11/08/2002 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Yazarlar
11.08.2002
Ayşe ARMAN
Biz Efeerkil bir aileyiz
  
aarman@hurriyet.com.tr
 

Leyla Tekül'le röportaj yapmaya giderken oğlu Efe'yle ilgili sorular sormaya niyetim yoktu. O başka bir röportaj. Ben bugün yedinci sayfada okuyacağınız, kendi defterini kapayan bir insanın ruh haliyle ilgileniyordum.

Ama kader utansın.

Gazetecilik böyle bir meslek işte.

Duramıyorsun, kendini tutamıyorsun.

Soruyorsun.

O da sana önce hayır hayır konuşmak istemiyorum diyor, ama bir süre sonra bakıyorsun ki, kaptırmış anlatıyor. Yine de oğlu rahatsız olacak diye, onu beğenmeyecek diye, özeline girdi diye tedirgindi.

Tam o sırada annesi, babası, yeğeni ve dadısı imdadına yetişti. Ben hepsinden uzun uzun Efe dinledim. Ne yazık ki tamamını buraya koyabilmek mümkün değil. Ama özetle şöyle diyebiliriz: Bütün aile Efe'ye destek oluyor. Ve ailenin en önemli özelliği, herkes özgür, fikrini açıkça ifade ediyor. Ve tabii ki şu okuyacağınız satırlarda asla unutmamanız gereken bir şey var, konuşan, suçlanan bir çocuğun annesi. Çocuğunu savunmaması mümkün değil. Okurken bu şıkkı gözden kaçırmayın lütfen.


Bir anne olarak çocuğunuza yeterli ilgiyi gösterememekten dolayı vicdan azabı çektiğiniz oluyor mu?

- Hayır ama Efe'yle ilgili konuşmak istemiyorum. Tasvip etmediği bir alanda tanınmış olmamı zaten kendisi için bir şansızlık olarak değerlendiriyor. Leyla Tekül'ün oğlu olarak anılmak istemiyor. Nitekim Ceylan'ın intihar haberi patladığında beni geri çekti. ‘‘Sakın sen karışma’’ dedi. Yapacağım herhangi bir yorum onu üzer...

İyi de ben ondan değil sizden sözediyorum! İddialara göre eşinizle ayrıldıktan sonra ne anne ne baba ilgilenmiş, oğlunuz bakıcıyla ayrı bir evde büyümüş. Başınızdan atmışsınız gibi şeyler konuşuldu. Bunlara verecek cevabınız yok mu?

- Söz konusu bile değil! Basında bir dolu abuk sabuk şey çıktı, hepsi yalan dolan. Evet, ayrı bir evde yaşamaya başladı. Ama 11 değil, 17 yaşındaydı. Mert'le evlendiğimde bunu talep eden kendisiydi. Mert'in yanına taşınmamı söyledi. O da benim evimde yaşamayı tercih etti. Ki sözünü ettiğim yer, annemlerin evinin beş apartman yanındadır. Akşamları dedesi ve anneannesiyle yemek yiyordu, beni de sürekli görüyordu. Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum...

Çocuğunun başka çocukların intiharından sorumlu tutulması bir annenin başına gelebilecek en feci şey mi?

- Bu konuyla ilgili bana yansıtmadığı bir şeyler olduğuna dair en ufak bir şüphem olsa, herhalde altından kalkamazdım! Ama Ceylan'la ilişkisi hakkında bilmediğim herhangi bir şey yok. Ben büyük travmalarda nedense çok soğukkanlı oluyorum. Dahası kendim de bir basın mensubu olduğum için durumu kavrayabiliyorum: İnsanlar büyük bir balık buldular ve o balığı yediler. Ne yazık ki o balık benim oğlumdu!

Durum sanki biraz daha komplike...

- Yooo. Bir gün gazeteyi açıyorsunuz ve gazetede şöyle yazıyor: ‘‘Leyla Tekül lezbiyen. Aynı zamanda kleptoman. Migros'tan para çalırken yakalandı.’’ İşin aslı meğer şuymuş: Leyla Tekül, metin yazarı arkadaşı Sevtap'la beraber Migros'ta alışveriş yaparken, Sevtap para çantasını düşürmüş. Leyla Tekül de cüzdanı yerden alıp ona vermiş. O da Leyla Tekül'ün boynuna sarılıp öpmüş...

