11/08/2002 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Yazarlar
11.08.2002
Tuğrul ŞAVKAY
Lager birası 2-3 derecede içilir
  
 

Bu hafta gökyüzünden yeryüzüne iniyoruz. İniş noktamız Bremen'deki Beck's bira fabrikası. Konumuz da uçaklar yerine bira. Bir başka deyişle, zamanın ve mekanın ötesindeki içki.

Madem iddialı bir laf ettim, açıklayayım. Biranın geçmişi tarihin öncesine dayanıyor. Yani yazıdan önce bira vardı! Uygarlık güneşinin insanlık üzerinde doğuşuna bu içkinin tanıklık ettiğini söylesem, etkilenmez misiniz? Zamanla tohumların ve mayanın keşfi, birayı din, dil, ırk, toplumsal sınıf tanımadan herkesin içkisi yaptı. Küçük bir mübalağa payıyla birayı, 'zamanın ötesinde' diye tanımlamamın nedeni sanırım yeterince açık. Mekanın ötesinde olmak meselesine gelince... Sanırım on ya da on beş yıl kadar önceydi. Bir coğrafya dergisinde, Amazon'daki yağmur ormanlarının kuytu bir köşesinde, o güne kadar bizim uygarlığımızla hiç tanışmamış, bütünüyle içine kapanık bir yerli topluluğun keşfedildiğini okudum. Ve bilin bakalım... Yerliler bira içiyorlardı!

BİRA NASIL YAPILIR

Burada aşina olduğumuz biranın dar tanımından uzaklaştığımızı kabul ediyorum. Çünkü uygar dünyada bira genellikle çimlendirilmiş arpa, maya, şerbetçi otu ve suyla yapılıyor. Amazon yerlilerinin bunların tümünden elbette haberi yok. Onlarınki bir çeşit ilkel bira.

Biz ise daha çok Babil ve Mısır geleneğini izliyoruz. 8. yüzyıldan beri de biramıza o istenen acı tadı vermek için şerbetçi otu kullanmaktayız. (Yerli biralarda bu sonuncusu ile ilgili olarak biraz cimri davranıldığını düşündüğümü hemen ekleyeyim). Bira yapımını da, yeri gelmişken, kısaca anlatalım: Önce arpa (veya bazen buğday ya da başka bir tohum) ıslatılarak çimlendirilir. Isı tatbik edilerek çimlendirme durdurulur. Bunu kavrulma aşaması izler. Ardından ürün değirmenden geçirilir. Böylece arpa maltı elde edilmiş olur. Sonra maltlanmış arpa, sıcak suyla karıştırılır. Şerbetçiotu eklenir. Nihayet maya katılarak fermantasyon işlemi başlatılır. Fermantasyon sonucunda ortaya alkol ve karbonik gaz çıkar. Karbonik gaz uçar, alkol ise kalır. Ve böylece birayı elde ederiz. Tabii filtrasyon, dinlendirme gibi ayrıntıları atlayarak, olabildiğince sadeleştirilmiş bir hikaye anlattığımın farkındayım.

ALE VE LAGER BİRASI

Günümüzde birçok bira yukarıdaki yöntemle imal edilmekteyse de, ortada bir çeşit bira olduğu söylenemez. Bira otoriteleri, sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde binin üzerinde ünlü bira markası ve biranın sayısız çeşidi olduğunu kaydediyor. Belçika'da altı yüz değişik biradan bahsedilmekte.

Kafa karıştırmadan çeşitlilik meselesini basite indirgeyelim. Aslında dünya üzerinde belli başlı iki bira türü mevcut: Birisi 'ale' ('eyl' diye okunuyor), diğeri ise 'lager' (ki o da yazıldığı gibi okunmakta ve Almanca'da depolama anlamına gelmekte). Ale tipi için kullanılan sıfatlar 'eski', 'seçkin' ve 'geleneksel'. Lager'ler ise bir on dokuzuncu yüzyıl buluşu. Aradaki farkı oluşturan faktörler arasında en önemlisinin biranın mayası olduğu söylenir. Ayrıca her iki tipin işleme teknikleri de farklıdır. Belçika, İngiltere ve İrlanda'da hakim tarz ale; buna karşılık Almanya ve diğer Orta Avrupa ülkelerindeki ise lager'dir.

Bize maalesef hálá yabancı olan ale'ler meyva aromaları yüksek ve karmaşık, güçlü, gövdeli, sert ve acı biralar. Meraklısı için vazgeçilmez bir tutku haline gelmeleri neredeyse kaçınılmaz. Bir garip yanları da neredeyse ılık (10-12 derece civarında) içilmeleri. İngilizlerin birayı ılık içmeleri böyle bir geleneğin sonucu.

