternette ‘arama motoru’ kılığında saadet zinciri var
 
    Gila BENMAYOR
  İstanbul'u Pina Bausch'tan izleyeceğiz
 
    Hadi ULUENGİN
  Yasak aşıklar
 
    Yurtsan ATAKAN
  Merhumu nasıl bilirdiniz?
 
    Muharrem SARIKAYA
  Sessiz devrimin icracıları
 
    Murat BARDAKÇI
  Sezer’in yapmak istediğini padişahlar beş defa yapmıştı
 
    Pakize SUDA
  Aday listeleri
 
    Sedat ERGİN
  Yine kadınsız ve kasvetli bir Meclis'e doğru
 
    Tuğrul ŞAVKAY
  Fatih sarayına istakoz bile getirdi
 
    Uğur CEBECİ
  Uçan gemi FS-8
 
    Yalçın BAYER
  1 koltuk benim olsun Türkiye senin olsun
 
    Mehmet YAŞİN
  Bavyera denizinin adaları
 
    Özdemir İNCE
  Yeni politikacı bulundu yeni seçmen aranıyor
 
    Oğuz ARAL
  Hüsnüniyet
 
    Devrim SAĞIROĞLU
  Perşembe'nin gelişi
 
    İbrahim Bilik
  Puro dudak kanseri yapar mı?
 
    Sevgi'nin Diviti
  Kıyafete bak, ruhunu anla!
 
    Şükrü KIZILOT
  Çocuklara masal mı yoksa fıkra mı?
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2002 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com