Olayı çok hafife almıyor musunuz? Ceylan öldü...

- Korkunç bir acı bu, kabul ediyorum, ama benim oğlum sorumlu tutuldu, ben de acı çektim yani. Allahtan annem ve babam çok destek oldu. En büyük desteği de, inanmayacaksınız ama, Efe'den gördüm.

FAZLA ZEKİ OLMAK DA HASTALIK

Anne oğul nasıl bir ilişkiniz var?

- Ben biraz Efeerkilim. Efe'nin kızkardeşi gibiyim. O beni yönetir. Kendisiyle ilgili konularda onun izni olmadan hiçbir şey yapamam. Belki oğlumu adam yerine koymayı fazla abarttım. Ama o kadar aklı evveldi ki. Hep ne yaptığını bilen bir çocuktu. Ona müdahale etmeye gerek duymadım. Fazla özgürlük mü tanıdım? Ben 11 yaşındayken hem Robert Koleji'i, hem Dame de Sion'u, hem de Alman Lisesi'ni kazanmıştım. Babam yalvardı, ‘‘Dame de Sion'a gir kızım’’ diye, ‘‘Hayır ben Alman Lisesi'ne gideceğim’’ dedim. Anlatabiliyor muyum? Bana da özgürlük tanındı. Üstelik Efe kişilik olarak benden daha dominant. Çok daha güçlü. Zaten gazetelerde yayınlanan o şeylerin benim oğlumun kaleminden çıkması mümkün değil. Efe çok daha zeki bir çocuk...

Oğlunuzun etrafında yükselen tartışmayı sadece ‘‘Çok zeki çocuklar bunlar’’ diye açıklayabileceğinizi düşünmüyorsunuz değil mi?

- Hayır. Zaten bu sadece Efe'nin olayı değil. Farklı ve bambaşka bir nesilden söz ediyoruz. Bunlar bilgi çağı çocukları. Her şeyi sorguluyorlar ve yargılıyorlar. İçinde bulundukları sistemi sarsmak ve değiştirmek istiyorlar. İdeolojik hatta mistik şeylere ilgi duyabiliyorlar. Belki de Yüzüklerin Efendisi'nin başarısını bununla açıklayabiliriz. Biz ne yazık ki onları kavrayamıyoruz. Ama bu kadar ileri ve zeki olmak da bir hastalık. Birtakım arayışlara girebiliyorlar, egzantrik tavırlar sergiliyorlar. Tüm bunları bir beyin fırtınası olarak yaşayanlarda sorun yok ama eyleme dönüştürenler ya kendilerine kıyıyor ya da başka şeylere sebebiyet verebiliyorlar. Benim dileğim bu tarz gençlerin alternatif eğitimler alabilmesi. Sistemi sorgulayan çocuklar bir de o sistemin içinde eridiği zaman bomba gibi patlıyorlar.

Efe'yi Kanada'ya yollama kararını nasıl aldınız?

- Efe, Kanada'ya Ceylan'ın vefatından birbuçuk yıl sonra gitti. Zannediyor ki insanlar, ben apar topar çocuğumu olayın akabinde buralardan kaçırdım. Alakası yok. Ceylan'ın intiharından sonra çocuklar sorgulanmış, olay kapanmıştı. Bir sene geçti, üniversite tahsili için Efe Kanada'ya gitti. Müzik teorisi ve siyasal bilimler okuyor. Gazetelerde o haberler yayınlandığında Efe Kanada'daydı yani.

Peki siz olan biteni nasıl açıklıyorsunuz?

- Açıklayamıyorum. Bir fenomen bu. Sosyal bilimciler, psikiyatrlar, eğitimciler, pedagoglar açıklayabilir bu yeni kuşağı. O zaman bir anne olarak belki ben de aydınlanabilirim.

Empati yapın ve kendinizi intihar eden o çocukların annelerinin yerine koyun...

- Ben kimseyi suçlamazdım. Ama şöyle de düşünebiliriz vefat eden çocuk Efe'yi etkilemiş olabilir ve Efe ölmüş olabilirdi. Ben zaten çocukların ilişkisine bu denli karışılmasından yana değilim. İntiharı stimule edemezsiniz, psikiyatrlar bile söylüyor bunu. Eğer bir çocuğun içinde bir zaafiyet varsa, bir olayda engellerseniz öteki olayda çıkar. İlişkileri önleyerek, baskı kurarak bir yere varamazsınız. Pek çok şeyde çocuğum için tedirgin olurum ama ona güvenme yolunu seçerim. Çocuğumun uygunsuz olduğunu düşündüğüm arkadaşları olmadı mı, oldu ama görüşmeyeceksin demedim, onu hiçbir konuda engellemedim.