Oysa lager tipi biralar farklı karakterde. Hemen hepsi daha hafif ve berrak. Hafif gazlılar. İyileri ağızda kadifemsi bir etki bırakmakta. Şerbetçiotundan gelen acılıkları bariz, ancak çoğu zaman aşırılıktan uzak. Yine iyileri, mutlaka dengeli bir tada sahip. İngilizlerin ılık bira geleneğine karşılık, lager içenler biralarının soğuk olmasını tercih ediyor. Soğuklukta 2-3 dereceye kadar inilmekte. Yani bizde garsona göre 'normal' olan ısı, bir lager tipi bira için asla yeterli değil!

BİNBİR ÇEŞİDİ VAR

Yazının başında 'yeryüzüne indik ve Bremen'de Beck's bira fabrikasındayız' dedim ama, görüyorsunuz ki, yazının sonuna gelmiş olmamıza rağmen, Beck's'in kapısından içeri girebilmiş değilim. O işi de mecburen gelecek haftaya bırakacağız.

Ertelemenin kabahatini sakın bana bulmayın. Çünkü söze Almanya'nın ünlü Beck's birası ile başlamış ve onunla bitirmiş olsaydım, korkarım çok sıradan bir bira yazısı okumuş olurdunuz. Söylediklerimin zihinlerde kalıcı olacağından da şüphe ederdim. Oysa şimdi hiç olmazsa bira üzerine zihinlerde iyi kötü bir temel oluşturduk sanırım.

Şunu unutmayın: Bira belki yapımı açısından basit bir içki. Buna karşılık, yazının başlarında söylediğim gibi, çeşitliliği inanılmaz boyutta ve bu da insanı büyülüyor. Aynı tipte iki marka biradan daha birkaç yıldır kurtulmaya başlayan bizler için böyle bir çeşit zenginliğini kavrayabilmenin güç olduğunu biliyorum. Bu yüzden de kafaları karıştırmayayım diyorum ama söylemeden geçemeyeceğim. Mesela benim meraklısı olduğum ale tipi biraların sınıfında 'barleywine', 'bitter', kahverengi ale, soluk ale, kuvvetli ale, Belçika biraları, 'porter', 'stout' ve buğday biraları bulunur. Bunlar arasında daha çok sevdiklerim başlıbaşına bir alt grup oluşturan Belçika biraları. Belçika biraları içinde ise -tek tek adlarını saymayayım ama- ona yakın alt çeşit yer alıyor. Bense bunların da içinde en çok manastırlarda yapılan 'trappist' biralarına hayranım. Hatta karmaşık bir dubbel trapist birasını, tatlı tripel trappist birasına tercih ederim. Bilmem şimdi biradaki çeşitlilikten neyi kast ettiğimi daha iyi anlatabildim mi?


Tuğrul ŞAVKAY
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Tekelci vatanseverlik
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Yatağınızın altında birini bulursanız
 
    Ali Atıf BİR
  Sünnette ilişki pazarlaması
 
    Ayşe ARMAN
  Biz Efeerkil bir aileyiz
 
    Ayşe  ÖZEK KARASU
  21'inci Yüzyıl için ikinci manifesto denemesi
 
    Bekir COŞKUN
  Kaplumbağa
 
    Doğan HIZLAN
  Yaşar Kemal artık yalnız değil
 
    Doğan ULUÇ
  Plakamı hangi milyoner yapacak
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Derviş Bey'in istifası
 
    Ercan KUMCU
  İş güvencesi
 
    Erkan ÇELEBİ
  Telefonda ‘oh’ dedirten Aycell cazibesi
 
    Ferai TINÇ
  Mezopotamya'ya yolculuk
 
    Gila BENMAYOR
  Biri kamyoncuları duymuş olmalı Savaş rüzgarı tersine esiyor
 
    Hadi ULUENGİN
  Diplomatik...
 
    Yurtsan ATAKAN
  TRT’nin kaynanası TT-Net olsaydı
 
    Muharrem SARIKAYA
  Derviş'in yeni hedefi: Seçimi erteletip, MHP'siz hükümet kurmak
 
    Murat BARDAKÇI
  Kararsız dedesi, karar verene kadar kellesinden olmuştu
 
    Pakize SUDA
  Üzgünüm Ahmet
 
    Uğur CEBECİ
  Pilot yerine Uçuş Yöneticisi
 
    Yalçın BAYER
  Benim Almanyam Benim Türkiyem
 
    Özdemir İNCE
  ‘‘Ana Rahmine Haklı Düşen’’in zihinsel yapısı
 
    Oğuz ARAL
  Beceriksiz ihtiyar
 
    Bülent BOĞ
  Buz nasıl eriyor
 
    İsmail ER
  Tokat faktörü
 
    Korkut GÖZE
  Biraz bekleyin
 
    Vedat OKYAR
  İyi sinyaller gördüm
 
    İbrahim Bilik
  Bodrum'da purocular için avantajlar
 
    Sevgi'nin Diviti
  Seçimde Aziz Nesin’i aman gene haklı çıkarmayalım
 
    Serdar TURGUT
  Bu olay komik mi yahu!
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2002 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com