|
HÜRRİYET PAZAR'da bugün Deprem'in üçüncü yılında Enkazdan Çıkan 33 Hayat'ı okuyun.
Hayatın durdurulamaz akışında, insanoğlunun acısıyla birlikte yaşayışının, aynı zamanda insanoğlunun unutmaya eğilimli yanını gösteriyor.
'Perde açılmalı' ('The show must go on') sözü, yaşamın her şeye rağmen devam edişinin bir simgesidir. Tiyatro için kullanılır olması, bu deyimi daha da gerçekçi bir düzleme taşıyor.
Doğan Haber Ajansı'nın muhabirlerinin hazırladığı dosya, beni hem deprem günlerine çekti, hem de altın elmalı hayat ağacının meyvelerinin derlenmesine.
Sizin dikkatinizi iki yazı başlığı üzerine çekeceğim:
Eski eşiyle fotoğrafı yeni eşinin elinde.
İkiz kızlarını kaybettiler şimdi ikiz kızları var.
Anılarda, özel aile albümlerinde dinmeyen acıların fotoğrafı sararırken, başka albümlere yeni geleceklerin renkli fotoğrafları yerleştirilecek. Belki de ikisi de aynı albümde yer alacak.
* * *
YILDÖNÜMLERİ; üstünden zaman geçtikçe solgun kutlamalara dönüşecek. Bugün İzmit'e, Gölcük'e gidenler, yavaş yavaş azalacak.
Belki oralarda yaşayanlar da, onları beklemeyecek.
Oysa bilim kitaplarında, edebiyatta, sanatta yaşayan deprem ruhu unutulmayacak. Yazının belleği silinmeyecek.
Bilimsel kitaplardaki çalışmaları gündeme getirdikçe, anmalarla değil okumalarla depremi anımsadıkça, onun anısını değil bilincini diri tutacağız.
Edebiyatın acıları kalıcı kılmakta elbette büyük işlevi var. Unutturmakta da, küllenmesini sağlamakta da. Çünkü acılar hatırlandıkça, olanlar unutulmadıkça, onun uzantısında bilim egemenliğini kurar. Duygularla mantığın bileşimi burada ortaya çıkar.
Erzincan depreminden sonraki bir fotoğraf belleğimde öylesine yer etmiş ki, depremin acısını yüreğimde hissederim.
Zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün göğsüne yaslanmış bir depremzede. Bir tablo gibidir.
Názım Hikmet'in bir türküden yola çıkıp yazdığı şiir bir acının edebiyat ustalığıyla boyut kazanışının örneğidir:
‘‘Erzincan'da bir kuş var
Kanadında gümüş yok
Gitti yarim gelmedi
Gayrı bunda bir iş yok.’’
Depremden sonra yazılanları bugün okuduğumda, acılarda insanların nasıl kenetlendiğini gösteren bir tabloyu gene de yeniden yazma gereği duydum. İnsancıl güzellikler, aynı ülkedeki acı ortaklığına teselliler de yazılmalı.
Akın akın Adapazarı'na, İzmit'e, Gölcük'e gidenleri düşündükçe, acının bir yüreği değil bir ülkenin yüreğini dağladığını anımsamalı.
Cogito'nun Deprem Özel Sayısı'nda Bekir Coşkun'un Serin Devlet'i, Nasuh Mahruki'nin Bir Çocuğun Hayatını Kurtarırken yazısı, anıları bugüne taşıyor.
* * *
DEPREMİN fiziksel, maddi yıkıntıları değil, psikolojik yıkıntılarını kaldırabildik mi ?
Hangi acı için buna evet ya da hayır diye cevap verebilirim. |