07/07/2002 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Yazarlar
07.07.2002
Ali Atıf BİR
Galatasaray mı, milli takım mı çok izlendi
  
 

‘‘EĞER dünya kupası maçları saat farkı nedeniyle gündüz değil de gece yayınlansaydı, maçlar daha fazla izlenir ve reklam veren dünya kupasına daha fazla ilgi gösterirdi.’’

Bu sadece benim görüşüm değildi. Dünya Kupası öncesinde bütün Avrupalı reklamcılarla birlikte Türk reklamcılar da böyle düşünüyordu. Dünya Kupası'nın başlamasıyla da korkulan oldu, erken saatlerde yayınlanan maçlar gece yayınlanan maçlar kadar rating almadı. İngiltere-İsveç maçı, İngiltere'de % 23.1, Fransa-Senegal maçı ise Fransa'da % 19.7 rating alabildi. Almanya-İrlanda maçı ise Almanya'da sadece % 17.6 rating alabildi. Türkiye'de ise ilk Brezilya maçının ratingi AGB sonuçlarına göre sadece % 15.6 idi.

Açık olan televizyonların % 72'sinde ekranda Brezilya maçı görünse de, az sayıda televizyonun açık oluşu Brezilya maçını izleyenlerin yüzdesini % 15.2'den yukarıya taşıyamadı. Fransa'nın ve İngiltere'nin kupadan erken elenişi Avrupalı reklamcılar için şok üstüne şok oldu. Grup maçlarından sonra maç naklen yayınlarına olan ilgi iyice azaldı ve tahmin edilen reklam gelirlerine ulaşılamadı.

Türkiye'de ise durum farklı oldu. Milli Takım başarıdan başarıya koşunca, tüm Türkiye ile birlikte TRT yönetiminin de yüzü güldü. TRT ilk ilk üç maçda reklamların saniyesini 1200 dolara satarken sonraki iki maç için bu ücreti 1300 dolara son iki maç için ise 1400 dolara çıkardı. Çıkarmakta da haklıydı. Her maç bir öncekine göre daha fazla izlenir hale geliyordu. Saat 14.30'da yayınlanan yarı final maçına gelindiğinde, açık olan televizyonların % 82.2'sinde Brezilya maçı ekrandaydı. Ancak yine maçın erken bir saat de yayınlanması ratingi % 24'ten yukarıya çıkaramadı.

Gelin Galatasaray'ın şampiyon kulüplerde en çok izlenen maçına bakıp bir kıyaslama yapalım. Saat 21.45'te yayınlanan Galatasaray-Juventus maçı % 40 rating almıştı. Aynı saatte yayınlanan Atletico Bilbao maçının ratingi ise % 31.5 olmuştu. Bu rakamlar bize eğer Brezilya maçı gece yayınlansaydı ‘‘Kesinlikle tarihi bir rating rekoru olurdu’’ diyor.

Şimdi gelelim can alıcı noktaya. Yani ‘‘TRT maç yayınları için ödediği 10 milyon doları geri aldı mı, almadı mı?’’ noktasına. Güvenilir kaynaklarıma göre TRT tüm Dünya Kupası maçlarından 14 milyon dolar gelir elde etmiş. Yani Rüştü, Hasan Şaş ve İlhan Mansız bir bakıma TRT'nin de hayatını kurtarmış.

Bu hesaba göre TRT 4 milyon dolar kárda görünüyor. Diğer güvenilir kaynaklarıma göre de TRT maç ve eş dost nakillerini sağlamak için 5 milyon dolar harcama yapmış. Bu hesaba göre de TRT bir milyon dolar zararda görünüyor. Eğer TRT rakamları açıklarsa gerçeği öğreniriz. Maç nakli masraflarına eş-dost nakli masrafları dahil değilse, kanımca, 5 milyon doların hepsi zarar bile olsa, bu zarar, ulusça ekran başında bize uygulanan doğal terapiye değer. Ya bir de ‘‘Ne olacak bu Başkanımızın hali’’ diye herbirimiz saati 60 dolardan psikoloğa görünseydik? Astarı yüzünden pahallı olmaz mıydı?


