|
İŞİN doğası gereği ekonomik veriler belli bir zaman geçtikten sonra yayınlanıyor. Her gün değişebilen Türkiye'de verilerin bir ya da iki ay gecikmeyle çıkması aslında işler kötüyken, verilerin iyi çıkması gibi bir durum yaratabiliyor. Aynı bugün olduğu gibi...
Az da olsa ekonomik bir büyüme söz konusuydu. Son çıkan ekonomik veriler iki ay önce ekonominin kıpırdadığını söylediler. Bugün ise yaprak kıpırdamıyor. Ödemeler dengesinin güçlü olduğu yönünde veriler geliyordu. Şimdi, ekonomideki dalgalanmalarla Türkiye'nin yurt dışından borçlanabilme olanakları çok kısıldı. Ödemeler dengesinin borçlanma ayağı yeniden sakatlandı.
ÖNCÜ GÖSTERGELER
Geçmiş verilere bakmaktansa, öncü göstergeler, belli bir hata payı içerseler de, iki ay öncesinin verilerine göre daha sağlıklı bilgiler verebiliyorlar. İktisatçıları en çok meşgul eden konulardan biri ekonominin gidişatı konusunda öncü göstergelerin neler olabileceğidir. Bu amaçla, anketler yapılır ya da mal siparişleri ve inşaat izinleri gibi veriler kullanılır.
Son yıllarda, benim dikkatimi çeken ve beni çok fazla yanıltmayan öncü göstergelerden biri günlük gazetelerin ekonomi sayfalarının adedi oldu. 2001 yılında krizin ortasında gazetelerde ekonomi sayfaları çok azalmıştı. Çünkü, reklam olmadığı için gazeteler sayfalarını azaltıyorlardı. 2001 yılında en çok reklam alan ekonomi sayfalarının sayısı da azalmıştı.
Yıl başından bu yana ekonomi sayfalarında dikkati çeken bir artma oldu. Örneğin, geçen aylarda Hürriyet Ekonomi genelde sekiz sayfa, bazı günlerde on sayfaya kadar çıktı. Son haftalarda ekonomi sayfaları yeniden azaldı. Geçen hafta Hürriyet Ekonomi bazı günler dört sayfaya kadar düştü. Dün yalnızca beş sayfaydı. Pazar günleri nispeten reklam artışı olduğu için bugün de sekiz sayfa. Vahap Munyar rahatlıyor, bizler tedirgin oluyoruz!
Ekonomi yeniden küçülme sürecine girdi. Reklamlar azaldı. İleriye dönük beklentiler bozuldu. Elli sayfayı aşan gazeteler yeniden kırk sayfanın altına düştüler.
İçinde yaşadığımız sorunlar ‘‘merak etmeyin, ekonominin dengeleri sağlam’’ diyerek küçümsenemez. Geriye dönük bakıldığında, ekonominin dengelerinin düzelme eğiliminde olduğu görünüyordu. Ama, bugünden ileriye doğru bakıldığında, ekonominin dengelerinin her gün bozulduğunu görüyoruz.
Küçülmeye razı olduğumuz sürece cari işlemler dengesi bozulmaz. Sermaye hareketleri dengesi ise belirsizlik ortamlarında her zaman bozulabilir. Geçen yılki krizde sorun cari işlemler dengesi değil, Türkiye ekonomisinin yurt dışından borç bulabilmesinin zorlaşmasıydı. Aynı sorun yeniden gündeme geliyor.
Krizden önce de, enflasyon düşme eğilimindeydi. 2001 yılı şubat ayı itibariyle yıllık enflasyon yüzde 26'ya inmişti. Bir yıl içinde yıllık enflasyon yüzde 90'ın üzerine fırladı.
PİŞMİŞ AŞ
Ekonomik dengelerin sağlamlığına güvenmek mümkün değildir. Türkiye gibi ekonomilerde dengeler çok çabuk değişebiliyor. İyiden kötüye geçiş çok çabuk olabiliyor. Ama, kötüden iyiye geçiş daha fazla zaman alıyor. Dolayısıyla, son dönemlerde elde ettiğimiz kazanımları heba etmemek için beklentileri kötüleştiren gelişmeleri çok çabuk geri çevirmemiz gerekiyor. Çünkü, kötüleşmenin hızı artıyor.
Böyle bir ortamda, IMF Başkanı'nın ‘‘Türkiye ve Brezilya'nın borçlarını ödeyememe olasılığının yüzde 20 olduğu’’ yönündeki lafları ‘‘pişmiş aşa su katmak’’ gibi oluyor. Yüzde yirmi olasılığın istatistiksel olarak yüksek olduğunun farkında değiller galiba. |