|
BUYURUN işte, yine konulara kıran girdi.
Yağmur dindi.
Derviş karar verdi.
Seçmenin nabzı gına getirdi.
Zaten seçim de galiba yattı.
Gülben-Hülya yarışı bayatladı.
Aşk yazıla yazıla tükendi.
Mankenlere bir ağırlık çöktü.
Ecevit aynı Ecevit.
Ben aynı ben.
Ballandıra ballandıra anlatılacak gezmeler yok.
Deprem yok.
Başıma gelen komik bir olay yok.
A, ablamın başına gelen komik bir olay var.
Hani insanın kırk kapının ipini çektiği günler vardır; para yatırır, para çeker, fatura öder, alışveriş yapar, bir yere bir paket bırakır, başka bir yerden bir evrak alırsınız falan filan. İşte böyle bir günde bir ara cep telefonunun yok olduğunu fark etmiş ablam. Ve bütün telefonunu kaybedenlerin yaptığı gibi hemen bir telefon bulup kendi numarasını çevirmiş. Böyle durumlarda kapalı çıkar telefon, bilenler bilir. Ama bu sefer öyle olmamış, bir kadın cevap vermiş.
Ve ablam bant kaydı gibi başlamış konuşmaya. Aralıksız. Hırsıza ahlak dersi veriyor ya.
Kadın defalarca araya girmek istemiş, lakin bizimki her seferinde püskürtmüş.
Netice...
‘‘Anne benim, telefonunu bende unutmuşsun’’ cümlesini tamamlamaya ancak on ikinci denemede muvaffak olabilen, hattın öbür ucundaki kişi ablamın kızıymış.
Anlattım ama, komik değil galiba. Öyledir zaten, başına gelince yerlere yatarsın da anlatınca gülümseyen olmaz.
***
Peki şu nasıl?
Annemle kardeşim yoldan çevirdikleri bir taksiye binmişler geçen gün. Şoför hemen lafa girmiş: ‘‘Ben uzun yıllar Almanya'da yaşadım. İstanbul trafiğini düzene sokacak yöntemi biliyorum, ancak sesimi duyuramıyorum. Geçenlerde tesadüfen Pakize Suda bindi arabama, kendisine de anlattım durumu, köşenizde yazın dedim. ‘Tarzım değil' dedi hanımefendi.’’
‘‘Tarzım değil’’ derken sesini kadınlaştırıp aklı sıra taklidimi yapmış. Oysa kendi sesiyle konuşmaya devam etseydi bana daha çok benzeyebilirdi, o ayrı mesele.
Ve beni çekiştirmeyi sürdürmüş: ‘‘Seks yazıları yazıyor zaten.’’
E, adam haklı. Türkçe lastik gibidir biliyorsunuz. Bu yazıdan bir örnek vereyim: ‘‘Kadın defalarca araya girmek istemiş, lakin bizimki her seferinde püskürtmüş.’’ Bu cümle bal gibi bir grup seksi anlatıyor olabilir.
Neyse, şoför benden Hıncal’a atlamış. (Bu cümleden sonra beni ahlak polisine şikáyet eder herhalde.) Başlamış onu çekiştirmeye. Zira Hıncal buna, ‘‘Trafik Müdürlüğü'ne git’’ demiş.
Kardeşim anlatınca hatırladım bu trafik üstadını. Bir değil, iki kere binmiştim arabasına. Edindiğim kanaat de şu olmuştu: ‘‘Trafiği çözmekten ziyade bir vesileyle gazetelerde görünmek istiyor. Belki de sonra albüm çıkaracak.’’
Zaten Hıncal'ın önerisine sinirlenmesi de benim haklı olduğumu gösteriyor.
Bizimkilerin şoföre tepkisini merak edenler varsa... Hiç. Bana Fransız olmuşlar.
***
Nasıl? Bu anlattığım da mı iyi değil?
Arkadaşlar, bugün pazar. Marketlerde, lokantalarda bile pazar günleri eldeki malı tüketirler, hafta başı taze mal alırlar.
MIŞ-MUŞ
Derviş, ‘‘Halktan bir şans istiyorum’’ demiş.
Vatandaş dediğin piyangocu gibidir zaten; her seçim şans dağıtır ancak ikramiye kazananların dönüp de biletçiye bir ödül verdikleri görülmemiştir.
*
İbrahim Tatlıses evine dönmüş.
Yeni kuşak piyasaya çıkana kadar evde dinlenecek herhalde.
*
Ebru Şallı, düğünde dudağından öpen kocası için ‘‘İlk kez dudağımdan öpüyor’’ demiş.
Geleneklerine bağlı çocuk, hiç olmazsa bunu nikáh sonrasına bırakmış.
|