EFE’NİN NİCKNAME’İ 7 KİŞİDE

İyi de bu tanınan özgürlük onların aleyhlerine de işleyebilir...

- Bana tanındı bu özgürlük: Ne kitaplarım, ne günlüklerim karıştırıldı. Bir gün olsun ailem özelime tecavüz etmedi. 16, 17 yaşındaki bir gencin hele internet gibi özeline girmek, chat münasebetlerini ondan izinsiz alıp basmak, bunlar kabul edilebilir şeyler değil. Herkes böyle yapmalı demiyorum. Haşa. Ama oğlum satanist değil, bilesiniz. Şu an net'te Efe'nin nickname'iyle 7 kişi var. Bir de acı olan şu, Efe burada suçlandığı FRP oyunu, Tolkien gibi şeyler üzerine yazdığı projelerle Kanada'da okul birincisi oluyor. Bu çocukların farklı zekaları, ilgi alanları var. İntihar eden çocukların kendilerini ifade edemediklerini düşünüyorum. Ama söylüyorum bu benim yorumum...

Yani siz anne olarak ‘‘Bir yerlerde hata mı yaptım?’’ diye kendinizi sorgulamıyorsunuz...

- Sorgulamaz mıyım? Kimse mükemmel değildir, olmuştur hatalarım. Belki babasız büyümek Efe'yi çok üzmüştür. Ama Efe yanlış yapılmış bir çocuk değil. Ben yanlışımdır, o değil. Onun gibi çocuklar fırsat verildiğinde ya Spielberg ya da Mehmet Öz oluyor. Verilmezse de ya dağa çıkıyor ya da kendini bir yerlerden atıyor...


Ayşe ARMAN
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Tekelci vatanseverlik
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Yatağınızın altında birini bulursanız
 
    Ali Atıf BİR
  Sünnette ilişki pazarlaması
 
    Ayşe  ÖZEK KARASU
  21'inci Yüzyıl için ikinci manifesto denemesi
 
    Bekir COŞKUN
  Kaplumbağa
 
    Doğan HIZLAN
  Yaşar Kemal artık yalnız değil
 
    Doğan ULUÇ
  Plakamı hangi milyoner yapacak
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Derviş Bey'in istifası
 
    Ercan KUMCU
  İş güvencesi
 
    Erkan ÇELEBİ
  Telefonda ‘oh’ dedirten Aycell cazibesi
 
    Ferai TINÇ
  Mezopotamya'ya yolculuk
 
    Gila BENMAYOR
  Biri kamyoncuları duymuş olmalı Savaş rüzgarı tersine esiyor
 
    Hadi ULUENGİN
  Diplomatik...
 
    Yurtsan ATAKAN
  TRT’nin kaynanası TT-Net olsaydı
 
    Muharrem SARIKAYA
  Derviş'in yeni hedefi: Seçimi erteletip, MHP'siz hükümet kurmak
 
    Murat BARDAKÇI
  Kararsız dedesi, karar verene kadar kellesinden olmuştu
 
    Pakize SUDA
  Üzgünüm Ahmet
 
    Tuğrul ŞAVKAY
  Lager birası 2-3 derecede içilir
 
    Uğur CEBECİ
  Pilot yerine Uçuş Yöneticisi
 
    Yalçın BAYER
  Benim Almanyam Benim Türkiyem
 
    Özdemir İNCE
  ‘‘Ana Rahmine Haklı Düşen’’in zihinsel yapısı
 
    Oğuz ARAL
  Beceriksiz ihtiyar
 
    Bülent BOĞ
  Buz nasıl eriyor
 
    İsmail ER
  Tokat faktörü
 
    Korkut GÖZE
  Biraz bekleyin
 
    Vedat OKYAR
  İyi sinyaller gördüm
 
    İbrahim Bilik
  Bodrum'da purocular için avantajlar
 
    Sevgi'nin Diviti
  Seçimde Aziz Nesin’i aman gene haklı çıkarmayalım
 
    Serdar TURGUT
  Bu olay komik mi yahu!
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2002 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com