Serap Harput öğrenmek istiyor


ECMEL'le birlikte, Alanya Migros'un neredeyse tamamını satın alıp kasalardan birine iliştik. Mal okutma işlemi bitip, gözlerin faltaşı gibi açılma sahnesine geldiğimizde kasadaki on yedi-on sekiz yaşlarındaki bayana kredi kartımı verdim. Aldı, ismimi okudu, sonra yüzüme baktı ‘‘Siz her gün.. Yok her Pazar Hürriyet'te okuduğumuz Ali Atıf Bir misiniz?’’ dedi. Gülümseyerek hafifçe kafamı ‘‘Evet’’ gibilerden salladım. ‘‘Ben sizi her hafta okuyorum. Sizden o kadar çok şey öğreniyorum ki anlatamam. Çok teşekkür ederim. Bakın eşiniz yine Komili Zeytinyağı'na geri dönmüş. Hem de bir tabak için..’’

Bir an afalladım. ‘‘Neden bahsediyor bu kız ya’’ diye düşündüm içimden. Sonra anladım ki, iki hafta önce yazdığım yazıdan söz ediyor. Hani ‘‘Ecmel Lio aldı, bir yağ şişesine gül gibi Komili'yi sattı’’ diye yazmıştım ya, onu hatırlatıyor bize.

Yakasındaki isimliğine baktım ismi Serap'tı. Serap Harput. ‘‘Hergün Hürriyet mi okuyorsun Serap?’’ diye sordum. ‘‘Evet. Eve gittiğimde tek öğrenme kaynağım o. Ben de herşeyi öğrenmek istiyorum. Aslında sadece sizi değil Hürriyet'in bütün yazarlarını okuyorum. Her köşesini okuyorum. Öğrenmek istiyorum.Herşeyi öğrenmek istiyorum. Geçen sefer başaramadım ama bu sefer üniversiteye girmeyi başaracağım’’ dedi.

İmzamı attım, kredi kartımı geri aldım. Serap'ın son sözünü içimden tekrar etmeye başladım: ‘‘Herşeyi öğrenmek istiyorum, herşeyi öğrenmek istiyorum, herşeyi öğrenmek istiyorum...’’

Ne kadar çok Serap var çevremizde değil mi? Kendilerini hatırlatmasalar bile onlardan emin olmamız gereken ne kadar çok Serap var. Ne kadar çok Serap var öğrenmeye aç. Bir şeyler yapmamız gerekli Seraplar için. Seraplara fırsat yaratmamız şart.

Sonra gidip Ecmel'e taş fırın erkeği çıkışı yaptım: ‘‘Beni okurlarıma rezil ediyorsun, bir Lio alıyorsun, bir Komili, kafalarını karıştırıyorsun. Karar versene ne alacağına ya...’’

Ecmel
gayet sakin yanıtladı: ‘‘Ama geçen alışveriş yaptığım yerde Komili'lere bu seramik tabaktan bağlamamışlardı ben ne yapayım. Üstelik Lio adamın elinden kayıyor, tutması da zor.’’

Şimdi de Lio'ya duyurulur.


Daha büyüğü adam olmamıştı ki!


ANIMSARSINIZ Turkcell'in Raga Oktaylı Cell-O kampanyası başladığında ayrıntılı bir analiz yapmış ve beş yıldız vermiştim. Peşinden bir Milli Takım sponsorluk filmi yapıldı. Milli Takım başarıdan başarıya koştukça, bu filmde ‘‘gidini gidini Türkler geliyor’’ diyen Raga Oktay daha da beğenilmeye, Turkcell markasına güç katmaya başladı. Biz Cell-O'dan şöyle okkalı bir macera daha beklerken.. O ne? Bir de baktık göz açıp kapayıncaya kadar devreye ‘‘Havuç’’ girmiş. Aslına bakarsınız, Havuç, ‘‘Çocuklar Duymasın’’ın üç dört hafta önceki bir bölümünde ağzına ‘‘Aumm’’u dolayınca bunun bir ‘‘product placement’’ (ürün yerleştirme) olduğunu anlamıştık. Havuç şiddetle bir cep telefonu olsun istiyordu. Bu telefon isteğini rakiplerden önce davranıp Turkcell'in iletişim aktifleri arasına katmak gayet akıllıca bir davranıştı. Ancak Havuç'u bu kadar kısa bir sürede karşımıza ‘‘Küçük Cell-O’’ olarak çıkarmanın ne alemi vardı, onu anlamıyorum. Daha büyük Cell-O'nun bir büyüklüğünü görmedik ki, Küçük Cell-O'nun ‘‘Küçük’’lüğü bir şey ifade etsin. Daha büyük Cell-O'nun etinden, sütünden, derisinden yararlanılmadı ki, Küçük Cell-O'ya gereksinim duyulsun. Üstelik de ‘‘dağ fare doğurmuşçasına’’.. Hadi acele edip soktunuz Havuç'u devreye diyelim, Havuç'un bilmişliğine yakışan bir reklam olmuş mu bu şimdi? Sıkıcı, sıradan, düzmantık birşey işte. Kusura bakmayın ama böyle.. ( Reklam Ajansı: Y&R Reklamevi, Rating: * * )


