|
KIRKPINAR'ın davulları gümbürdemeye başlayınca Trakyalı'nın da yüreği gümbürder. Yağlı güreşe olan tutkunun coşkusudur bu duygu.
641 yıldır yaşatılan bir efsanedir Kırkpınar. Türklerin 1361 yılında Trakya'ya geçişi ile başlamıştır.
Bu yılki güreşlere Anadolu'nun çeşitli yörelerinden gelen bine yakın pehlivan katıldı.
Deste, küçük, orta, başaltı ve baş olmak üzere 12 yaşından başlayan ve gruplara ayrılan pehlivanlar, kilolarına göre değil, bilgi ve ustalıklarına bakılarak eşleştirilirler.
Davul ve zurna eşliğinde er meydanına çıkan pehlivanlar, önce peşrev denen ısınma hareketleri yaparlar.
Pehlivanlar peşrevde, kaslarını yumuşatır, nefesini açar, kalbini ve beynini güreşe hazırlar.
Peşrevde üç kez ileri, üç kez de geri gidişten sonra, sol diz yere konularak sağ el yere hafifçe vurulur, sonra dize, dudağa ve alna üç kez götürülür.
Peşrev tamamlandıktan sonra rakipler karşılıklı gidip gelirler. Birbirlerinin paçalarını yoklarlar. Sırtlarını sıvazlar, enselerini yoklarlar. Ve el ele tutuştuktan sonra güreşe girişirler.
Er meydanı edep adap gerektirir. Pehlivanlar çayırda dürüstçe kıran kırana kapışırlar.
Yenen, sırtı çayıra yapışanı kaldırır, kucaklar ve sırtını sıvazlar.
Yenilen kendisinden daha güçlü, daha usta olanı kutlar. Er meydanının değişmeyen kuralıdır bu...
* * *
Bu yılki 641'inci Kırkpınar güreşlerini Sarayiçi çayırında izlerken yanımda oturan dünya ve olimpiyat şampiyonu unutulmaz güreşçilerimizden Gazanfer Bilge'ye kafamı kemiren soruyu sordum:
- Burası bulunmaz bir kaynak. Burada güreşçi kaynıyor. Buraları izleyen var mı? Yetenekleri mindere taşıyorlar mı?
Gazanfer Bilge acı acı güldü:
- Eskiden Yaşar Doğu, Celal Atik ve ben yapardım. Beğendiğimiz pehlivanları alır götürür, fabrikalarda işe yerleştirirdik. O zamanlar müesseselerin güreş takımları vardı. Onlar, bu çocukları dünya şampiyonalarına hazırlarlardı.
Uzun zamandan beri artık bu yapılmıyormuş. Çünkü müessese takımları hep kapanmış.
Kırkpınar gibi zengin bir kaynaktan Türk güreşi gerektiği gibi beslenemez olmuş.
- Ben de bu çayırlarda yetiştim, diyor Gazanfer Bilge. Madalyaları silip süpüren güreşçilerimizin hepsi bu çayırdan çıktı, diye de ekliyor.
Kıran kırana güreşen sırım gibi genç pehlivanları izlerken, Türkiye'nin eşsiz potansiyelini, güreşte de kullanamadığına yanıyorum.
Yağlı güreş çayırında yetişen yetenekler mindere çekilebilse, ‘‘Hepimiz bu çayırlardan çıkıp dünya ve olimpiyat şampiyonu olduk’’ diyen Gazanfer Bilge'nin dediklerine kulak verilse minderlerde yine fırtına gibi eseriz.
Öyle bir iki madalyayla yetinmek zorunda kalmayız.
NOT YORUM
HEPSİNİ ALNINDAN ÖPELİM
Hiç kimse şimdi çıkıp ‘‘Ben bu olacakları tahmin ettim’’ filan diye bilgiçlik taslamasın.
Türk milli takımının dünya üçüncüsü olacağını hiçbirimiz rüyamızda bile göremezdik.
Hiç kimse Şenol Güreş ile futbolcularımızın başarısını küçültme ukalalığı yapmaya kalkmasın. Hepsini alnından öpmek boynumuzun borcudur. |