Aria'dan extra extra reklam


ARİA'nın ‘‘Extrakart’’ reklamını beğendim. Aria çıktı çıkalı ikinci kez eli yüzü düzgün bir reklamla karşımıza geldi. Aksak ritimli rap müziği eşliğinde dans eden gençlerin ve ‘‘Aria'dan Extra, Extra Kart’’ nakaratının iş yapma olasığı yüksek. Eğer aynı stratejinin farklı yaratıcı uygulamalarıyla devam edilirse, Extra Kart'ın rapcileri Hazır Kart'ın Özgür Kız'ına ve Mycep'in Cem Yılmaz'ına pekala rakip olabilirler. Yalnız Telsim'in başta Oxkartla, Fixkartla, Paratikartla düştüğü hataya düşmemek Aria/Extra Kart bağlantısını, Turkcell/Hazırkart gibi baştan iyi kurmak lazım. Benden söylemesi... ( Reklam Ajansı: Güzel Sanatlar/Bates Rating: * * * * )

DÜNYA Kupası reklam bombardımanı sırasında gözünüze bir Sütaş reklamı takıldı mı bilmiyorum. Ben bir kere izleyebildim. Çok hoşuma gitti. Ekranda ineklerin her zaman top koşturduğu saha var. Ama bu kez bekliyoruz, bekliyoruz inekler yok! Dış sesten öğreniyoruz ki bizim inekler Milli Takım'ın maçını izlemeye Japonya'ya gitmişler. Varolan stratejiyi destekleyen, markayı güçlendiren çok hoş bir reklam değil mi? ( Reklam Ajansı: Güzel Sanatlar/ Bates Rating: * * * * * )

Çekirgelik

Para herşeyi yapar diyen adam para için herşeyi yapan adamdır.

(Benjamin Franklin)


Ali Atıf BİR
Tüm yazıları
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Rahel'in koynunda ölen Nikoli Efendi'nin hikayesi
 
    Abdülkadir Küşin
  Kesintiler vergiler ve dümenciler
 
    Ayşe ARMAN
  Şahsi skandallarımın en vahşisi
 
    Bekir COŞKUN
  Bakan ile kaplumbağa
 
    Doğan HIZLAN
  Tek şiiriyle hatırladıklarımız
 
    Doğan ULUÇ
  Sen de bu çeki alsan her filmde oynarsın
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Peki ne olacak? Kim bilir!
 
    Ercan KUMCU
  Ekonomik dengelerin sağlamlığı
 
    Erkan ÇELEBİ
  10 milyon liralık dava 50 trilyon kurtaracak
 
    Ferai TINÇ
  'Bekçileşen Türkiye' modeli
 
    Gila BENMAYOR
  Ne oldu sana Oriana?
 
    Yurtsan ATAKAN
  Vagondaki inek çayırdaki inek biz trene binek
 
    Muharrem SARIKAYA
  DSP'de karar günü
 
    Murat BARDAKÇI
  90 yıl sonra yine aynı hasta adam fotoğrafı
 
    Pakize SUDA
  Bir zamanlar...
 
    Sedat ERGİN
  Flu bir fotoğrafa bakmak
 
    Tuğrul ŞAVKAY
  Herşey dahil turlar en tehlikelisi
 
    Uğur CEBECİ
  Havada şeytan üçgeni
 
    Yalçın BAYER
  Spor değil tarih
 
    Özdemir İNCE
  Bir örnek: İspanya
 
    Oğuz ARAL
  67'lilerden sizi Allah korusun
 
    İbrahim Bilik
  Puroyu yalamak hem gereksiz hem çirkin
 
    Sevgi'nin Diviti
  Taksim hep böyle olsaydı
 
    Serdar TURGUT
  Sıcak yetmiyormuş gibi
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2002 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com